Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

Ne Diyor Bu Etiketler?

153 0

Yazı: Balkan TALU
Piyasada satılan ürünlerin ne kadar “doğa dostu,” “çevreci,” “organik” veya “yeşil” olduğu bugün giderek daha çok tartışılıyor, konuşuluyor ama bu konu aslında dünyada 1970’Ii yıllardan beri gündemde. Her firmanın kendi ürününü yeşil olarak nitelemesinin doğal olarak büyük bir kafa karışıklığına yol açtığı o günlerden bu yana köprünün altından çok sular aktı. Bu işi kontrol altına almak da bağımsız denetim kuruluşlarına düştü. Bu konuda kurulan ilk bağımsız yapılardan biri de Uluslararası Organik Tarım Hareketi Federasyonu (IFOAM) oldu. 1972 yılında kurulan IFOAM amacını, biyolojik çeşitliliği koruyan organik ürün hareketlerine liderlik etmek; yerel oluşumları birleştirmek ve liderlik yapmak olarak açıklıyor. Yıllar içinde yeşil çıkartmalar (green sticker) dağıtan hükümetler, kendilerine genel kıstas olarak IFOAM şartnamelerini aldriar. Artık Kuzey Amerika’da yeşil çıkartma sahibi olmak yasal bir zorunluluk. Yeşil etiketler ise (Ecolabel), yeşil çıkartmalardan farklı olarak, bağımsız kuruluşlar tarafından veriliyor. Yeşil etiket sahibi olmamanın hukuki bir yaptırımı yok ama çevre konusunda hassas yeni tip tüketicilerin varlığı da firmaların rekabet edebilmesi için yeşil etiketleri neredeyse zorunlu kılıyor.
İnternet üzerindeki en kapsamlı ve güvenilir yeşil etiket bilgi bankalarından biri olan ecolabelling.org’a göre, yeşil etiketlerin hem tüketicilere, hem de üreticilere sayısız faydası var. Bunların başında da sertifikalı etiketlerin, Greenwashing (Yeşil Badanalama) tehlikesini bertaraf etmesi veya en azından hafifletmesi. Nihayetinde tüketiciler normal olarak, bağımsız kuruluşların onayına, şirketlerin kendi haklarındaki fikirlerinden daha fazla güveniyorlar. Aslında bu karşılıklı bir güven temininden başka bir şey değil. Bu güvenin aracısı da sertifika kuruluşları. İşleri de bir hayli zor çünkü yeşil etiket kriterleri bir ürünün hammaddesinin temininden meta olarak dağıtımına kadar bütün aşamaları, ne-rededeyse tüm yaşam döngüsünü kapsıyor. Ayrıca her sertifikanın farklı geçerlilik süreleri var. Dolayısıyla sertifika dağıtan kuruluşlar etiket verdikleri şirketleri sürekli olarak, çok dikkatli bir şekilde yeniden yeniden denetlemek zorundalar.
Bu etiketleme sistemi, doğal olarak pazara çevre dostu ve yeşil ürün sunmak isteyen girişimci ve kuruluşlar için de hayati öneme sahip, ecolabelling.org’a göre sistemin önemli avantajlarından biri de düşük maliyeti: “İlk olarak yeşil etiketler için başvuru yapmak, danışmanlara tonlarca para dökmekten çok daha ucuza geliyor çünkü ürününüzün doğa dostu olup olmadığını denetlemek için yeşil etiket dağıtan kuruluşlar zaten oldukça detaylı bir denetim ve düzenleme sistemlerine sahipler.”
Avrupa ve Ecolabel
Yeşil etiketlerle ilgili Türkiye’nin en yakından takip ettiği kurumsa doğal olarak Avrupa Birliği. Zaten Türkiye’yi AB üyeliği konusunda en çok zorlayacak başlıklardan birinin çevre konusu olacağı da gayet iyi biliniyor. Türkiye’den yeşil etiket başvurusu yapmak isteyen şirketlerin adresi ise Avrupa Komisyonunun EU Ecolabel kuruluşu.
İlk defa 1992 yılında oluşturulan EU Ecolabel, AB’ye üye ülkelerin hükümetlerinde görev yapan uzmanlardan oluşuyor. Denetim Komitesinin uzmanları yeşil etiketleri belirleyen ilkeleri oyladıktan sonra bunlar AB’nin yeşil etiket kıstasları haline geliyor. EU Ecolabel, kuruluşundan bugüne kadar 839 ayrı şirkete sertifika dağıtmış. Sadece 2008 yılında kuruluşun Yeşil Pazar Kataloguna 230 yeni şirket eklenmiş. Bu rakam yeşil etiket sahibi şirketlerin sayısının bir senede yüzde 45 arttığı anlamına geliyor ki, bu pazarın nasıl jet hızıyla büyüdüğünün önemli bir kanıtı.
Aslında Avrupa veya bir başka yer; hiç fark etmiyor: Dünya tüketicileri bir bütün olarak aldıkları malların doğaya duyarlı olup olmadığına gün geçtikçe daha fazla dikkat ediyorlar. Nedeni basit: Kullandıkları ürünler kendilerinin ve ailelerinin sağlıklarını da birebir etkiliyor. Örneğin gıda ürünlerinde özellikle çocuklarının beslenmeleri konusunda titiz davranan aileler hızla organik ürün pazarına yöneliyorlar.Tüketiciler aldıkları ürünlerin gerçekten yeşil olup olmadığını giderek daha fazla merak ediyor. Üreticiler ise giderek daha fazla çevreye duyarlı ürünler yetiştirmeye mecbur ediliyorlar. Öte yandan üreticilerin en çok kafasını kurcalayan sorunlardan biri, ürettikleri malların doğaya uygunluğunun nasıl denetleneceği ve tabii bu konuda doğru bilgiye kimin sahip olduğu. İşte yeşil etiket kuruluşları, bu sorulara doğru ve etkin cevap bulmanın peşindeler. Dünyanın dört bir yanında dağıtılan etiketler, kendilerini global piyasaya uzun zamandır kabul ettirdiler. Dolayısıyla üreticiler için artık çok da fazla mazeret kalmamış durumda. Sadece dört etiketle en gerilerden gelen Türkiye’nin ve firmalarının ise kat etmesi gereken çok fazla mesafe var.


 
Avrupa’nın önderleri: İtalya ve Fransa
EU Ecolabel kuruluşunun ülkelere göre etiket dağılımı grafiğinde en fazla etiket sahibi olan ülkeler italya ve Fransa, italya ve Fransa’nın 10O’den fazla sertifikası var. Almanya ve Danimarka ise 50’den fazla sertifikayla üçüncü ve dördüncü sıraya yerleşiyorlar. Sadece bir etikete sahip olan 10 ülke var. Avustralya, Çin, Kıbrıs, Mısır gibi ülkeler sadece birer oelge alabilmiş. Türkiye ise dört firmayla Letonya, Romanya, Macaristan, Tayland gibi ülkelerle orta sırayı paylaşıyor. Sertifikaların sektöre göre dağılım grafiğine bakıldığında en fazla etiket dağıtılan hizmet turistik konaklama. Turistik konaklamayı çok amaçlı temizlik ürünleri, tekstil, ooya malzemeleri ve vernikler takip ediyor. En az sertifika alan oazar ise sadece iki şirket tarafından temsil edilen taşınabilir oilgisayarlar.
http://ec.europa.eu/environment/ecolabel/


 
Birincilik Gıdada
Bugün yeşil etiketler gerçekter çok geniş bir ürün yelpazesin opsıyor. Deterjan ve temizleyiciler de yeşil etiket sahib olmaya çalışıyor, giyim markalar da. Turistik oteller de yeşil etiket oeşinde, ormancılık sektörü de.. Yine ecolabelling.org’un verilerine göre, halihazırda dünya çapında tam 325 yeşil etiket türü var. Bunların sektör bazında dağılımına gelince, 90 adetle gıda endüstrisi başı çekiyor. Gıdayı, oerakende, yapı malzemeleri, orman ürünleri, enerji ve diğerler takip ediyor.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


Biri Bize Yalan Söylüyor!
Doğada çözünür! İyi de kaç yılda? Hormonsuz! Testesteron hormon değil mi? Hayvanlara eziyet uygulanmamıştır! Neyin eziyet olduğunda anlaşabiliyor muyuz bakalım? İşler çok karışık, çok!
Tüketilen malların doğayla, çevreyle ve sağlıkla uyumlu olup olmadığını, yeşil etiketler belirliyor. Peki, bütün etiketler ve tanımlar gerçekten güvenilir mi, yoksa birileri bize yalan mı söylüyor? Amerika’da yayınlanan önemli muhalif haber dergilerinden Motherjones’un yeşil etiketleri ameliyat masasına yatıran bir hayli eğlenceli haberini EKOIQ okuyucularıyla paylaşıyoruz.
Gelelim Motherjones’in değerlendirme skalasma. Motherjones’un barometresine göre “Yeşille” işaretli ürünlere güvenebilirsiniz. “San” ile belirlenmiş ürünlerin durumu biraz netameli ama çok detaycı değilseniz o etiketlere sahip ürünleri almanızın çok da bir mahzuru yok. Ama “Kırmızı” renkli olanlara gelince durun. Mot-herjones’a göre onların iler tutar hiçbir yanı yok!

GIDA ÜRÜNLERİ/ORGANİKLER
Demeter
Demeter kendini Biyodinamik bir etiket olarak tanımlıyor. Biyodinamik gıdalar ve şaraplar organik ürünlerin de ötesine geçiyor. Demeter etiketli ürünlere güvenebilirsiniz çünkü bu kapsamdaki Biyodinamik ürünler hem biyolojik çeşitliliğe saygılı, hem de üretimlerinde tehlikeli zirai ilaçlar (pestisitler) kullanılmıyor. 1997 yılın­da kurulan Demeter International’in halihazırda 16 ülkede temsilciliği var ve toplam 43 ülkede 4200 üreticiyi temsil ediyor.
USDA Organic
ABD Tarım Bakanlığı tara­fından kullanılan bir orga­nik gıda etiketleme siste­mi. Motherjones, bu etiketin yüzde yüz güvenilir olduğunu, üretim­den ambalajlamaya kadar bütün aşamaların denetlendiğini söylüyor. US­DA ORGANIC, “yüzde 100 organik ürünlerin” dışında “Sertifikalı Orga­nik” adıyla da etiketler dağıtıyor. Bu ürünler sadece yüzde 5 oranında orga­nik olmayan madde içerebiliyor.
Food Alliance
Food Alliance etiketi al­mak isteyen kuruluşlar GDO’Iu ürünlerden uzak durmak zorunda. Buraya ka­dar her şey normal. İşin içindeki bit yeniği Food Alliance’m pestisitlere izin vermesi. Üretimde kimyasal ilaç kulla­nılmasına karşın mahsulün organik sayılmaya devam etmesi bir hayli il­ginç tabii…
“Natural” (Doğal)
Ürünlerinizde yapay tatlandırıcı yok ama leziz bifteğinizin antibiyotikli ya da hormonlu olduğunu öğrenirseniz şaşırmayın. Şifa niyetine…
“Hormon Free” (Hormonsuz)
Testosteron yüklenmiş bifteklerin üzerinde hormonsuz ibaresini görün­ce insan kendi kendine soruyor: Tes­tosteron hormon değil de nedir?
“No Additives” (Katkı Maddesi Yoktur)
Ürünlerinizde yapay tatlandırıcı veya renklendirici olmadığı anlamına geli­yor… Veya gelmiyor… Bilemiyoruz çünkü olay tamamen üreticinin insafı­na kalmış durumda.
HAYVAN HAKLARI
Certified Humane Raised & Handled
Bu etiket hayvansal ürünlerdeki en sorun­suz etiketlerden biri olarak biliniyor. Mevzubahis işareti görünce damızlık hayvanların ger­çekten doğal olarak otlatıldığına emin olabiliriz. Hayvanlara antibiyo­tikler sadece hasta oldukları zaman veriliyor.
Leaping Bunny (Sıçrayan tavşan)
“Sıçrayan Tavşan” etiketi esas olarak temizlik malzemeleri ve kozmetik ürünlerini kapsıyor. Bu sertifikaya sahip sabunlar, parfümler hayvanlar üzerinde denenmiyor. Body Shop, bu sertifikaya sahip en meşhur markalardan biri.

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş