Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

Torunlarımız da Tatil Yapabilsin Diye! EKO TURİZM

37 0


Eskiden tatil demek hemen hepimiz için deniz-kum-güneş üçlüsü demekti. Oysa son yıllarda tatil fikrini bu üçlüye hapsetmeye niyeti olmayan turist sayısı gittikçe artmakta. Bu artışın altında “sınırsız tüketim, sınırsız dinlence, sınırsız eğlence” için sahil beldelerine yığılan binlerce kişinin arasında ezbere geçirilen tatillerden bıkmışlık kadar, belki daha çok, şehir hayatından kaçmak, doğal kaynaklara, farklı canlı türlerine temas etmek gibi dürtüler yatıyor. Doğaya açlığı doğanın huzurunu kaçırmadan doyurmayı amaçlayan “ekoturizm” bugün dünya turizminin yükselen trendi. Turizm sektörünü ekolojik sorumluluk kavramıyla kaynaştıran ekoturizm, doğa korumanın ekonomik sürdürülebilirliğinin yollarını buluşturuyor ve turizm yatırımcılarını her geçen gün daha çok ikna ediyor.
 
Ekoturizmin Kaçınılmaz Yükselişi
Ekoturizmin literatürde yer etmesi oldukça yeni aslında. 70’li yıllarda, çevreci hareketlerin güçlenmesiyle, kitle turizminin ekosistem üzerindeki yıkıcı etkilerine karşı sesler yükseldi. Böylece turizm sektörünün karar alıcıları, kitle turizminin yarattığı tahribatın sektörün varlığını da tehdit ettiği gerçeğiyle yüzleşti. Aynı dönemde, ekolojik bilincin artışıyla, turistlerde doğa temelli turistik etkinliklere yoğun talep oluştu. Talep arzı doğurdu ve kitle turizmine karşı“alternatif turizm” devri başladı. Ekoturizm akımı, alternatif turizmin çevresel temalara dayalı bir kolu olarak ortaya çıktı. Doğaya dönük alternatif turizm farkl ıihtiyaçlara göre doğa turizmi, macera turizmi, köy turizmi, sorumlu turizm gibi isimler alsa da, “ekoturizm” tüm bu türleri kapsayan ve aşan niteliğiyle yaygın üst başlı k oldu. İlk kez Meksika’da etkili bir çevreci dernek olan PRONATURA’nın kurucuları ndan Hector Ceballos-Lascurain tarafından “Manzara, yabani bitki, hayvanlar, bu alanlarda bulunan kültürel kalıntılar, nispeten bozulmamış bölgelere yapılan seyahatler” diye belirlenen ekoturizm tanımı zamanla genişledi. Günümüzde en sık kullanılan tariflerinden biri, 1990’da ekoturizmi yaygınlaştırmak amacıyla kurulan Uluslararası Ekoturizm Derneği’ne (TIES) ait: “Çevreyi koruyan ve yerli halkın refah düzeyini yükselten, doğal alanlara karşı sorumlu seyahat”.
Ekoturizm ve Sürdürülebilir Turizm
Ekoturizmin ilkelerini belirginleştiren ilk uluslararası etkinlik, 1992 Rio Dünya Zirvesi oldu. 1987’de uluslararası gündeme katılan “sürdürülebilir kalkınma” kavramının geliştirildiği, sürdürülebilir dünyanın kriterleri ortaya konduğu bu zirvede “sürdürülebilir turizm” tanımı ortaya kondu: “Mevcut turistlerin ihtiyaçlarını karşılarken geleceğe dair imkanları da koruyup geliştiren turizm türü”. Böylece ekoturizm sürdürülebilir turizm ile birlikte anılmaya, sürdürülebilir kalkınmanın bir parçası, doğal alanlardaki uygulaması olarak değerlendirilmeye başlandı. Ekoturizm konusundaki ilk dünya zirvesiyse, “Dünya Ekoturizm Yılı 2002”de gerçekleşti. Dünya Ekoturizm Zirvesi Kanada’nın Quebec kentinde BM Çevre Programı ile Dünya Turizm Örgütünce düzenlendi. Sürdürülebilir nitelikteki ekoturizm faaliyetlerinin hem azgelişmiş ülkelerde bir yoksullukla mücadele stratejisi, hem de tehdit altındaki ekosistemlerin çevresel korunması olarak savunulduğu Zirve ekoturizm ile sürdürülebilir turizmin ilişkisini kuvvetlendirdi.
Turizmin Dizginleri Ekoturizmin Elinde
2000’li yıllarda kazandığı büyüme ivmesiyle, turizm bugün ulaşımla birlikte dünya ekonomisinin en büyük sektörlerinden biri oldu. Dünyadaki gayrisafi yurtiçi hasılalar toplamının yüzde 5’ini oluşturuyor; dünya istihdamının ise yüzde 6-7’sini sağlıyor yani 230 milyondan fazla insanın iş kapısı. Ulaşımın kolaylaşması ve ucuzlaması, tatil yapma ihtiyacının artması ve kısa tatillerin sıklaşmasıyla dünyada turist sayısı her yıl katlanarak artıyor. Dünya Turizm Örgütü’nün son verilerine göre, uluslar arası turist sayısı 1995 yılında 528 milyon iken 2010’da 935 milyona yükseldi, 2020’de 1,5 milyarı geçeceği tahmin ediliyor. Bu büyüme özellikle dış turizmden büyük gelir elde eden yoksul ve gelişmekte olan ülkeler için önemli. TIES verilerine göre son 10 yıldır yoksul ülkelerin sürekli kâr sağlayabildiği en büyük sektör olan turizm bu ülkelerde dünya genelinden daha hızlı ilerliyor ancak şimdi bunun bedellerini hesap etme zamanı. 1980’lerden beri alternatif turizm akımına bir kalkınma adımı olarak sıcak bakan bu ülkeler, şimdi turistik kaynaklarını daha iyi korumanın da endişesini taşıyor. Zira eko etiketinin yalnızca bir pazarlama sloganı olarak kullanıldığı, ilkesiz ve denetimsiz yapılan faaliyetler, kitle turizminin bugüne kadar yarattığı tahribatın aynısını bakir doğal alanlarında yaratıyor. Altyapı zorlanıyor, doğal kaynaklar, tarihi eserler, bölgede yaşayan canlılar, yerli halkın geçim kaynakları ve ülkenin turistik gelirleri tehlikeye giriyor. Turizm aktivitelerini ekolojiye zarar vermeyecek standartlara getirmek, turizmi yaşatabilmek adına hayati bir ihtiyaç.
 
Türkiye’de Ekoturizm Nereye?
Uluslar arası turizmde son 10 yıl istatistiklerine göre dünyanın en hızlı büyüyen ülkesi olan Türkiye de aynı tablonun bir parçası. İklimi, coğrafi özellikleri, flora ve faunası, pek çok medeniyetin izleri olan tarihi ve kültürel kaynaklarıyla uluslar arası turizm için değerli bir coğrafya olan Türkiye, aynı zamanda sürdürülebilirliğe en muhtaç topraklardan biri. 1980’lerden itibaren kitle turizminin yerleştirilmeye çalışıldığı ülkemizde ekolojik bilinçten yoksun politikalar doğaya ve tarihi eserlere acımasız müdahalelerle, kapasite aşımı, kirlilik ve betonlaşmayla sonuçlandı. Türkiye’de sürdürülebilir turizm ise ilk kez 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda gündeme alındı. Kitle turizmine alternatif olarak özellikle ekoturizm, doğa ve kültür turizmi olmak üzere inanç turizmi, dağ ve kar turizmi, aktivite tatilleri, özel ilgi turizmi, yatçılık ve kongre turizmi gibi pazarlardan daha fazla pay alınması hedeflendi.
Yabancı turistlerin sürdürülebilir turizm talepleriyle birlikte Türkiye’de şirketlerin ve girişimcilerin bu yönde yatırım oranı da giderek artıyor. Artık ülkenin dört bir köşesinde yerli ve yabancı turistlerin doğayla, hayvanlarla iç içe, yöre halkıyla temas ederek, gündelik hayatlarını ve ürünlerini tanıyarak tatil yapabileceği doğa dostu pek çok çiftlik, otel, köy ve konuk evi var. Kültür ve Turizm Bakanlığı Küre Dağları, Kızılırmak Deltası, Kaz Dağları, İğneada gibi hassas ekosistemlerde ekoturizmin gelişme projeleri ile çevre dostu tesislere yeşil yıldız verme uygulaması sürüyor. WWF Türkiye’nin Pınarbaşı’ndaki ekoturizm rehberliği eğitimleri STK projelerine erken bir örnek. Buğday Derneği, gönüllüleri ekolojik çiftliklerle buluşturan TaTuTa (Ekolojik Çiftliklerde Tarım Turizmi, Gönüllü Bilgi ve Tecrübe Takası) projesini yıllardır yürütüyor ve projeye üye çiftlik sayısı yıldan yıla artıyor. Türkiye Ormancılar Derneği Ekoturizm Grubu da ekoturizmle ilgili bilinçlendirme çalışmaları yürüten öncü inisiyatiflerden. Bazı devlet kurumları ile sivil girişimcilerin çabaları sayıca çok ancak ekoturizme özel yasal düzenleme ve denetimin yokluğu, önümüze oldukça dağınık bir portre çıkarıyor. Birçok gelişmekte olan ülkede görüldüğü gibi Türkiye’de de, hiçbir ekolojik sorumluluk almadıkları halde tatil organizasyonları ekoturizmi çağrıştıran “yeşil” ve “ekoloji dostu” gibi etiketlerle sunarak yüksek kazanç sağlayan şirketler var.
Ekoturizm şirketlerinin aslını taklidinden ayırt edebilmek için, ekoturizmi diğer doğa tatillerinden ayıran temel unsurları hatırlamak ve sormak gerekiyor: Turizm yapılan do-ğal alanlarda yerel nüfusa saygı, onların yaşam biçimlerini tehdit eden doğaya zararlı unsurlarla mücadele, böylece yerli halkın refahının yükseltilmesine katkı; söz konusu turistik aktivite bu koşulları sağlıyor mu?
Ekoturizm Envanteri Çıkarılıyor
Türkiye’de sayıları her geçen gün artan “ekolojik” faaliyetleri bu sorular ışığında sorgulayan turizm örgütlerinden biri, ekoturizmin bir etikete indirgenmeden, ilkeleriyle ve sürdürülebilirlik şemsiyesi altında özümsenip uygulanmasını amaç edinen Türkiye Ekoturizm ve Sürdürülebilir Turizm Derneği. İlk olarak 2002’de Ekoturizm Derneği adıyla kurulan örgüt sürdürülebilir turizm ve kentsel turizm türlerini de kapsamak amacı yla 2006’da yeni adını almış. Kurucusu Gülsen Kırbaş aynı zamanda TÜRSAB Doğa, Çevre ve Sürdürülebilir Turizm Komitesi üyesi. Acentesi Novitas Travel’da yıllardır kentsel ve kırsal sürdürülebilir turizm etkinlikleri yapıyor; bir yandan herkese sürdürülebilirliği anlamanın ve buna uygun davranmanın turizm için gerekliliğini anlatmaya çalışıyor. Derneğin ilk projesi olan Türkiye’nin ekoturizm envanterini çıkarma çalışması sürüyor ancak 81 vilayetteki valilikler, özel idareler, kaymakamlıklar ve belediyelerden bilgi istediklerini anlatan Kırbaş, hemen hiçbir ilden kapsamlı bir döküm alamadıklarını, bu nedenle çalışmanın ağır ilerlediğini dile getiriyor. Konuya ilgili ve gönüllü insan sayısının azlığından muzdarip olan dernek, buradan hareketle öncelikle ekoturizm faaliyeti gösteren tüm kişi, kurum ve dernekleri bir araya getiren, çalışmalarının tanıtıldığı ve sorunların tartışıldığı bir web portalı kurmaya yoğunlaşmış durumda. Bir başka çalışmaları da geçen yıldan beri Boğaziçi Üniversitesi Turizm bölümüyle birlikte Kastamonu kırsalında yürütülen, yabancı turistlere yoğunlaşan bir köy ekoturizmi projesi. Amaç turistlerin orada köy hayatına ve üretimine katılımlarını sağlamak. Proje önümüzdeki yıllarda da sürecek. Türkiye’deki ekoturizm organizasyonlarında yöre halkına kalan gelirin adaletli dağılmadığını, erken davranan birkaç köylünün kazançlı çıktığı durumlarda halk içindeki çekişmeden dolayı ekoturizmin hızlı ve dengeli gelişemediğini dile getiren Kırbaş, Avrupa’da çok örneği olan, köylülerin ekoturizmi geliştirmek için birbirlerine destek olarak çalıştıkları ve kooperatif çevresinde örgütlenerek geliri paylaştıkları modelin uygulanması gerektiğini söylüyor. Kırbaş ve ekibi Kastamonu’daki projelerinde benzer bir model benimsediklerini, köyün muhtarı ve ihtiyar heyetiyle birlikte çalışarak, turistlere verilecek hizmetler ve elde edilecek gelirin köylüye eşit şekilde dağılması ve faturalandırılmasını sağladıklarını anlatıyor.
 
Doç. Dr. Nazmiye Erdoğan: “Sürdürülebilirlik Her Turizm Türü İçin Zorunlu”
 
Küresel Sürdürülebilir Turizm Kriterleri Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu öğretim üyesi Doç. Dr. Nazmiye Erdoğan, rekreasyon, turizm ve çevre sorunları üzerine dersler veriyor. Bu konuda “Çevre ve (eko)turizm” başlıklı kitabının yanı sıra çok sayıda makalesi olan Erdoğan’la Türkiye’de ekoturizm uygulamalarının ekonomik ve çevresel etkilerini konuştuk.
Türkiye’de ekoturizmin kitle turizminin yerini alması ekonomik ve çevresel açıdan ne ölçüde avantaj sağlıyor?
Dünyada ve Türkiye’de ekoturizmin kitle turizmine gerçekten alternatif olup olamayacağı sorgulanan bir konu. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde, küçük ölçekli turizm faaliyetleri kitle turizmiyle aynı ölçüde ekonomik kazanç imkânı yaratamıyor. Kitle turizminin çevresel bozulmayla eşanlamlı görülmesi ve ekoturizmin buna çözüm olarak sunulması da bir bakış açısı hatası. Yalnızca ekoturizm değil çevreye önem veren, planlı ve kontrollü yürütülen kitle turizmi de çevre üzerindeki olumsuz etkileri azaltabilir. Her turizm türü için sürdürülebilirlik esas alınmalı. Bu da çevresel değerlerin turizmin temel öğesi olarak korunmasını, turizm faaliyetlerinin çevreye sorumlu bir şekilde yürütülmesini ve turizmin ekonomik gelişmesiyle çevresel değerlerin korunması çabalarının eşgüdümle yürütülmesi demektir.
Ekoturizmin Türkiye’deki uygulamaları yerel halkın fayda sağlaması açısından etkili oluyor mu?
Ülkemizden korunan alanlarda gerçekleştirilen doğaya dayalı turizm faaliyetlerine alanlarda yaşayan yöre insanı yerel kılavuzluk ederek, ziyaretçileri evlerinde konaklatarak, yöresel mutfak ürünlerini sunarak, el sanatları ve yöresel ürünleri satarak, taşıma araçlarını kullanarak ve geri hizmetlerde çalışarak katılıyorlar. Bu faaliyetlerden belli oranlarda ekonomik gelir elde etseler de toplam gelirin büyük bir bölümü turizm acente ve şirketlerine gidiyor. Yerel halka düşen gelirin büyük bir kısmıda yalnızca birkaç birey ve aile arasında dağılıyor. Oysa ekoturizmin yerel halkın ekonomisi ve kültürüne katkısıancak planlanmasına yerel halkın katılımıyla, yerel çıkarların temsilinin sağlanmasıyla gerçekleşebilir. Dışarıdan planlama ve karışmanın en aza indirgenmesi için özellikle kaynaklar üzerinde yerel insanların kontrolü güçlü olmalı.
Doğal alanları koruma konusunda ekoturizmin prensipleriyle pratikleri arasında bazı uyuşmazlıklar olduğunu dile getiriyorsunuz. Bunları açar mısınız?
Bu yalnızca ülkemize özgü değil. Ekoturizm kavramının çok iyi anlaşılamaması ya da mevcut ekonomik ilişkiler nedeniyle taşıma kapasiteleri dikkate alınmadan turların düzenlenmesi, ekoturizm potansiyeli olan alanlarda bitki örtüsü ve yaban hayatı üzerinde çok yönlü olumsuz etkilere neden olabiliyor. Denetimsiz ve doğayla bağdaşmayan yapılaşmalar, hava ve gürültü kirliliği, aşırı insan trafiği, doğal patikaların genişlemesi ve bozulması, toprağı n yıpranması, ağaçların zarar görmesi gibi sonuçlar ortaya çıkıyor. Bu olumsuzluklar çoğunlukla turistlerin davranışlarına, bazı sorumsuz tur operatörlerine, seyahat acentelerine ve yasal yapının eksikliklerine bağlı olarak yaşanıyor. Bu bağlamda ülkemizde de ekoturizm çalışmaları henüz planlama aşamasında, uygulamaya geçmiş çok fazla örnekten bahsedemeyiz. Öncelikle Türkiye’de ekoturizm denince uygulama alanı olarak neden akıllara sadece korunan alanların geldiği sorusu, “Korunan alanlar dışındaki doğal alanlara gitmek ekoturizm değil mi?”, “Tahrip edilmiş koruma altında olmayan alanlarda da korumanın teşvik edilmesi gerekmez mi?” gibi soruları da beraberinde getiriyor. Milli park, tabiat parkı ve benzeri yerlerin oluşturulmasındaki temel amaç, bu alanlarda bulunan tür ve genetik çeşitliliği, doğal ve kültürel değerleri korumaktır. Ekoturizmi korunan alanları turizm kullanımına karşı kurtarıcı bir araç olarak görebiliriz fakat sonuçlarına baktığımızda bunun henüz başarılamadığını görüyoruz. Kullanım ve koruma arasındaki çelişki göz ardı ediliyor. Koruma alanlarında kullanımdan ve içeri sokulan maddelerden dolayı çevresel bozulmalar oluyor.
 
Türkiye Ekoturizm ve Sürdürülebilir Turizm Derneği Başkanı Gülsen Kırbaş: “Böyle Eko Turizm Olmaz”
Her doğal alanda hangi faaliyet yapılıp yapılamayacağı bilinmeli ve buna göre ekoturizm yapılmalı. Kapasitesi aşılan ve doğası tahrip olan bir bölgenin ekoturizm potansiyeli de yok olur. Türkiye’nin doğası bana göre turistlerden çok daha büyük oranda devlet eliyle yapılan düzenlemelerle zarar görüyor. Turizm konusunda devletin birimleri ortak hareket etmiyor. Bir kurumun verdiği bir karar, diğerinin tüm iyi niyetli çabalarını bir anda yok edebiliyor. Çevre ve Orman Bakanlığı çevre koruma ile ilgili olumlu düzenlemeler yaparken hükümet bir yere nükleer santral, HES yapmak için karar çıkarttığında bu çalışmaların hepsi boşa gitmiş oluyor. Örneğin, Kastamonu’daki Küre Dağları birinci derecede doğal koruma alanı ve yüzyıllardır girilemeyen, girilmemesi gereken bölgeleri var. Buralar turizme açılırsa bu coğrafya zarar görür. Çok değerli Doğu Karadeniz yaylaları yapılaşmaya açılıyor. Tümü karayollarıyla birbirlerine bağlanacak, betonarme inşaata izin verilecek. Birkaç yıl içinde yaylaların çevresinde oteller yükselecek, onların ağaç kesimleri, atık, kirlilik, ısınma sorunları ortaya çıkacak. 2000 dereye HES kurulması planlanıyor. Bu akarsuların suladığı alanlar dağdan tamamen geri çekilecek ve zincirleme reaksiyonla birkaç sene içinde o bölgede doğal yapı nereye gider kestiremiyoruz. Önemli bir örnek Çoruh Vadisi. Türkiye’nin dünya çapında önemli rafting merkezi olan, hayvan gözlemciliği, dağcılık yapılan, kiliseleriyle kültürel mirası zengin olan bu bölgeye dizi dizi barajlar yapıldı ve artık belli yerlerine turlar yapılamıyor, rotalar değişti, doğa bozuldu, rafting çok etkilendi. Nükleer santral planlanan Mersin Akkuyu’da turizmciler bağırıyor, bu bölgede seracılığın da turizmin de biteceğini söylüyorlar. Dev demir borular döşenen, baraj yapılan, nükleer santral yapılan yerde ekoturizm mümkün olmaz. Hem doğa, hesap edilemeyecek bir süre için, belki yüzlerce yıl için öldürülüyor hem turizmin önü kesiliyor, yerel halkın gelir kapısı kapanıyor. Doğadaki faaliyetlerde çalışacak rehberlerin de mutlaka sertifikalandırılması gerekir. Rehber eğitiminde hala eski zihniyet geçerli: Çok yabancı turist gelsin, yabancı dili iyi olan rehberler turistleri gezdirsin, bol para harcansın. Oysa artık iç turizm çok hareketli, Türkler de geziyorlar. Zaten ekoturizm yapmaya gelen yabancı turistlerin çoğu konuyu çok iyi bilerek, donanımlı geliyor. Oysa mangalını alıp doğaya çıkan yerli turistler özellikle dağlık bölgelerde büyük tehlike yaratıyor. Halkın bilinçlenmesi için öncelikle iç turizme yönelik, özelleşmiş alanlarda sertifikalı Türkçe rehberlik çok gerekli. Doğa turizmi için çok uygun alanlarda yaşayan birçok yerli insan bu işi yaparak yaşamak istiyor ancak belgesi olmadığı için kaçak yapıyor. Bu tür insanlara gerekli eğitim ve belge verilse bu işi kolayca yapabilir, geçinebilir ve denetlenebilirler; acenteler de turlarını onlara gönderebilir.
 
Küresel Sürdürülebilir Turizm Kriterleri
2000’li yıllarda ekoturizm küresel olarak yaygınlaşırken artık sürdürülebilir turizm şemsiyesi altında görülüyor, standart belirleme çabası da bu başlığa odaklanıyor. Sürdürülebilir etkinliklerin ortak ilkelere göre ilerlemesi için dünyada pek çok eğitim, sertifika ve akreditasyon programları düzenliyor, sürdürülebilir turizm etkinliklerine “eko” etiketi veren sertifika programlarının sayısı giderek artıyor. Tüm bu gelişmelere karşın, sürdürülebilir turizmin dünyada yaygınlaşabilmesinin önünde temel bir engel, bu kavramın tanımı ve uygulamalarının sınırlarının halen netleşmemiş olması. Yeşil turizm için dünyada farklı tanımlarla hareket edip farklı kriterlere göre değerlendirme yapan yaklaşık 130 farklı sertifikasyon sistemi var. Bu çokluğa karşın otel ve tatil köylerinin yalnızca 100 bin kadarı bunlardan herhangi birine uygun olarak işliyor. Belirsizlikten gelen kafa karışıklığı, firmaların sürdürülebilir davranmaya isteksiz yaklaşmasına neden oluyor. Küresel Sürdürülebilir Turizm Kriterleri için Ortaklık, tanım sorununu çözme çabasında. 40’tan fazla organizasyonun bir araya geldiği ortaklığa Rainforest Alliance, Birleşmiş Milletler Çevre Programı, Birleşmiş Milletler Vakfı ve Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Organizasyonu öncülük ediyor. Ortaklığın temel hedefleri evrensel sürdürülebilir turizm prensipleri belirlemek, bunları duyurmak ve bağlantılı çalışmalarla sürdürülebilir turizm uygulamalarının daha iyi anlaşılmasını sağlamak. Ekip 2007’de sürdürülebilirlik uzmanları ve turizm endüstrisinden fikir alarak çalışmaya başladı. Sertifikasyon sistemlerinde ve gönüllü olarak uygulanan 60’dan fazla kriter seti ve 4500’den fazla farklı kriter incelendi ve bir evrensel kriterler listesi oluşturuldu. Kriterlerin dört ana teması var: Etkili sürdürülebilirlik yönetiminin görünür kılınması, yerli halkın elde ettiği sosyal ve ekonomik faydanın en yüksek düzeye getirilmesi, kültürel mirasın güçlendirilmesi ve çevreye olumlu etkilerin en yüksek düzeye getirilmesi. Küresel Sürdürülebilir Turizm Kriterleri’nin tam listesi için:
http://www.sustainabletourismcriteria. org/index.php?option=com_content&t ask=view&id=58&Itemid=188
 

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş