Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

İnsanlığı Zekâ Kurtarır

62 0

Taner Öngür: “İnsanlığı Zekâ Kurtarır”
Moğollar Grubu ile birlikte, küresel ısınmayla ilgili bu topraklardaki ilk şarkı olan “Alarm”ı yapmış olan Taner Öngür şimdilerde Serap Yağız ve Suların Uğultusu ile “Güneş Şarkıları”nı söylüyor. Bir yandan da hayat dersleri veriyor, tabii anlayana…
Yazı: Balkan TALU
Fotoğraf: Saygın SERDAROĞLU
Taner Öngür’ü biz Moğolların basçısı ve BarışaRock’un fikir babası olarak tanırız genellikle. Dolayısıyla Taner Öngür’ün protest müzik konusundaki deneyimleri de uzun yıllara dayanıyor. Türkiye’de küresel ısınma bu kadar fazla konuşulmazken “Alarm” adındaki parçasıyla konuyla ilgili ilk şarkılardan birini de Taner Öngür yapmıştır. On yılını Almanya’da geçirmiş, işgal evlerinde sonradan partileşecek Yeşiller hareketinin bebek adımlarına şahitlik etmiş bir sanatçıdan söz ediyoruz. Dolayısıyla Serap Yağız’la kurduğu Suların Uğultusu grubuyla “Güneş Şarkıları” albümünü ve sürdürülebilir müzik festivalleri düzenlemeye kafayı taktığını öğrenince gidip kapısını çalmak farz oldu.
Taner Öngür’ün Taksim Tepebaşı’ndaki evinden içeri girdiğimiz anda bizi irili ufaklı zihni sinir aletleri karşılıyor. “Bir yıldır elektrik faturası ödemiyorum buzdolabını da fişten çektim ama merak etmeyin suyu bakkaldan yeni aldım” diyor bizlere gülümseyerek su ikram ederken. “Şurada gördüğünüz küçük güneş panelini 40 liraya aldım” deyince etrafa daha dikkatli bakmaya başlıyoruz ve Taner Öngür de “Pedalpower” (pedal gücü) mucizesini anlatmaya başlıyor bize: “Uzun bir boru yapıp, bunu tahta bir aksamın üstüne oturtmuşlar. İçinde bir şarj dinamosu var. Altı tane bisikletin arka lastiğine bunu oturtuyorlar. Seyircilerden altı tane gönüllü çağırıyorlar. Onlar pedal çeviriyor ve 1500 wattlık ses sistemi bu şekilde şarj oluyor.”
Çamaşır Yıkar Gibi Festival Yapmak
Taner Öngür ecofriend.org sitesinden indirdiği onlarca sayfa çıkışından birini gösteriyor. Az gelişmiş ülkelerde çocukların kullandığı pedal gücüyle çalışan laptoplar ve çamaşır makinelerine bakıyoruz. Öngür, “Üstelik bu çamaşır makinesini kendimiz evde de yapabiliyoruz. Artık konserleri ve festivalleri de çamaşır yıkar gibi pedal çevirerek yapabiliriz” diyor. Pedalla çalışan çamaşır makinesini eskiden beri Vosvos tamirciliği yapan eski arkadaşı Murat Küçük’e şimdiden sipariş etmiş bile. “Birkaç gün içinde biter, zor bir şey değil yapması ” diyor. Taner Öngür bu; şaka değil. Her an, her şeyi yapabilecek bir insan kendisi.
1970’lerde Moğollar’m henüz kurulduğu zamanlar, Akkuyu’daki nükleer santral projesinin ilk onaylandığı yıllara denk geliyor. Taner Öngür, Mimarlar Odası’nın toplantısına gidiyor. Almanya’daki işgal evlerinden yeni dönmüş bir müzisyen olarak heyecanla söz alıyor ve diyor ki “Ben de kampanya için müzik festivali yaparım.” Hakikaten yapıyor da. İstanbul Ortaköy’de bir gün boyunca 5 grubu bir araya getiriyor. Ankara’da da 4 gün boyunca 28 grup konser veriyor. Türkiye’nin ilk rock festivali işte böyle örgütleniyor.
Mazot Ne Demek?
Yıllar sonra 2003 yılına gelindiğinde birçoğumuzun yakinen bildiği Banşa-Rock girdi hayatımıza. BanşaRock, sadece nükleer karşıtlarının buluştuğu bir platform değildi tabii. Eşçinseller de vardı, feministler de. Sosyalistler de vardı, savaş karşıtları da. Sesi bastırılan, susturulan her örgütlenme festivalde stant açabiliyordu. Taner Öngür muzipçe gülümseyerek “En ihtilaflı gruplara yan yana stant açtırıyordum. ‘Kusura bakmayın çocuklar, yer yok’ diyordum. Birbirlerine çay, ısmarlasınlar, konuşsunlar istiyordum” diyor. Sonra bir gün festival tırının mazota ihtiyacı olduğunu, duyunca kendi deyimiyle, kafasına dank ediyor. Mazot ne demek? Fosil yakıt, petrol demek. Petrol ne demek? Irak Savaşında binlerce insanın ölmesi demek.”
Zihin jimnastiği devam ediyor: “Peki doğalgaz ne demek? Putin, Medvedev ve Gazprom demek. Hele o kömür bahsini hiç açmayalım. En son madenlerde çalışmak için insan toplandığında gençlerden birkaçı ‘bize öncelik verin’ diye bağınyorlardı. Öncelik istemelerinin sebebi de babalan grizuda ölmüş, ama gene de madene girecekler. Böyle rezalet olur mu? Dünyanın en kirli kaynaklarından biri için bu kadar cana değer mi?”
Özellikle Banşarock bittikten sonra Taner Öngür bu soruların üzerine daha çok gidiyor. Öyle ya büyük festivaller için kurulacak ses sistemleri için gereken güç başka nasıl sağlanabilir?
“Ben aslında biraz da bu şekilde müzik yerine poz yapanları protesto ediyorum” diyor Taner Öngür ve ekliyor: “Bu büyük duman makineleri, ışık gösterileri falan çok anti-müzik bir şey. Bir de niye illa 50-60 bin kişilik bir topluluğu tıkış tıkış aynı yere toplamaya bu kadar meraklıyız acaba? Yurtdışında birçok festival gündüz çok daha dar kitlelere yapılıyor. 1000-1500 kişi için de çok sağlam festival yapabilirsiniz. BanşaRock’ta yıllarca o pet şişe çöplerini ne yapacağımızı bilemedik. Roskilde Festivalinde alanda su çeşmeleri var ve depozito karşılığında katılımcılara festival logolu cam şişe dağıtıyorlar. Çeşmeden suyunuzu doldurup içiyorsunuz.”
Taner Öngür internetten araştırmaya devam ediyor ve Türkiye’de, üstelik ikinci defa, Güneş Enerjisi Teknolojileri Fuarının düzenlendiğini öğreniyor. Hemen kendi 9 volt, 5 wattlık amplifi-katörüne güneş paneli bağlıyor. Bizler de şahidiz, çalışıyor. Bu deneyden sonra Taner Öngür fuar yöneticilerine Güneş Şarkıları isimli bir albüm yaptıklarını söylüyorlar. Girasolar firması güneş enerjisiyle çalışan 2000 wattlık bir ses sistemi kuruyor. Taner Öngür de Serap Yağız ve Suların Uğultusu grubuyla birlikte Güneş Şarkıları albü-münü basıyor. Fuarın açılışında “Güneş Şarkıları” çalınıyor.
“O Dediğiniz 1940’lardaydı”
Taner Öngür yıllardır solcu kimliğiyle bilinen bir sanatçı. Dolayısıyla antikapitalist, muhalif gruplarla olan irtibatı da devam ediyor. İnsanlığı, dünyayı ne kurtaracak sorusu üzerine de tartışmalar devam ediyor. Taner Öngür, artık evde hidrojen yakıtı üretilebildiğini, arabalara bu yakıt yüklenerek 150 kilometre yol yapılabildiğini anlatıyor. Heyecanlı gençler itiraz ediyorlar haliyle “Güzel söylüyorsun da Taner ağabey, kapitalist düzen yıkılmadan biz kurtulamayız.”
“Sizin o dediğiniz 1940’lardaydı” diye tatlı sert paylıyor Taner ağabeyleri heyecanlı gençleri. “Düşünün, bu tür tasa-ımlarla artık büyük şirketlere muhtaç kalmadan, dünyayı kirletmeden yaşayabiliriz” diyor. 40’lardan sonra hafiften 70’lere geliyor ve “Kurtuluş namlunun ucundadır” sloganını hatırlatıyor Taner ağabey bize ve hemen şerhini düşüyor: “Kurtuluş namluda falan değildir, kurtuluş zekâdadır.”
Röportaj hafiften daldan dala konduğumuz bir sohbete dönüşmüş durumda. Bu zekice tasarımların Türkiye’de ne zaman görülebileceğini konuşurken Taner Öngür sözü hemen Güneş Enerjisi Teşvik Yasasına getiriyor ve ekonomiden sorumlu devlet Bakanı Ali Babacan’ı eleştiriyor. Almanya’da yenilenebilir enerjiye 49 eurocent gibi epey yüklü bir teşvik dağıtılırken bize 25 eurocent’in bile çok görülmesine bi-razcık bozulmuş üstat, bizden söylemesi. Enerji Bakanı Hilmi Güler Güneş Enerjisi Teknolojileri Fuarına geldiğinde Türkiye’nin güneş enerjisi potansi-yelinin 386 milyar kilowatt saat olduğunu belirtiyor. Türkiye’nin ihtiyacı olan enerji miktarı ise 90 milyar kilowatt saat. “İnsanların 500 kilovvatt saate kadar bireysel elektrik üretme hakkı var. Bir de yasa çıksa bu muhteşem bir şey olur. Türk halkı bu bilgiye vâkıf olsa bunu anında benimseyecektir” diyor. Velhasıl kelam Taner Öngür’ün vurguladığı gibi “İstemezükçülük” dönemi bitti. Çözüme yönelik öneri ve projelerin daha çok öne çıkmasının zamanı geldi. Buradan Taner Öngür’ün büyük güneş enerjisi şirketlerine de bir mesajı var. Öngür, başta GENSED bünyesindeki dostlarımız olmak üzere şirketlerin küçük tüketicilere de ürün satmayı hedeflemesini öneriyor. Güneş enerjisiyle çalışan şarj aletleri, LED ışıklandırması bulunan şapkalar… Bu araçların sadece Çin ve Yeni Zelanda tarafından üretilmemesi, halkın arasında yayılması, insanların konuya daha fazla sahip çıkmasını sağlar diyoruz biz de. Elçiye zeval olmaz diyerek, dudağımızda eski bir Moğollar türküsü aradan çekiliyoruz: “Bir şey yapmalı hey, bir şey yapmalı…
Akın Var Güneşe Akın
Taner Öngür ve Serap Yağız 2007 yılından beri beraber çalışıyorlar. ilk albümleri Suların Uğultusu 2008 yılının Mart ayında yayınlandı. Grup daha sonra yolculuğuna Serap Yağız&Suların Uğultusu adıyla devam etti. Grup kendini bugün Anadolu freak out rock grubu olarak tanımlıyor. Serap Yağız&Suların Uğultusu 2008 yılının Ekim ayından beri Güneş Şarkılar üzerine çalışıyor. Antoloji.com sitesinden güneşle ilgili şiirler derlendi, sahiplerinden izin alındı. Tabii bu arada Nâzım Hikmet’in Güneşi içenlerin Türküsü de unutulmadı tabii. Harun Tekin Güneş Dağı’nda, Hayko Cepkin de Hoş Geldin Güneş’de vokal yaptılar.

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş