Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

Sürdürülebilirlik Eğitiminde Neredeyiz?

328 0
Uzun zamandır sürdürülebilir kalkınmayla ilgili çeşitli projelere imza atan Bölgesel Çevre Merkezi (REC) ilk defa işin eğitim ayağıyla ilgili bir konferansa ev sahipliği yaptı. Konferansın destekçileri arasında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) Türkiye Milli Komisyonu ve Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu (UNECE) gibi kuruluşlar bulunuyordu. 15 Kasım 2012’de Bosch Ev Aletleri ana sponsorluğunda Ankara’da gerçekleşen “Birinci Ulusal Sürdürülebilir Kalkınma için Eğitim Konferansı”nın ana gündem maddesi, Sürdürülebilir Kalkınma Eğitimi’nde 2014’teki Nagoya Konferansı’na kadar nasıl yol alınabileceği ve paydaşların bu konuda nasıl katkı sağlayabileceğiydi.
Yazı: Balkan Talu 

Dünyanın en önemli çevre STK’larından biri olan Böl­gesel Çevre Merkezi (REC) 1990 yılından beri sürdürülebilir kalkınmanın muhtelif alanlarında çalışıyor. REC Türkiye de, 2004 yılından beri, paydaşlarıyla beraber çevre politikaları iklim değişikliği ve biyo-çeşitlilik gibi konularda ül­kemizde faaliyet gösteriyor. “Ku­rumsal Sürdürülebilirlik Sertifika Programı”, “İklim Platformu” gibi projeler REC’i tanıyanların yakın­dan bildiği etkinlikler arasında sayı­labilir. Bütün bu proje ve etkinlikle­rin kesişme noktası, sürdürülebilir kalkınma ve iklim değişikliği ko­nusunda sağlam bir bilgi altyapısı kurma ve iş dünyasının karşılaştığı tehdit ve fırsatlar karşısındaki seçe­nekleri ortaya koymayı amaç edin­mesi. Tam bu noktada konuşmamız gereken konulardan biri de, bütün bu bilgi birikiminin örgün ve yaygın eğitimde nasıl değerlendirileceği. Elimizin altında bulunan bu mater­yal yığınından sistematik bir eğitim politikası oluşturmamızın zamanı çoktan geldi.
İşte bu noktada devreye giren REC Türkiye, ilk defa sürdürülebilir kal­kınma eğitimi üzerine bir konferansa ev sahipliği yaptı. 15 Kasım 2012’de Bosch Ev Aletleri ana sponsorluğun­da Ankara’da gerçekleşen “Birinci Ulusal Sürdürülebilir Kalkınma için Eğitim Konferansı”nın destek­çileri arasında, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Ba­kanlığı, Mili Eğitim Bakanlığı, Birleş­miş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) Türkiye Milli Komisyonu ve Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu (UNE­CE) gibi kuruluşlar bulunuyordu. Adı geçen destekçi kuruluşların var­lığı, konuyu kamu kuruluşlarının da sahiplenmeye başladığını gösteriyor. Konferansın ana gündem maddesi örgün ve yaygın eğitim bağlamında, Sürdürülebilir Kalkınma Eğitimi’nde (SKE) nasıl yol alınabileceği ve pay­daşların bu konuda nasıl bir katkı sunabileceğiydi.
Konferansın ilk bölümünde SKE ile ilgili uluslararası örnekler sunul­du. İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı OECD’nin Sürdürülebilir Kalkınma Danışmanı Candice Stevens, bu konunun temel metinlerinden biri sayılan Sürdürülebilir Kalkınma için Eğitim (SKE) modelini sundu. Education for Sustainable Development adıyla bilinen bu modelin ilk adımları Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından atılmıştı. BM Genel Kurulu da, 2005 yılında aldığı kararla 2005-2014 dilimini “Sürdürülebilir Kalkınma Eğitimi Onyılı” ilan etmişti. ESD de bu hedef çerçevesinde oluşturuldu. 2014 yılında Japonya’nın Nagoya kentinde yapılacak toplantıda, bu programın çıktıları değerlendirilecek. ESD, sürdürülebilir yaşam, iklim değişikliği kentleşme, su, biyo-çeşitlilik gibi konuları kapsıyor ama bizlerin zihnimizde sürdürülebilirlikle hâlâ çok iyi bağdaştıramadığımız cinsiyet eşitliği, kültürel çeşitlilik ve yoksullukla mücadele gibi başlıkları da içeriyor. Diğer bir deyişle SKE modellerinin, mutlaka ekonomik ve toplumsal boyutları da dikkate alması gerekiyor. Konferans sırasında özellikle Candice Stevens tarafından yapılan en önemli uyarılardan biri de buydu. Stevens, bazı kişi ve kuruluşların SKE’yi hâlâ bir çevre eğitimi başlığına sıkıştırmaya çalıştığını söyledi.
Türkiye Niye ESD’ye Dahil Değil?
ESD ile ilgili en enteresan özelliklerden biri de her ülkenin çalışmak istedikleri üst başlıkları kendilerinin seçebilmesi. Örneğin Latin Amerika ülkeleri genellikle biyo-çeşitlilik ve ormansızlaştırma; Afrika ülkeleri yoksullukla mücadele; Arap ülkeleri ise çölleşme gibi başlıkları gündemine alıyor. 2008 yılında OECD’nin Paris’te düzenlediği ESD atölyesinde, kurumun bu programa ne tür katkılar sunabileceği de konuşulmuş. Burada alınan kararlara göre OECD ise, strateji geliştirme, müfredat düzenlemeleri, okulların desteklenmesi ve sürdürülebilir tüketim eğitimi verilmesi gibi başlıklarda destek vermeyi üstlenmiş durumda. Bu noktada küçük bir mim koyup Türkiye’nin OECD’nin kurucu ülkeleri arasında olduğu halde ESD’ye dahil olmadığını da üzüntüyle hatırlatalım.
“Birinci Ulusal Sürdürülebilir Kalkınma için Eğitim Konferansı”nın en ilginç sunumlarından biri de, Avrupa Komisyonu Çevre Genel Müdürlüğü Uluslararası İlişkiler ve Genişleme Birimi, Türkiye Sorumlusu ve Politika Uzmanı Octavian Stamate’ye aitti. Stamate, AB’nin verimli kaynak kullanımını teşvik etmek için hazırladığı en özgün uluslararası bilgilendirme kampanyalarından biri olan Generation Awake’i (Uyanık Nesil) ayrıntısıyla anlattı. Uyanık Nesil kampanyasının çıkış noktalarından ilki Avrupa 2020 stratejisi. Bu strateji AB’nin 2020’ye kadar akıllı, sürdürülebilir ve kapsayıcı bir ekonomiye sahip olmasını hedefliyor. AB’nin bu yoldaki en öncelikli gündem maddelerinden biri de kaynak verimliliği. Dünya nüfusu 9 milyara yaklaşırken ve gelişmekte olan ülkeler gelişmiş ülkelerin yaşam tarzlarına özenirken bunun toprak, su, gıda gibi kalemlerde yaratacağı baskı AB için kaynak verimliliğini öncelikli gündem haline getiriyor. Uyanık Nesil kampanyası, tüketiciler olarak seçimlerimizle dünyayı değiştirebileceğimiz fikri üzerine kurulu. “Uyanık nesillerin” evine http://www.generationawake.eu/en sitesi üzerinden giriş yapmak mümkün. Burada Su Delisi Walter, Eserekli İnga, Rutin Robbie ve Obur Charlie ile tanışmanız mümkün. Bu muhteşem dörtlü sizin gündelik yaşamınızda neler yaptığınızla ilgili sorular soruyor ve bunun sonuçları hakkında bilgiler veriyor. Mesela Obur Charlie mutfağınız kurulup size “Hayatımızın arılara bağlı olduğunu biliyor musun?” ya da “Plastik saklama kaplarının ikinci bir hayatı var mıdır?” gibi sorular sorabiliyor. Eserekli İnga bizim lüzumsuz alışveriş merakımızı temsil ediyor. Su Delisi Walter su israfımızı, Rutin Robbie ise gündelik hayattaki faaliyetlerimizi (lüzumsuz çıkış almamak, arada bir evden çalışmak, bisikletle seyahat etmek gibi) sembolize ediyor.
Konferansın ilerleyen dakikalarında SKE performansımızla ilgili karamsar fikirlere kapılmamak biraz zordu. Mesela ne çevre, ne de sürdürülebilir kalkınma eğitimiyle ilgili herhangi bir stratejik eylem planımızın olmadığı “Birinci Ulusal Sürdürülebilir Kalkınma için Eğitim Konferansı” sayesinde kayıtlara geçmiş oldu. Bu noktada esas önemli saptamalardan birini Eğitim Reformu Girişimi (ERG) Koordi­natör Yardımcısı Işık Tüzün yaptı. Tüzün, Türkiye’de demokrasi, yurt­taşlık ve çevre eğitimiyle ilgili parça parça çalışmaların yapıldığını ama çocukları merkeze koymayan bir sistemle sürdürülebilir kalkınmayla ilgili eğitim yapılamayacağını vur­guladı. Öyle ya, çocuğu veya genci birey olarak kabul etmeyeceksek, cinsiyet çeşitliliği veya kültürel fark­lılıklar gibi başlıkları nasıl sindirebi­leceğiz ki?
Örgün eğitimde mesele daha basit görünüyor. Merkezi sistem vasıta­sıyla bir müfredat belirlenip, ilko­kullarda ve liselerde uygulamaya koymak bir ölçüde daha kolay belki. Ne de olsa OECD gibi yardımcı ol­maya hazır uluslararası kuruluşlar da var ama sorunlardan biri de şu ki, kimsenin birbirinden haberi yok. Konferansta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanı Ümit Kaçar en çok bun­dan yakınıyordu. Kaçar, muhtelif STK’ların, yerel yönetimlerin, diğer bakanlıkların, özel kuruluşların pro­jelerinden haberdar olamadığından yakındı.
Sürdürülebilir Kalkınma Eğitimi Onyılı’nın bitmesine, Nagoya’daki uluslararası konferansın toplanma­sına iki yıl var. Ankara’da toplanan “Birinci Ulusal Sürdürülebilir Kal­kınma için Eğitim Konferansı”nın cevap aradığı esas sorulardan biri de, iki yıl içinde verimli çalışılırsa Nagoya’ya Türkiye’nin de katılım sağlayıp sağlayamayacağı idi. Özel­likle Ümit Kaçar’ın yakınmaları göz önüne alındığında, esas ihtiyacımız olan şeyin noktaları birleştirmek ol­duğu ortaya çıkıyor. Kolları sıvayıp işin içine girecek paydaşlar arasında etkin işbirliği köprüleri kurulursa ilerleme kaydedilebilir gibi görünü­yor. Çevre eğitimi ve SKE ile ilgili eylem strateji planlarının olmayı­şı belki bir handikap olabilir ama bazen bir sistemi sıfırdan kurmak daha hızlı yol alınmasını sağlayabi­lir. İyi haber şu ki, REC Türkiye, söz konusu işbirliği köprülerini kurabi­lecek ve örgütleyebilecek kapasite ve birikime sahip bir kuruluş. Lakin bu olaylar Türkiye’de geçtiği için Işık Tüzün’ün şu sorusunu tekrar sormak boynumuzun borcu olabilir: Biz çocuk ve gençleri, kısaca bireyi merkeze koyan bir eğitim sistemi kurmaya gerçekten hazır mıyız?
“Obama’nın Seçilmesi Çok İyi Oldu”
“Sürdürülebilir Kalkınma Eğitimi Onyılı” çerçevesinde oluşturulan ESD programının ilk aşamasında sona yaklaşılmak üzere. Müfredat düzenlenmesi, okulların desteklenmesi gibi konularda destek veren OECD’nin Sürdürülebilir Kalkınma Danışmanı Candice Stevens ABD’de ikinci Obama döneminden epey umutlu ve Türkiye’nin de bir an önce topa girmesini istiyor.

Bize ESD’nin tam olarak neyi hedeflediğini kısaca özetler misiniz?
ESD’nin ana gündemi, eğitim programlarında ekonomik, toplumsal ve çevresel sorunların birbiriyle bağlanabilmesi. Bu bağlamda ESD, ilköğretimden üniversiteye, her seviyeden öğrencinin bu üç konu arasındaki bağı kavrayabilmesini hedefliyor.
Her ülkenin kendine ayrı başlık seçebilmesi çok enteresan. OECD sürece ne kadar müdahil oluyor?
OECD, üye ülkelere nasıl ilerleyecekleri, süreci nasıl yürütecekleri konusunda danışmanlık yapıyor. Bunun dışında da diğer bütün paydaşları işin içine katarak vurgunun nereye yapılacağı konusunda yardımcı olmaya çalışıyor ama hangi başlıkların seçileceği konusunda müdahalede bulunmuyor.
ABD, ESD sürecine nasıl dahil oldu?
ABD bu noktada, kamu özel teşebbüs ortaklıkları kurmaya odaklanıyor. Böylece ESD’yi bütün okul bölgelerinde etkin olarak fonlayabilecekler.
Bu bağlamda Barack Obama’nın yeni dönemi nasıl olacak sizce?
Barack Obama tekrar seçildiği için çok mutluyum, çünkü Cumhuriyetçiler seçilseydi bugüne kadarki küçük kazanımlarımız bile yok olacaktı. Beni umutlandıran şeylerden biri Obama’nın yeni döneminde önceliklerinden birinin iklim değişikliğiyle mücadele olacağını söylemesiydi. Son Sandy Kasırgası ve ekstrem hava koşulları da ABD’yi bu konuya eğilmeye zorladı. Obama sağlık konusunda yaptığı başarılı açılımları bu konuda da yapabilir diye düşünüyorum.
Ortadoğu ve Afrika’dan enteresan örnekler verdiniz. Bu konudaki çalışmalar ne kadar etkin olabildi, hiç ölçme fırsatınız oldu mu?
Her bölge kendi ihtiyaçlarına göre başlık belirledi. Bunun takibini yapmak UNESCO’nun görevi. UNESCO şu anda ilgili bir araştırma yürütüyor ve sonuçları da Nagoya Konferansı’nda açıklanacak.
Eklemek istedikleriniz?
Ben Türkiye’nin bir an önce bütün bölgelerde yaygın olacak şekilde kendi ESD stratejisini geliştirmesini istiyorum. SKE’den ne anlaşıldığıyla ilgili hâlâ anlaşılamamış şeyler var belki ama ABD’de dahi bu konunun ne kadar anlaşıldığı şüpheli. Burada REC’in Türkiye’ye ciddi olarak yardımcı olabileceğini, katkı sunabileceğini düşünüyorum.
EKOIQ Dergisi Aralık 2012 Sayı: 24

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş