Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

Sürdürülebilir Başarı Öyküleri

102 0

ÇİN’DE YENİLENEBİLİR ENERJİ
2005 yılında yürürlüğe giren Yenilenebilir Enerji Yasası, Çin’de sektörün gelişmesi açısından çok önemli bir çerçeve sağladı. Kanun, çok çeşitli teşvikler sunuyor: Yenilenebilir enerjinin desteklenmesi için bir kamu fonunun oluşturulması, ucuz arazi temini, yenilenebilir enerji projeleri için vergi indirimi sağlanması, enerji nakil hatlarını işleten şirketlerin lisanslı yenilenebilir enerji üretim şirketlerinden alım zorunluluğu gibi. Yatırım ve politika teşviklerinin bileşiminden oluşan bu uygulamalar hem rüzgâr hem de güneş enerjisi alanında önemli gelişmelerin kaydedilmesine neden oldu. Rüzgâr Enerjisi 100 Gigavata Ulaşabilir mi? 2005-2009 yılları arasında rüzgâr enerjisi üretim kapasitesi yılda yüzde 100’den daha hızlı bir artış gösterdi. 2009’da işletmeye alınan 13,8 GW’lık kapasiteyle Çin, dünyanın en fazla ek kapasite yaratan ülkesi oldu. Kurulu güç alanında ise ABD’den sonra ikinci sırada geliyor. Çin hükümeti, 2020 yılı kurulu güç kapasitesi hedefini 30 GW’tan 100 GW’a çıkarttı. Devlet, yerli rüzgâr türbin imalatını teşvik etmek maksadıyla türbin teknolojisi alanında şirket ortaklıklarını ve teknoloji transferini teşvik eden politikalar uyguluyor, yerli imalat rüzgâr türbinlerinin kullanımını zorunlu kılıyor. Bilim ve Teknoloji Bakanlığı 1996’dan, yani yenilenebilir enerji fonunun kurulmasından bu yana, rüzgâr enerjisi alanında ARGE çalışmalarını sübvanse ediyor. Sinovel Wind, Goldwind Science and Technology ve DongFang Electric gibi yerli şirketlerin yeni kurulan tesisler içindeki payları giderek artıyor. 2008 yılına kadar yabancı şirketlerin egemenliği altında olan sektörde bu üç şirketin toplam piyasa payı şu anda en az yüzde 50 seviyesinde. 2006 yılında Çin Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu, Yenilenebilir Enerji Tarifeleri ve Maliyet Dağılımı Geçici Tedbirler Yönetmeliğini, 2007’de de Yenilenebilir Enerji Ek fiyatıyla ilgili Geçici Tedbirler Yönetmeliğini yayınladı. Yenilenebilir Enerji Yasasıyla birlikte hazırlanan söz konusu bu yönetmeliklerin amacı, rekabetçi bir fiyatlandırma ortamı yaratmak suretiyle rüzgâr enerjisinden elde edilen elektriğin fiyatını aşağı çekmek. Güneş Enerjisinde Hedef 20 Gigavatt Dünyanın en büyük fotovoltaik (PV) üreticisi olan Çin, 2009’da dünyadaki üretimin yaklaşık yüzde 45’ini gerçekleştiriyor. Şu ana kadar 160 MW gücünde PV sistemi kuruldu ve elektrik dağıtım şebekesine bağlandı. 12 GW gücündeki daha büyük projeler ise hazırlık aşamasında ve böylece Çin, Asya ve dünyanın bu alandaki en büyük pazarlarından bir tanesi haline gelecek. Çin hükümeti, 2020 yılı için koyulan 1,8 GW’lık hedefin 20 GW’a revize edebileceğini açıkladı. Çin, güneş enerjisinden sıcak su üretimi alanında da birinci konumda. Bu alanda dünyadaki üretim kapasitesinin yaklaşık üçte ikisini elinde bulunduruyor. Çin’de konutların yüzde 10’undan fazlası, 160 milyon metrekareyi aşan kolektörlerle, sıcak su temininde güneş enerjisini kullanıyor. 11. Beş Yıllık Plan ve Yenilenebilir Enerji Programı çerçevesinde, 2007’de Güneş Enerjisi Termal Kullanımı Teşvik Uygulama Planı kabul edildi. Bu ulusal program dahilinde güneş enerjisiyle su ısıtma sistemlerinin, hastane, okul, restoran ve yüzme havuzlarında kurulmasına öncelik verildi. İstihdam 2009 yılı sonu itibariyle, enerji sektörünün üretimi 17 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaştı ve sektörde yaklaşık olarak 1,5 milyon kişi istihdam ediliyor. Bunların yaklaşık 600 bini termal güneş enerjisi, 266 bini biyokütle, 55 bini PV panelleri ve 22 bini rüzgâr enerjisi üretiminde çalışıyor. Sadece 2009 yılında, 300 bin yeni istihdam yaratılmış durumda.
KENYA’DA TARİFE GARANTİSİ
Tarife garantisi (TG), enerji şirketlerine ya da ulusal enerji şebekesini işleten kamu şirketlerine yenilenebilir enerji kaynaklarından, daha önceden belirlenmiş bir fiyattan -ki bu fiyat yenilenebilir enerji sektörüne yeni yatırımlar çekecek bir seviyededir- elektrik alım zorunluluğu getiren bir politika uygulamasıdır. Bu uygulama neticede belirlenmiş yenilenebilir enerji kaynaklarından, mesela güneş, rüzgâr ve diğer kaynaklardan, elektrik üreten şirketler için garantili bir piyasa yaratı r ve yaptıkları yatırımlardan ciddi bir getiri elde etmelerini sağlar. TG uygulaması, enerji şebekesine erişim sağlama, uzun vadeli alım garantisi ve kilovat saat başına belirlenmiş bir fiyat gibi unsurları içerir.
Kenya’nın uyguladığı TG’nin üç amacı var:
1. Yenilenebilir Enerji alanında faaliyet gösteren yatırımcılara bir yatırım garantisi ve piyasa istikrarı sunmak; böylece kaynak mobilizasyonu sağlamak.
2. Klasik ihale süreçlerini ortadan kaldırarak işlem ve yönetim maliyetlerini azaltmak.
3. Yatırımcıları enerji santrallerini dikkatli bir şekilde işleterek, maksimum getiriyi elde etmek için teşvik etmek. En az 20 yıllık bir alım garantisi vererek Kenya Hükümeti bir yandan ülkenin sahip olduğu önemli bir kaynağı harekete geçirmiş, öte yandan da aynı derecede önemli olan ekonomik, çevresel ve sosyal politikaları da uygulamaya koymuş oluyor. Ocak 2010’da Kenya TG politikasını gözden geçirdi ve üç yenilenebilir enerji kaynağını daha uygulamaya dahil etti: Jeotermal, biyogaz ve güneş enerjisi. Buna ilave elektrik alım garantisi sözleşmelerinin süresi 15 yıldan 20 yıla çıkartıldı ve mevcut rüzgâr, biyokütle ve küçük HES tesislerinden elde edilen elektrik için belirlenen sabit alım ücreti de artırıldı.
Beklenen Fayda
Bu politikanın sağlayacağı faydalar şöyle sıralanabilir: 1. Sera gazlarının salımını azaltmak. 2. Enerji arz güvenliğinin pekiştirilmesi, ülkenin ithal yakıtlara bağımlılığının azaltılması, dünyada fosil yakıtlarının azalmasından kaynaklanan sorunlarla ve bu kıtlığın sonucu yaşanacak fiyat çalkantılarıyla daha iyi başa çıkabilmek. 3. Ekonomik açıdan rekabet gücünü ve istihdamı artırmak.
TG uygulaması ilk başta rüzgâr, biyokütle ve küçük HES santrallerini kapsıyordu ancak şimdi TG’nin kapsamına jeotermal kaynakların da dahil edilmesi düşünülüyor. TG politikasının Kenya’da 1300 MW gücünde bir elektrik üretim kapasitesini harekete geçireceği tahmin ediliyor. Eğer bu tahmin gerçekleşirse, rezerv haddinin artırılması sayesinde ülkenin elektrik arz güvenliğinde bir iyileşme sağlanmış olacak. Dahası, enerji üretiminde kullanılan kaynaklar görece daha az maliyetli yerli yakıtlardan oluştuğu için, tüketicilerin harcamaları da azalacak. Yenilenebilir kaynakların kullanıma alınmasıyla birlikte ortaya üçlü bir fayda çıkacağı tahmin ediliyor: İstihdam artacak, kırsal kesimde yoksulluk azalacak ve şirketlerin gelirlerini artırabilmesi yönünde fırsatlar doğacak. Kenya’nın en büyük yenilenebilir enerji kaynakları kırsal bölgelerdedir, dolayısıyla TG politikasının kırsal bölgelerde istihdamı da artırması bekleniyor. Kırsal bölgelerde, santrallerin inşası, bunun yanında endüstriyel tarı m, özellikle de ülke tarımında ağırlığa sahip şeker pancarı üretimi sayesinde istihdam da artacak. Kenya’nın batısında “şeker hattı” denilen bölgede şeker fabrikalarının doğrudan ve dolaylı olarak yaklaşık 200 bin küçük çiftçi için geçim kapısı yarattığı; ayrıca beş ila altı milyon arasında insanın doğrudan ya da dolaylı olarak şeker fabrikalarından fayda sağladığı tahmin ediliyor.
UGANDA’DA ORGANİK TARIM
Uganda dünyanın en az yapay gübre kullanan ülkesidir; Sahra-altı Afrika’da zaten düşük olan ortalamanın yüzde 2 daha altında: Hektarda 1 kilo. Gübre kullanımının azlığı, tarımsal üretimde organik metotların kullanımını teşvik etmek için bir fırsat sunuyor ki bu tam da Uganda’nı n uyguladığı politikadır. Ekonomik, Sosyal ve Çevresel Faydalar Uganda nüfusunun yüzde 85’i tarımsal faaliyetlerle uğraşıyor. 2005-2006’da tarım, milli gelirin yüzde 45’ini, ihracatın yüzde 80’ini oluşturuyordu. Daha 1994 yılında, az sayıda da olsa bazı şirketler organik tarım yapmaya başladı. 2003 yılına gelindiğinde, Afrika’nın en büyük, dünyanın 13. en büyük organik tarı m yapılan arazisine sahipti. 2004’te, Uganda’da toplam tarım arazilerinin yüzde 2’sinden fazlasında, yaklaşık 185 bin hektarlık bir alanda, 45 bin çiftçi organik tarım yapıyordu. 2007’deyse bu rakamlar, 296 bin hektarlık bir alana ve 206.803 çiftçiye ulaştı. Bu, 2002-2007 yılları arasında çiftçi sayısında yüzde 359, arazi bazında ise yüzde 60’lık bir artı şa tekabül ediyor. Ugandalı organik üreticiler, bu ürünlerin ihracatından önemli bir gelir elde eder hale geldiler. 2003-2004’ten 2004- 2005 yılları arasında organik tarım ürünleri ihracatı 3,7 milyon dolardan 6,2 milyon dolara yükseldi; 2007-2008 döneminde ise ihracat 22,8 milyon dolara ulaştı. UNEP ve UNCTAD’ın yaptığı bir araştırmaya göre 2006 yılında organik ananas, zencefil ve vanilyanın üretici fiyatları, geleneksel tarım ürünleri fiyatlarından sırasıyla yüzde 300, yüzde 185 ve yüzde 150 oranında daha yüksekti. Organik tarım yoluyla Uganda sadece ekonomik kazanımlar elde etmedi; aynı zamanda iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin önlenmesine de ciddi katkıda bulundu. Organik tarım faaliyetleri esnasında hektar başına GHG (sera gazı) emisyonu, konvansiyonel tarımda ortaya çıkan gaz emisyonundan yüzde 60 oranında daha azdır. Ve birçok çalışma gösteriyor ki organik tarım alanları konvansiyonel tarım alanlarına göre hektar başına 3-8 ton daha fazla karbon tutuyor. Tarımsal Dönüşüm Politikaları Peki, Uganda bu başarıları nasıl elde etti? Hangi politikaları uyguladı? İlk olarak Uganda 2004 yılında Organik Standartları kabul etti. 2007’de ise Batı Afrika Birliğinin bir üyesi olarak, UNEPUNCTAD tarafından ortaklaşa geliştirilen bölgesel standartları, Batı Afrika Organik Ürünler Standardını (EAOPS) kabul ettiğini açıkladı.
Haziran 2009’da, hükümet Uganda Organik Tarım Politikası Taslağını kamuoyuna duyurdu. Taslak, çiftçilerin verimliliklerini artırarak kendi kendini besleyen bir büyüme modeli yaratan Yoksulluğu Azaltma Eylem Planı hedeflerine ulaşmanın bir aracı olarak, organik tarımın desteklenmesi amacıyla vizyon, misyon ve hedefleri tanımlıyordu. Söz konusu strateji dokuz politika alanında uygulamaya konuldu: 1. Tarımsal üretim sisteminin bir tamamlayıcısı olarak organik tarımın teşviki. 2. Bir standart sistemi oluşturulması. 3. Lisanslama ve akreditasyon. 4. Araştırma faaliyetlerinin teşviki. 5. Teknolojik gelişimin sağlanması ve teknolojilerin yaygınlaştırılması. 6. Organik ürünler için yerel, ulusal ve uluslararası pazarların gelişiminin desteklenmesi. 7. Eğitim ve kurslar yoluyla enformasyon, bilgi ve becerinin geliştirilmesi. 8. Hasat sonrası işleme faaliyetlerinin geliştirilmesi. 9. Koruma, depolama ve değer yaratma; doğal kaynakların sürdürülebilir bir şekilde kullanımı; kadınlar, gençler, fakirler ve muhtaçlar gibi özel grupların katılımlarının sağlanması. Kısaca özetlersek; Uganda belirli bir sorumluluk aldı -kimyasal girdilere erişimi zaten sınırlıydı- ve organik tarımını geliştirerek bu durumu karşılaştırmalı bir üstünlük haline getirdi.
BREZİLYA’DA SÜRDÜRÜLEBİLİR ŞEHİR PLANLAMASI: CURITIBA
Şehir planlamacılığının ana unsurlarından bir tanesi hem kentsel yoğunluğu hem de yeşil alanları koruyan “radyal lineer dallandırma modeli”dir. Bu model -imar planları ve toplu taşımacılık altyapısından oluşan bir kombinasyon sayesinde- trafiğin şehir merkezlerinden kaydırılmasını, meskenler, hizmet alanları ve sanayi tesislerinin radyal eksenler boyunca kurulmasını öngörür.
Bol Toplu Ulaşım ve Temiz Hava
Karbon emisyonunun dünyadaki en büyük iki kaynağı, ulaşım ve binalar olarak kabul ediliyor. Bu iki alanda koordineli bir faaliyet hayata geçirilebildiğinde, şehirler karbondioksit emisyonunun azaltılması açısından büyük fırsatlar sunuyor. Entegre bir şehir planlamacı lığının sonucu olarak, Curitiba, Brezilya’nın toplu taşıma sisteminin en fazla kullanıldığı (yolculuk edenlerin yüzde 45’i) ve havası en temiz kentlerinden bir tanesi haline geldi. Peki, bu türden inisiyatişerin yarattığı ekonomik fayda ve kaynakları n verimli bir şekilde kullanılması neler sağlayabilir? 1,8 milyon nüfusu ve iktisadi gelişkinliğiyle Brezilya’nın Paraná eyaletinin en büyük kenti olan Curitiba, bu konuda en iyi örneklerden biri sayılıyor. Kentteki akaryakıt kullanımı ülkenin diğer büyük şehirlerine oranla yüzde 30 daha azdır. Trafik sıkışıklığından kaynaklanan aşırı benzin tüketimi -Curitiba için 2002 yılında hesaplanan değer 1 milyon dolardır- kişi başına ifade edilirse Sao Paulo’dan 13 kat ve Rio de Janeiro’dan da 4 kat daha azdır. Diğer kentlere göre bu değerlerin düşük olmasının nedeni yoğun trafikte kaybedilen zamanın Curitiba’da diğer iki kente kıyasla sırasıyla 11 ve 7 kat daha az olmasıdır.
Yapay Göllerle Su Kontrolü: 5 Kat Daha Ucuz
Brezilya’nın en büyük yedinci kenti olan Curitiba, uzun yıllar boyunca sel felaketleriyle karşı karşıya kaldı. Ancak sellerden etkilenmeye açık alanları çok sayıda ağacın dikildiği parklara dönüştürmek ve sel sularını biriktirerek yapay göller oluşturmak suretiyle Curitiba, sel sorununu çözmeyi başardı. Bu stratejinin maliyeti -ki buna gecekondularda oturanların başka bölgelere yerleştirilmesi de dahildir- beton kanallar inşa etmenin maliyetinden beş kat daha azdır. Ayrıca, bu stratejiyi uygulamanın bir sonucu olarak çevredeki gayrimenkullerin değeri ve vergi gelirleri de büyük oranda artmıştır. Yerel yönetim, kirli havanın kente gitmesini engellemek için rüzgârın yönünü de dikkate alarak, Curitiba Sanayi Kentini (CSK) şehrin batısına kurdu. CSK çevreyle ilgili kuralları çok sıkı bir şekilde uyguluyor ve çevreyi kirleten sanayi kollarının faaliyet göstermesine kesinlikle izin vermiyor. 30 yıllık bir sürenin ardından CSK bugün, aralarında BRT (Bus Rapid Transit-hızlı otobüs) otobüslerini üreten firmaların ve bilgi teknolojisi şirketlerinin de bulunduğu 700’den fazla şirketi bünyesinde barındırıyor. CSK doğrudan 50 bin kişiye, dolaylı olarak da 150 bin kişiye istihdam sağlıyor ve eyaletin toplam ihracatının yüzde 20’sini gerçekleştiriyor. Curitiba kenti, ayrıca atık yönetimi altyapı sistemleri geliştiriyor ve halkı atıkların birbirinden ayrılması ve geri dönüşüm konusunda da bilinçlendiriyor. şehirde yaşayanların yüzde 70’i atıkları geri dönüşüme veriyor; bu sayede katı atıkların yüzde 13’ü şehirde geri dönüşüme tabi tutuluyor. Karşılaştırma yapmak gerekirse, Brezilya’nı n bir başka önemli kenti olan Sao Paulo’da bu oran sadece yüzde 1’dir. Neticede, Curitiba akılcı bir şehir planlamasının gelecekte karşı karşıya kalınacak maliyetleri nasıl azalttığına; verimliliği, üretkenliği ve şehirde yaşayanların hayat kalitesini nasıl artırabileceğine dair herkese iyi bir örnek sunuyor.

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş