Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

“Ya Yeni Bir Yol Bulacağız, Ya Yeni Bir Yol Yapacağız”

125 0

Sayfalarımızda okuyacaksınız, “Yeşil Tüketim Araştırması 2012”nin sonuçları açıklandı. Sonuçların kimisi olağan, beklendik; kimisi ise son derece şaşırtıcı. Ama bence olağan, bildik kabul ettiklerimizin içinde bile çok ilginç ve anlamlı alt mesajlar var. Tam da bu nedenle tüm sonuçların, bir tür yapı çözümüne, geri plan okumasına ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum.
Bunların başında, “çevre alanındaki çalışmaları kim teşvik ediyor / kim teşvik etmelidir” başlığı geliyor. Araştırma sonuçlarına göre, ankete katılanların yüzde 31,4’ü “İlgili bakanlıklar teşvik ediyor” diyor ama ilginç bir şekilde yüzde 36,2’si de daha da “teşvik etmelidir” yargısında bulunuyor. Üstelik bunlar açık uçlu sorular ve yanıtlar. Dolayısıyla belediyeler (yüzde 12,2), hükümet (yüzde 9) ve devlet kurumları (yüzde 1,8) gibi “Kamu” başlığı altında değerlendirilebilecek, toplam yüzde 23 gibi “Teşvik ettiği” söylenenler de eklenince, oldukça büyük bir yekûnle karşı karşıya kalıyoruz. Hükümet “daha da teşvik etmeli” diyenlerin oranı ise 24,9.

“Ya Yeni Bir Yol Bulacağız, Ya Yeni Bir Yol Yapacağız”
Peki, birbirine karşıt iki sorunun da böyle yüksek oranlarda “olumlu” yanıtlanması ne anlama gelebilir? Çok yakın zamanlara kadar, bildiğiniz gibi bir espri yaygın olarak kullanılırdı insanlar arasında: “Herşeyi devletten beklememek lazım”. Ben bu yanıtların da benzer bir ezberle verilmiş yanıtlar olduğunu düşünüyorum. Türkiye toplumunun, bugüne kadar hem kişisel, hem toplumsal, hem de çevre korunması düzeylerinde aslında kamu politikalarından yana önemli destekler görmediğini biliyoruz. Ama devletin, hem toplumsal kontrol bağlamında, hem de devasa kamu iktisadi teşekkülleriyle hayatın tüm alanlarında bu zamana kadar kapladığı devasa yerin bir sonucu olarak, her şeyin devlette bittiğine dair yaygın bir düşünce tortusu mevcut. Yani ne yaparsa, olumlu ya da olumsuz devlet yapar anlayışı, bu sonuçların önemli psikolojik temellerinden biri.
Bu psikolojik kalıntının, maddi bazı değişim ve dönüşümlerle, önümüzdeki dönemde değişeceğini düşünüyorum. Daha da önemlisi değişmeli diye düşünüyorum. Sürdürülebilirlik ve çevre politikaları bağlamında, düzgün ve dengeli bir kamu politikasının önemi, sadece Türkiye için değil, tüm dünya için de geçerli tabii ki. Ancak kendisini, devletten böylesine ayrı tutan (dediğim gibi bunun tarihsel bir maddi temeli var) bir yurttaşlık bilincinin, bireyleri değişim ve dönüşüm yönünde pasifize etmesi de kaçınılmaz. Ayrıca dünyaya böyle bakan sadece bireyler mi? Koca koca şirketler ve kurumlar da, kimi zaman “Devlet Baba”ya gözlerini dikmiş durmuyor mu çoğunlukla?

Sürdürülebilirlik çalışmaları bağlamında, böylesi kendini hiçleyici ve pasif bir tutumun oldukça sorunlu olduğu açık. Bir kere daha söyleyelim: 21. Yüzyıldayız, katı ve sabit olan her şey hızla buharlaşıyor; yerine geçenler bile hızla eskiyor. Böylesi bir dönüşüm çağında, bir yandan kamu politikalarını değişmez kabul etmek, diğer yandan da sürdürülebilirlik adına gelişecek herşeyi, neredeyse Kafka’nın Şato’su gibi bir bilinmezlik bulutu arkasındaki devletten beklemek, katetmemiz gereken uzun yolda bizi “naçar” bırakabilir.
Bunlar, Yeşil Tüketim Araştırması 2012’den benim ilk elden çıkardıklarım. Ancak daha da önemlisi, bu bilgi yığınını, sürdürülebilirliğe ve yeşile doğru ilerlemek isteyen her bireyin ve daha da önemlisi, firmaların ve sektör organizasyonlarının önüne koyup düşünmesi, yeni yollar bulmak için kullanması. Bilginin, bu değişim ve dönüşüm yüzyılının en önemli pusulası, yol haritası ve hatta yol makinesi olduğunu biliyorsak, ne duruyoruz ki! Karlı dağların ardına geçmek için elimizde iyi bir kar küreyicisi var ve emin olun eğer yola koyulursak, çok daha iyi araçlar da üretecek, geçilmez salınan yollardan, çok daha hızlı ve emin adımlarla güneşli bir ülkeye ulaşabileceğiz.

Barış Doğru
EKOIQ Dergisi Genel Yayın Yönetmeni
EKOIQ Dergisi Nisan 2013 Sayı: 28

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş