Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

Anime ve Sürdürülebilirlik Deyince: MİYAZAKİ

136 0


Hayao Miyazaki’nin tuhaf, incelikli ve izleyicisini hem fizikötesi hem de sahici yolculuklara çıkaran fazlasıyla devrimci dünyası, insanoğlunun doğayla etkileşim biçimi üzerine düşünmek için birebir.

Yazı: Mutlu DİNÇER

Genellikle eserlerde “sanat” ve “sinema” terimlerinin birara­ya gelmesi izleyicileri uzak­laştırsa da bugün Japon animas­yon ustası Hayao Miyazaki’nin filmleri yediden yetmişe herkesin ruhuna dokunuyor ve büyük usta­nın her filmi animasyon film yapı­mında bir zafer olarak görülüyor. Bugün çalışan en iyi animasyon şir­keti olan Stüdyo Ghibli’nin kurucu­larından olan Miyazaki’nin saf sine­masal deneyimi yaşatan şaheserleri Japonya’da gişe rekorları kırıyor; Batı sinemalarında aylarca oynatılıyor. Fes­tivallerden de eksik olmayan bu filmler için Taksim sinemalarının özel gösterim haftaları düzenlemesine bakılırsa, Türkiyeli izleyiciler de bu ilgili kitle arasında yer alı­yor. Sınırsız bir ticari ve sanatsal başarı elde eden ve heybetli Pixar’ın dünyalarından tümüy­le farklı olan bu filmler, Batı’da genelde basit ve çocuklara yönelik olarak görülen animasyonu yeniden tanımlıyor.

Ana Tema Doğayla İlişkimiz

Yalnızca birer çocuk filmi olmayıp, yetişkin izleyici kitlesine de bir kez daha bir ço­cuğun gözlerinden bakma şansı veren bu filmlerin ana teması için, insa­noğlunun doğayla etkileşim biçimi desek herhalde hatalı olmaz.
Doğayla ilişkimiz, iktisadi büyü­me, gelenek ile modernite, zanaat ile teknoloji arasındaki çatışma, insanlık ve sahici toplumsal ruh… Japonya’nın yerel inanç sistemi, animist bir din olan Shinto’dur ve insanın doğal çevreyle uyumu son derece önemlidir. Bu dinin etiğin­den ilham alan Miyazaki filmlerinde de çevre, varlıkların canlı bir topla­mı olarak kabul edilir.
Yeryüzü ge­nellikle insan cehaleti nedeniyle acı çeker vaziyette gösterilir. Asıl ilgi çekici olan ise, bu yaklaşım hiçbir zaman doğrudan sunulmaz ve bu sonuca farklı açılardan ulaşılır. Yani çevreye dair kaygılar, açık biçimde dile getirilmese de, insanların geçim kaynaklarını etkilemesi, yok olup giden bir ürün vs. yoluyla belirti­lir. Örneğin Deniz Kızı Ponyo’da, küçük bir balık, kirlenmiş ve çöple dolu okyanus yatağında bir trol tek­nesinin ağlarıyla boğuşurken ken­dini denize atılmış bir kavanozun içinde bulur ve macera başlar.
Rüzgârlı Vadi, küresel kirliliğin yı­kıcı sonuçlarını göstermekle kalmaz, aynı zamanda çevreleri için hâlâ so­rumluluk almaya yanaşmayan insan gruplarını hikâye eder. Komşum Totoro, çevreye duyulan saygının ödülü nasıl getireceğini gösterirken, Ateşböceklerinin Mezarı, savaşın bir ülke üzerindeki etkilerini ser­giler. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı’yı kazanan ve Oscar’a layık görülen Ruhların Kaçışı’nda ise kahraman, do­muza dönüşen tüketim delisi anne-babasını kurtarmak için, ruhların arındığı bir hamamda çalışmak zorunda kalan bir kız çocuğudur.

Çocuksu Ama Çocukça Değil

Miyazaki filmlerinin başrol oyuncusu, ebeveynlerini çevreleyen materyalizmden azade çocuklar ya da genç yetişkin­lerdir. Genelde pasif ya da hülyalı bir ultra dişilik içinde karakterize edilen klasik anime kahramanları­nın aksine, Miyazaki’nin kız karak­terleri kayda değer ölçüde bağımsız ve aktif olup, neredeyse tipik bir erkeksi eda içinde karşılarındaki engellerle cesurca yüzleşirler. Bu kahramanlar yetişkin olmadıkları için toplumu kontrol edenlerin algı­layamayacağı şeyleri algılarlar; genç erkekler olmadıkları için toplumu yönetecek kişilerin göremediği şey­leri görürler. Bu taze ve açık görüş­le, dünyanın ne olabileceğine dair yeni olasılıklara karşı gözümüz yavaş yavaş açılmaya başlar.
Animasyon yazarı Suzan Napier’in de dediği gibi: “Sağ­ladığı fantezi alanı, gerçeğin pürüzlü yüzeyleri üzerinde süzülerek, tüm o özgür yalnızlığı içinde zihnin serbest­çe oynama­sına izin ve­rir.”
Miyazaki film­lerinde gelecek çocukların ellerinde­dir ve bu filmler izleyicisini asla süt kuzusu yerine koymaz. Karakterler, çocuk filmi piyasasını kaplamış ve artık bıkkınlık getiren karakterler­den ve Disney şirinliğinden uzakta, tamamen inandırıcı karakterlerdir.

Doğası Gereği El Emeği

Mitler, kadim Japon saray öyküleri, bilimkurgu ve elbette peri masal­ları… Bir siyaset bilimi ve iktisat mezunu olan Miyazaki, aynı zamanda yıllar boyu Ursula K. Le Guin’in kitaplarını uyarla­makla ilgilenmiş, Yerdeniz Öyküleri’nin telifini almasına rağmen iş yoğunluğu yüzün­den bu fırsatı oğlu Gorô Mi­yazaki değerlendirebilmiş.
Yalnızca geleneksel animas­yon araçlarını kullanan ve bilgisayar teknolojisine sırt çeviren Miyazaki, büyülü, ruhani ve fantastik ola­nı, gerçek ve ayrıntılı dünyalara taşımak, yani animasyonun temel işlevi olan gerçekliği değiştirme özelliğini kusursuzca ger­çekleştirmeye devam ediyor. Her ne kadar her filminin ardından “emekliliğini” ilan etse de…
Oyuncak Hikâyesi’nin yönet­meni John Lasseter, New York Times’daki bir röportajında ko­nuyu layıkıyla özetliyor aslın­da: “Animasyon olsun olmasın, salt film yapımı açısından onun sahnelemesi, onun montajı, onun aksiyon sahneleri, filme çekilmiş en iyi eserler arasında. Yaratıcılık güçlüğü çekiyorsanız onun filmle­rinden birini izlemek en iyi ilaç. Biz Pixar’da tıkandığımızda gi­dip onun filmlerini izler ve şuna bak deriz.”

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş