Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

Yeşil Elektroniğe Doğru Adım Adım

577 0

Nedir Bu “A+++”?
AB tarafından hazırlanmış olan Enerji Etiketi’nin ilk versiyonu 1992 yılında oluşturuldu. Amaç, enerji tüketen malların sarf ettiği enerji miktarını standardize edebil­mekti. Enerji bakımından en verimli ürünler A notunu hak ederken en verimsiz ürünler ise G alıyorlar. Günümüzde bu derecelendirme A+++’ya kadar çıkıyor. AB’nin ener­ji sınıflarını derecelendiren Enerji Etiketleri’yle ilgili direktif 2010 ve 2011 yıllarında yenilendi. Bu düzen­lemeye göre beyaz eşyalar, ampuller ve arabalar artık birer Enerji Etiketi taşımak zorundalar.
Enerji sınıfı etiketlendirmelerinin değerlendirme ölçüleri, eşya tipine göre değişim gösteriyor. Örneğin soğutucu tipi (buzdolabı, donduru­cu) eşyalarda sadece ürünün yıllık harcadığı kilovat/saat güç miktarı değil, hacim (hem dolap hem de buz­luk kapasiteleri dikkate alınıyor) ve gürültü gibi yan faktörler de dikkate alınıyor. Bu yüzden bu ürün katego­risinde verilen rakamlar kilovat/saat cinsinden hesaplanmıyor.
Çamaşır makineleri ve kurutma makinelerinde bu ürünlerin en üst kapasiteleri baz alınarak hesap ya­pılıyor. 6 kiloluk kapasitenin tama­men dolduğu, yıkanan çamaşırın da 60 derecede yıkandığı varsayılarak makinelerin kilo başına harcadığı kilovat/saat hesaplanıyor. Çama­şır makinelerine karne dağıtılırken tamburanın dönüş hızı, toplam pa­muklu yıkama kapasitesi (yıkama ve kurutma aşamaları ayrı ayrı hesap­lanıyor), su tüketimi ve gürültü gibi kriterler de dikkate alınıyor.
Bulaşık makinelerinde ise bir maki­nenin tek seferde 12 kişilik bir ser­vis takımını yıkabildiği varsayılıyor. Son olarak fırınlar için yapılan de­ğerlendirmede litre bazında hacmi ve fırının büyüklüğü de baz alınıyor
“Yeşil”den Ne Anlıyoruz?
Elektronik aletlerle ilgili teknolojik standartlar yeşilleniyor, peki tü­keticinin yeşil algısı ne durumda? Türkiye’yi odak alan böylesi kap­samlı çalışmalar yok ama İngiltere merkezli WRAP (Waste & Resour­ces Action Programme – Atıklar ve Kaynaklar Eylem Programı) isimli STK’nın 2010 yılında yayınlanan araştırması, bu konuda ilginç veriler ortaya koyuyor. Araştırmaya göre, üreticinin teknolojik cihaz alırken birinci önceliği ürünün fonksiyonel olması. İkinci önemli madde ise sa­tış sonrası destek hizmeti. 14 mad­delik bir liste içinde ürünün doğa dostu oluşu şartı ne yazık ki 10. sı­rada yer alıyor (bu arada bahsedilen ülke İngiltere).
WRAP, bu araştırmada esas olarak doğa dostu ürünleri seçen kitlenin zihin haritasını ortaya koymaya ça­lışmış. Araştırmaya katılan tüketici­lere hem açık hem de kapalı uçlu sorular sorulmuş. Açık uçlu sorular yoluyla ortaya çıkan zihin haritala­rında, geri dönüşüm, elektrik ve su tasarrufu ile daha az ambalajlama talebi ortaya konmuş. Daha az za­rarlı kimyasal kullanımı, dayanıklı­lık, yenilenebilir enerji kaynakları­nın kullanımı, tamirat kolaylığı ve kolay söküm gibi maddeler ise an­cak kapalı uçlu sorular yoluyla, yani bir seçenek olarak tüketicinin önü­ne sunulduğunda ortaya çıkıyor.
Diğer birçok sektörde olduğu gibi elektronikler de sürdürülebilirlik kıstaslarına göre üretilmeye baş­landı. Birçok marka artık zararlı kimyasalları ya kullanmıyor ya da bu kimyasalların üretimdeki oran­larını minimum seviyeye çekmeyi başardı. Biyoçözünür plastik başta olmak üzere birçok yeşil tasarım seçeneği literatüre girmeye başladı. Bu arada elektronik atıklar da artık ciddi bir gündem maddesi. Enerji ve su tasarrufuna artık tüketiciler de özen gösterdiği için bu kıstaslar büyük markalar tarafından giderek daha fazla ciddiye alınmaya başlan­dı. Bu noktada sorunlardan biri da­yanıklılık. Dedelerimizin zamanında üretilen beyaz eşyaların kırk sene dayanabildiğini hatırladıkça, aşağı yukarı on senede bir yeni eşya satın almak can sıkıcı olabilir ama burada iç rahatlatan haberlerden biri yavaş yavaş elektronik kiralama sistemine geçiliyor oluşu. Bu şekilde markalar yedek parça da toplamak isteyeceği için ömrü dolduğunda kolay sö­külebilir elektronikler de üretmek zorunda kalacak. Böylece giderek ciddileşen atık sorunu da bir ölçüde bertaraf edilmiş olacak.
İkinci büyük sorunsa, yurtdışında çeşitli sürdürülebilirlik ödülleri ka­zanmış birçok yeşil ürünü (Samsung Blue Earth, Ericsson Naite, HP’nin yeşil seride bulunan dizüstü bilgisa­yarları gibi) Türkiye piyasalarında hâlâ göremiyor oluşumuz ya da bu ürünlerin fiyatlarının hayat standart­larına göre bir hayli yüksek olması. Gene de enseyi karartmamak lazım. Tünelin sonunda, eğer serap değilse, yeşil bir ışık görünüyor.

Pages : 1 2

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş