Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

Yeldir Geçilmez

107 0


Artık hepimizin çok iyi bildiği nedenlerle yenilenebilir enerji, 21. yüzyılın en büyük ve en hızlı gelişim sağlayan sektörlerinden biri haline geliyor. Yenilenebilir enerjide de şu an başı rüzgâr çekiyor. Bunun aslında çok temel bir nedeni var:Yerkürenin hemen her yerinde her an hazır ve nazır olması. Konu üzerine çalışan araştırmacılar, teknik olarak bakıldığında, dünyadaki rüzgâr kaynağının, dünyanın şu anda fosil yakıtlardan elde ettiği toplam enerjinin beş katına eşit olduğunu söylüyorlar. Amerika için yapılan bir araştırma ise, ülkenin yıllık elektriğinin 10 katının rüzgâr enerjisiyle sağlanabileceğini ortaya koşmuş.

Rüzgârın rakibi olabilecek bir diğer yenilenebilir enerji kaynağı olan jeotermalin kısıtı, her coğrafyada bulunmaması. Yeryüzünün derinliklerinden kendiliğinden dünya sathına çıktığı bölgelerde, sıcak su kaynakları, oldukça ekonomik ve fizible, ama bu tür yerler ne yazık ki oldukça kısıtlı. Jeotermal kaynaklara, derin kuyular açarak ulaşmaksa bir hayli pahalı. Rüzgâra rakip olabilecek hidroelektriğin de benzer bir sorunu var: Türbinleri büyük bir hızla çevirebilecek su kaynakları her yerde yok. İş, suları bir baraj çevresinde toplayıp güçlü bir kaynak yaratmaya geldiğindeyse “akan sular duruyor.” Bulunduğu ekosisteme, kültürel ve tarihsel zenginliğe ve hatta bölgenin iklimsel istikrarına ağır darbeler vurabilecek böylesi büyük hidroelektrik santral yatırımları (HES’ler) -hiçbir karbon emisyonu salımına neden olmamasına karşın yenilenebilir enerji kategorisinde sayılmıyor. (Küçük bir not: Dünyada 10 MW’ın üzerindeki -bazı ülkelerde bu rakam 5 ve hatta 2,5 MW’a kadar iniyoryatırımlar yenilenebilir enerji kapsamında sayılmazken maalesef Türkiye’deki mevzuatta bu seviye 50 MW.)
Birçok açıdan rüzgârla yarışabilecek tek yenilenebilir enerji kaynağı güneş. Ama onun yatırım maliyetleri ve verimliliği hâlâ rüzgârdaki seviyeyi yakalayabilmiş durumda değil. Bu konuda pek çok şirket ve bağımsız araştırmacı büyük bir rekabet içinde, birim maliyetlerini düşürmek üzere çalışıyor. Önümüzdeki yıllarda bu rakamın rüzgârı yakalayabileceğinden kimsenin şüphesi yok.
Çok Eski Bir Hikâye: Don Kişot’un Yeldegirmenleri
Ancak rüzgâr ve güneşi iki rakip olarak görmek de gayet gereksiz bir yaklaşım çünkü rüzgar, zaten güneşin türevlerinden biri. Zaten rüzgâr akımların yaratan da -dünyamızın bazı bölgeleri diğerlerine göre daha fazla doğrudan güneş ışığı aldığındansözgelimi tropikal bölgelerin kutuplardan fazla aldığı gibihava sıcaklığında oluşan farklar. Kara ile deniz, alçak bölgeler ile dağlar arasındaki ısı farkı, rüzgârı oluşturan ana etken. Peki, şu anda rakipsiz bir yenilenebilir enerji kaynağı olarak görülen rüzgâr enerjisinde dünyada ve Türkiye’de neredeyiz? Bu muhteşem potansiyelin ne kadarını kullanabiliyoruz? Ne kadarını kullanabiliriz? Önce dünyadan ve belki biraz da tarihten başlayalım… Bilindiği gibi rüzgâr değirmenlerinin tarihi aslında oldukça eski. Bunun için küçük bir Ege ve Akdeniz kıyıları turu yapmak yeterli. Datça’dan Karaburun’a, Çeşme-Alaçatı’dan Foça’ya, Cunda’dan Bodrum’a ve Balıkesir’in küçük köylerine yapılan bir ziyaret, bu topraklarda rüzgâr enerjisiyle tahılların öğütülmesinin ne kadar eski olduğunu gösterebilir. Bu aslında neredeyse bütün Akdeniz havzası için geçerli. Edebiyat tarihinin en ünlü karakteri Don Kişot kadar ünlü yeldeğirmenlerini nasıl unutabiliriz?

Ama unuttuk işte. Binlerce yıl boyunca birçok bölgede önemli bir enerji kaynağı olarak iş gören yeldeğirmenleri, Sanayi Devriminin sonsuz enerji ihtiyacını karşılayabilecek gibi duran fosil yakıtların, yani kömürün ve petrolün ortaya çıkmasıyla beraber sessizce tarih sahnesinden çekildiler. Toprağın derinliklerinden çıkarılan karbon, devasa makinelerin buhar türbinlerini döndürmek için mükemmel bir kaynak olarak görülüverdi. O tarihlerde dünya atmosferine gizli gizli sızan ve havanın bileşimini yavaş yavaş değiştiren ve sera etkisiyle 21. yüzyılda gezegenin iklimini altüst etmeye başlayacak olan karbondioksitten kimsenin haberi yoktu.
Ama bugün haberimiz var. Artık fosil yakıtlarla geçen bu son 300 yıl, birçok açıdan ve birçok araştırmacı tarafından insanlık tarihinde kötü bir parantez olarak görülüyor. Peki, parantezi kapatmak mümkün olacak mı? Dünyada ve Türkiye’de geçtiğimiz son 10-20 yılda yenilenebilir enerjiye, özellikle de rüzgâra yapılan büyük yatırımlar bu parantezi kapatmanın ilk işaretleri olarak görülebilir, görülmelidir.
ABD Kaçıyor, Çin Kovalıyor
Elimizdeki tüm veriler aslında tüm dünyada yenilenebilir enerji konusunda gerçek bir “Altına Hücum”un başladığına delalet ediyor. Rüzgâr enerjisi konusundaki bu baş döndürücü gelişme kimi kaynaklarda “Yeşil Yarış” olarak nitelendiriliyor ve birçok ülke geriden gelip, uzun yıllardır bu alanda çalışanları geçiveriyor. Daha düne kadar fosil yakıt bağımlılarının başında gelen ve “Dünya yansa onlar vazgeçmez” denilen Amerikalılar her zamanki çabukluk ve işbilirliklerini bu alanda da gösteriyorlar. 2009 yılı sonu itibariyle Birleşik Devletlerin, rüzgâr enerjisi alanında 35 bin MW’ın üzerine geçtiği biliniyor. Sadece 2008 senesinde %50’lik (8500 MW), 2009 senesinde 10 bin MW’Iık bir artış sağladıklarını söylemek yeterli olabilir. Dünyada kuruIu topIam rüzgâr enerjisi gücünün 2009 yılı sonu itibariyle yaklaşık 157 bin megawatt civarında olduğu düşünüldüğünde, ABD’nin hızı belki daha iyi anlaşılabilir. İkinci sırada, bu alanda çok uzun süredir emek harcayan AImanya geIiyor. Ancak nüfus açısından neredeyse ABD’nin yarısı kadar olan Almanya’nın bu alandaki başarısı ve konumu tartışılmaz. Bunda, uzun yıllar boyunca yenilenebilir enerji kaynaklarına su gibi teşvik akıtmalarının payı büyük. Zaten dünyanın en büyük 10 türbin üreticisi arasında tam beş tane Alman veya Alman ortaklı şirketin (Enercon, GE Energy, Siemens, Nordex, REpower) bulunması da, uzun yıllara dayalı yatırımlarının semeresini nasıl aldıklarının önemIi bir göstergesi.
“Yeşil Yarış”ın asıl sıçrayan kurbağası ise elbette ki Çin. Hemen her sektörde çok hızlı büyümeyi başaran Çin ekonomisi, rüzgâr enerjisinde de bir hayli iddialı. Birçok kaynak, önümüzdeki 10 yıl içinde Çin’in kurulu rüzgâr santrallerinin gücünün, bütün ülkeleri, hatta ABD’yi bile sollayacağını iddia ediyor. Kendi planlamalarını bile altüst eden bir gelişme yaşayan Çin’in kurulu rüzgar enerjisi gücü şu anda, Almanya’yı yakalamış durumda: Tam 25 bin MW. Çin hızlı ARGE yatırımlarıyla bu gelişmeyi, dış kaynak kullanımından da çıkarmayı neredeyse başarmış durumda. GoIdwind isimIi ÇinIi rüzgâr türbini üreticisi firma, artık dünyanın en büyük 10 imalatçısından biri durumunda.
Rüzgâr enerjisi koşusunda bir başka dikkat çekici ülke ispanya. O da Almanya’nın yarısı nüfusuna sahip ama yaklaşık 20 bin MW rüzgâr enerjisi kurulu gücüne ulaşmayı başardı. Tabii yine yıllar boyunca akıtılan teşvikler sonucu oluşan teknoloji birikimi sayesinde. Ama bir başka ülke var ki, hem bize hem de daha birçok ülkeye parmak ısırtıyor: Kuzeyin küçük ama akıllı ülkesi Danimarka’dan bahsediyoruz. Tüm elektriğinin yüzde 21’inden fazlasını rüzgâr değirmenlerinden elde eden bu küçük ülkenin bir rüzgâr türbini üretim şirketi var ki, tam 35 bin MW’Iık kurulu kapasiteyle dünya rekortmeni: Vestas. İnanılması zor ama öyley i d i r , Geçer” Evet, bir Türk atasözü böyIe diyor. Buna bir başka Türk deyimiyle yanıt verilebilir: Bu sefer kazın ayağı öyle değil. Yeldir ama geçmiyor. Türk kamu yöneticilerinin bunun farkına varması ne yazık ki yine bir hayli uzun sürdü. Hâlâ ne kadar farkında olunduğu da pek belli değil. Teşviklerin ortaya konması için teknolojinin ucuzlamasını bekleyen Türkiye bürokrasisi, beIki üIkemizin yeni bir ekonomik gelişme fırsatını daha kaçırmasına sebep olmak üzere. Halbuki bu teşvik ve desteklerin, ne kadar hızlı ekonomik faydaya dönüştüğünü görmek için Almanya, İspanya ve Danimarka örneklerine şöyle bir göz atmak yeterli olabilir. Bu ülkeler, akıtılan teşviklerin nasıl büyük bir hızla ARGE ve teknoloji birikimi üzerinden paraya ve istihdama dönüşebildiğinin canlı kanıtları. Ama tüm bu zorluklara rağmen bu yola baş koyanlar da yok değil. Erken kalkan yol alır misali, yaptıkları yatırımlarla Türkiye’yi yenilenebilir enerji kaynaklarıyla tanıştıran bu öncü şirketler bir hayli mesafe kat etmiş durumdalar. Türkiye rüzgâr enerjisinde, son verilere göre 2009 yılı itibariyle toplamda yaklaşık 1000 MW kurulu güce ulaşmış görünüyor. Bu rakam, ABD’nin 35’te birine, toprak büyüklüğü açısından 20’de birine eşit Hollanda’nın ise yarısından bile azına denk geliyor. Elektrik İşleri Etüt İdaresinin (EİE), Türkiye’nin mevcut orta-mükemmel arası rüzgâr potansiyelini 131 bin MW olarak hesapladığı düşünüldüğünde, durumun inanılmazlığı daha açık bir şekilde ortaya çıkıyor. Üstelik daha hiç değerlendirilmemiş bir offshore (denizüstü) rüzgâr enerjisi potansiyeli de var (EİE, Türkiye denizleri için orta-mükemmel arası rüzgâr kaynağını yaklaşık 17 bin MW olarak açıklamıştır.) Bu rakamlar, insanın aklını karamsarlığa, iradesiniyse iyimserliğe itebilecek göstergeler. Bu iyimserliğe katkı sağlayabilecek veri ise, 2009 yılında gerçekleşen kapasite artışı. Bu konuda rüzgâr enerjisinde gerçekleşen 345 MW’Iık yeni kurulu güç, Türkiye’yi, Çin’in ardından dünya ikinciliğine taşıyor: Yüzde 75’Iik bir artış gerçekten küçümsenecek bir rakam değiI. ÜsteIik 2010 yılı verileri de bir hayli umut verici. Türkiye Rüzgâr Enerjisi BirIiğinin (TÜREB) veriIerine göre, bu yıl içinde 522 MW’Iık bir artış daha yaşayacağız. Ayrıca 2010 yılında inşaatı başlaması muhtemel 755 MW’Iık bir kurulu güç çalışması daha var. Yani enseyi karartmamak hâlâ eIimizde…
45 Milyar Euro’luk Bir Pazar Peki, veriIi IisansIar ne durumda? Bundan sonrası için neler denebilir? Bu konuda da ufak bir tarihsel hatırlatma iyi olabilir. Türkiye’de rüzgâr enerjisi üretme lisanslarını veren kurum Türkiye Elektrik İletim A.Ş.’ye (TEİAŞ), 3 Eylül 2002-4 Haziran 2004 tarihleri arasında yapılan 231 RES başvurusunun toplam gücü 2992 MW idi. Yine 1 Ocak-6 Temmuz 2006 tarihleri arasında toplam 4886 MW’Iık 136 RES başvurusu yapılmış. Sadece 1 gün açık kalan ve Türkiye rüzgâr enerji potansiyelini gösterme açısından bir milat olan 1 Kasım 2007’de ise toplam 78,151 MW’Iık 751 RES başvurusu gerçekleşmiş. Yani 1 Kasım 2007 öncesinde toplam 86 bin MW’Iık bir başvuru oldu ve TEİAŞ bu lisans başvurularının sadece 4916 MW’Iık bir bölümüne RES bağIantı görüşü verdi. Bu projeIerden de sadece 3274 MW’ı Iisans aItına aIındı. 13 Şubat 2009 tarihinde ise 7453 MW’Iık kapasite için daha RES bağIantı görüşü veriImiş durumda.
BaşvuruIar iIe veriIen IisansIar arasındaki baş döndürücü fark konusunda görüşIerine başvurduğumuz TÜREB Başkanı Murat Durak, 1 Kasım 2007 RES başvuruIarına iIişkin önümüzdeki dönemde IisansIarın dağıtıImaya başIanması konusunda umutIu. LisansIarın dağıtımı konusunda TEİAŞ’ın aşırı titizIik gösterip göstermediğini sorduğumuz Durak, “Teknik bazı kriterIere bakıyorIar; bu noktada en önemIi kriter ise bağIantı noktaIarındaki TEİAŞ kısa devre gücüdür” diyor. Küçük öIçekIi rüzgâr pervaneIeri konusunda Türkiye’nin çok ciddi bir potansiyeIi oIduğunu beIirten Murat Durak, bu potansiyeIin gerçeğe dönüşebiImesi için dağıtım sistem aItyapıIarında önemIi iyiIeştirmeIer gerektiğini söyIüyor. Türkiye’de RES’Ier konusundaki en büyük sıkıntı Murat Durak’ın da beIirttiği gibi, idari ve teknik mevzuatta sık yaşanan değişikIikIer. Sistem iIetim bedeIIerinin RES’Ierde kuruIu güç üzerinden aIınmaması gerektiğini ısrarIa vurguIayan Durak, bu bedeIin gerçekIeşen üretim üzerinden aIındığı zaman, rüzgâr yatırımIarının önünün daha da açıIacağını düşünüyor. Ve tabii revizyonu yıIan hikâyesine dönüşen YeniIenebiIir Enerji Kanunu. Herkesin eIi kursağında bekIediği Kanun, sektörün önünü açabiIecek değişikIikIerIe yasaIaştığında, “YeşiI Yarış”ta beIki çok daha öne geçmemiz mümkün oIabiIir. NasıI bir yarış ve doIayısıyIa pazardan bahsettiğimizi anIatmak için küçük bir veri: 2009 yıIı sonu itibariyIe rüzgâr enerjisinin küreseI pazar büyükIüğü 45 miIyar Euro oIarak hesapIanıyor (bu rakamın 13 miIyar Euro’su AB üIkeIerinde gerçekleşiyor).
GidiIecek yoI beIIi ki sonsuz ama daha yoIun çok başındayız. Dünyanın ihtiyaç duyduğu enerjiyi, bütünüyIe yeniIenebiIir kaynakIardan sağIamak bakaIım hangi tarihte mümkün oIacak? Türkiye, muhteşem rüzgâr potansiyeIini kuvveden fiiIe geçirebiIecek mi? Bu soruIarın yanıtIarı tam oIarak biIinmiyor. Tek biIinen, daha fazIa zaman kaybediImemesi gerektiği ve önümüzdeki 10 yıIda bizi çok değişik geIişmeIerin bekIediği.

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş