Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

Je suis le monde…*

142 0

Yollar yine çatallanıyor. 2015, gezegenin geleceği açısından belki insanlık tarihinin en kritik yılların­dan biri olacak. Uluslararası İklim Müzakereleri’nin yılsonunda Paris Zirvesi’nde gerçek ve etkili bir an­laşmayla sonuçlanıp sonuçlanmaya­cağını merak ve ondan da öte belki tedirginlikle beklediğimiz bir dö­nemde, dünya kamuoyunun günde­mi, etnik, mezhepsel, dinsel ve bü­yük kültür havzalarının çatışmaları üzerinde yoğunlaşmış durumda…
Paris’te karikatüristlerin ve sa­natçıların hunharca katledilmesi, bombanın pimini çekiverdi. “Ama­larla” dolu açıklamalar, birbirini doğuran nefretler, ne kadarı gerçek olduğu bilinmeyen özsel kimlik tar­tışmaları, uçuruma doğru ilerleyen tüm bir insanlığın gözünü alıyor; gerçek tehlikelerin görünürlüğü­nü yokediveriyor.
Yanlış anlaşılmasın, bun­lar son derece büyük tehditler. İnsanlığın binlerce yıllık tari­hinde attığı ger­çek düğümler ama düğümleri çözecek olan doğru ilmiklerin yanından bile geçmiyoruz şu anda. Çözmek için alelacele aranan ilmik­ler, düğümlerin daha da sıkış­masından başka bir şeye yaramı­yor.
Aynı esnada da, ister müreffeh Batı toplumla­rında, ister o “Batı” kalıbının köşelerinde, dar ceplerinde yaşayan “Batı”nın “Doğuluları”, isterse de “Doğu” ve “Güney”in yerlileri ola­lım, tüm bir insanlık ve kaderlerini belirlediğimiz canlı alemi, ortak bir yokoluşun kıyısına doğru ilerliyor. Siz Çernobil’den yayılan nükleer serpintilerin Türkiye veya başka bir ülkenin sınır kapısında vize aldığını gördünüz mü? Kuruyan bir neh­rin değiştirdiği iklim koşullarının, aman ben sınırdan geçmeyeyim, yandaki ülke insanlarının suçu yok dediğini duydunuz mu? İklim Deği­şikliği kaynaklı süper bir fırtınanın viran etmek için ülke seçtiğine dair bir bilgi ulaştı mı hiçbirimize?
**
Elbirliğiyle bir İklim Çağı’nın, Holo­sen olarak adlandırılan bir dönemi normal süresinden binlerce yıl önce sonlandırıp, yeni bir çağa, yani insa­nın bir iklim değişkeni haline geldi­ği Antroposen’e geçtiğimizi duyur­maya çalışan bilim insanlarının sesi, bu büyük kargaşa içinde duyulmu­yor bile. Ancak gezegen de, insanlı­ğın dini, etnik, kültür dünyaları bö­lünmelerinin farkında bile değil. O kendi dengelerini kendi değerlerine göre yeniden kurmaya hazırlanıyor büyük bir hızla. Ama ne gam! Doğa ana kendi derdinde, biz kendi elleri­mizle yarattıklarımızın…
Ancak tüm insanların ve dahi canlı­ların ortak kökenlere sahip olduk­larını, aynı yaşam alanını paylaş­tıklarını ve doğa ananın çocukları olduğumuzu kabul eden ekolojik ve bütüncül bir yaklaşım, bu insan-yapımı felaketin ötesine geçmemizi mümkün kılabilir. Aksi takdirde neyin doğusu, neyin batısı ol­duğumuzu arayıp duracak, bu arada da gezegendeki tüm canlıların yaşam­larını hiçe saymaya devam edeceğiz. Ama ister Hav­va ile Adem’den geldiğimize ina­nın, isterse de tek hücrelilerden uzayıp gelen bir biyolojik evrime, hepimiz kardeşiz neticede…
Yollar yine çatal­lanıyor ve umarız insanlık bu kez, hep gittiği değil, şimdiye kadar hiç kul­lanmadığı yolu seçer…
* Ben dünyayım.

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş