Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

İş Dünyasının Kurumsal Sorumluluk ve Sürdürülebilirlik Eğilimleri

İngiltere merkezli Etik Kurumu (Ethical Corporation) yıllık olarak yayımladığı Sorumlu İş Eğilimleri Raporu’nun (Responsible Business Trends) 2017 sayısına baz olacak brifing belgesini Nisan ayında yayımladı. Bu ön raporun oluşumu için hazırlanan sorular Avrupa’da yerleşik yaklaşık 2500 küresel iş yöneticisine yöneltildi.

Alınan yanıtlara göre, tüm iş dünyasını etkileyen en önemli başlıklar şu şekilde belirlendi:

– Brexit’in etkisi: Katılımcıların çoğu İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkmasının gereksiz iş yükü ve belirsizlikler oluşturacağını ve sürdürülebilirlik konusundaki yatırım kararlarına olumsuz etkisi olacağını düşünüyor.

– Sürdürülebilirliğin gelirlere etkisi: Katılımcıların yarısından fazlası sürdürülebilirlik çalışmalarının işletmeleri için gelir yarattığını düşünüyor.

– Bir rekabetçilik avantajı olarak sürdürülebilirlik: Katılımcıların %21’i sürdürülebilirliğin rekabet avantajlarına olan katkısını kurumlarının 2017 yılı için en büyük tek fırsatı olarak görüyor.

– Sürdürülebilirlik bütçelerinin kısılması: Katılımcıların sadece % 25’i 2017 yılı içinde sürdürülebilirlik bütçelerinin artacağını belirtirken, %35’i ise kesinlikle artmayacağını belirtiyor. Kalan %40’ı ise bu konuda bilgi vermemeyi tercih ediyor.

Raporda ortaya konan diğer bir konu ise sürdürülebilirlik konularının iş stratejilerine doğrudan entegre olması konusu. Çıkan sonuçlara göre, Avrupa’da faaliyet gösteren kurumlar için bu oran %84 iken, Asya Pasifik’te %86, Kuzey Amerika’da ise %91 seviyesinde. Ayrıca, katılımcıların % 57’si Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin iş stratejilerine girdiğini belirtiyor.

Bu araştırma aynı zamanda Haziran ayında Londra’da gerçekleşecek Sorumlu İş Zirvesi için de bir temel oluşturacak. Kaynak: http://1.ethicalcorp.com/LP=16585?source=report_alert

BM’nin 2017 İnsani Kalkınma Raporu Yayımlandı

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından her sene hazırlanan ve yıl boyunca tüm taraflarca referans olarak kabul edilen İnsani Kalkınma Raporu’nun (Human Development Report) 2016 sayısı Mart ayında yayımlandı. Raporda çıkan ana sonuç, milyonlarca kişinin ayrımcılık ve eşit olmayan siyasi katılım nedeniyle gelişmelerden faydalanamadığı yönünde.

Raporun temelini oluşturan İnsani Kalkınma Endeksi’ne göre 1990-2015 yılları arasında insani gelişme ortalamasının belirgin şekilde artış göstermesine rağmen, dünya çapında her üç kişiden biri hâlâ insani gelişmenin en alt seviyelerinde yaşamaya devam ediyor. Bu sorun aynı zamanda gelişmiş ülkelerin de sorunu. Gelişmiş ülkelerde 300 milyondan fazla kişi hâlâ yoksulluk sınırında yaşıyor.

Dünya genelinde ise bazı gruplar belirgin bir şekilde insani gelişmede geride kalıyor. Bu gruplar; kadınlar, etnik azınlıklar, yerli halklar, engelliler, göçmen ve mülteciler. Örneğin, kadınlar erkeklere göre daha az kazanıyor, hayatın fırsatlarından daha az faydalanabiliyor. 100 ülkede, kadınlar bazı sektörlerden cinsiyetleri sebebiyle yasal olarak dışlanıyor ve 18 ülkede de eşlerinin izni olmadan çalışamıyor. Gelişmekte olan 53 ülkede yetişkin kadınların çoğunluğu, ilkokulu bitirmiş olmasına rağmen okuma-yazma bilmiyor. Göçmen ve mülteciler ise iş hayatından, eğitim sisteminden ve siyasi katılımdan sistematik olarak uzak tutuluyor. İnsani Kalkınma Endeksi’ne bakıldığında ilk sırayı Norveç alırken onu Avustralya, İsviçre, Almanya ve Danimarka takip ediyor. ABD endekste 10’uncu, Türkiye ise 71’inci sırada. Raporda, dışarıda bırakılan kesimlerin de kalkınma fırsatlarından faydalanmaları için politikaların tekrar düzenlenmesi yönünde çeşitli öneriler de bulunuyor. Kaynak: http://hdr.undp.org/sites/default/files/2016_human_development_report.pdf

2 Derece Hedefi için 7 Adım

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ve Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA) Enerji Dönüşümü için Perspektifler: Düşük Karbonlu bir Enerji Sistemi için Yatırım İhtiyaçları (Perspectives for the Energy Transition: Investment Needs for a Low-Carbon Energy System) adlı raporlarını Mart ayında yayımladı. Rapor, Paris Anlaşması ile ortaya konan küresel sıcaklık artışını 2 derece ile sınırlama hedefine ulaşmak için atılması gereken politika ve yatırım adımlarını detaylı bir şekilde tanımlıyor. Raporda bu adımlar uygulanırsa, en fazla 2 derece artış hedefinin %66 olasılıkla yakalanacağını belirtiyor.

Dünya nüfusunun %63’ünü, küresel karbon salımının ise %83’ünü oluşturan G20 ülkeleri adına bu sene gruba başkanlık eden Almanya Hükümeti de raporu destekliyor. G20 ülkeleri, kurulu küresel rüzgar enerjisinin %98’ini, kurulu küresel güneş enerjisinin %96’ını, kurulu küresel nükleer enerjinin ise %94’ünü barındırarak düşük-karbon teknolojilerine liderlik ediyor.

Raporun genelinde IEA, teknoloji-bağımsız çözümlere odaklanırken IRENA ise daha ziyade enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı çözümleri sunuyor.

Raporda önerilen yedi adım şu şekilde:

– Daha sıkı bir karbon bütçesi konulması: Rapor 2100 yılına kadar kalan küresel karbon bütçesinin 790 Gt olarak hesaplıyor. Fakat Paris Anlaşması’na göre 2050 yılına kadar ülkelerin sadece enerji sektörlerinden kaynaklı karbon salımları 1260 Gt seviyesinde olacak. Dolayısıyla, kalan karbon bütçesinin daha da kısılması ve ülkelerin bu yeni bütçeye göre planlama yapması gerekiyor.

– Geçişin hızlandırılması: Doğal olarak, karbon bütçesinin kısılması daha da hızlı bir geçiş ihtiyacını beraberinde getiriyor. IEA’nın senaryosuna göre, karbon bütçesi 2020 yılına kadar zirve yapacak ve sonrasında 2050 yılına kadar bugüne kıyasla %70 oranında düşecek. Bunun için de ana enerji kaynağı olarak fosil yakıt talebinin 2014-2050 yılları arasında yarı yarıya inmesi gerekli. Bunun yanı sıra, IEA’nın nükleer ve karbon yakalama ve saklama özellikli fosil yakıt kullanımını da içinde saydığı düşük karbon kaynaklarının üç katına çıkarak 2050 yılı enerji talebinin %70’inden fazlasını karşılaması gerekiyor. Bunun sağlanması için ilgili politikaların tüm ülkelerde acil ve kapsamlı bir şekilde hayata geçmesi gerekiyor. IRENA da aynı şekilde durumun aciliyetine dikkat çekerek, aksiyon alınmasının gecikmesi halinde toplam yatırım maliyetlerinin büyük ölçüde artacağını belirtiyor.

– Yatırımın ciddi bir şekilde artırılması: IEA senaryosuna göre 2050 yılına kadar yıllık 3,5 trilyon dolar seviyesinde yatırım yapılması gerekiyor. IRENA ise IEA’dan çok az daha yüksek bir yatırım gereksinimi ortaya koyarak, 2050 yılına kadar 116 trilyon dolar seviyesinde değer yaratacak politika ve pazar gelişmelerine ek olarak, toplam 29 trilyon dolarlık yatırım ihtiyacını işaret ediyor.

– Yenilenebilir kaynaklara ve enerji verimliliğine odaklanılması: IEA senaryosuna göre, 2050 yılına kadar düşük-karbon kaynaklarından sağlanacak küresel enerji arzı yüzde 70 seviyesine ulaşacak. En büyük salım düşürücü etkenler yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği olacak. Rüzgar ve güneş enerjileri 2030 yılına kadar en büyük enerji kaynağını oluşturacak ve 2050 yılına kadar elektriğin %95’i nükleer ve karbon yakalama ve saklama özellikli fosil yakıt kullanımının da içinde olduğu düşük-karbon kaynakları tarafından sağlanacak. Ayrıca 2050 yılına kadar yeni araçların %70’i elektrikli olacak. Toplamda küresel ekonominin enerji yoğunluğu her yıl %2,5 oranında artan oranlarda düşecek. IRENA’ya göre ise, özellikle güneş enerjisi maliyetinin 2050 yılına kadar %60 oranında düşmesiyle yenilenebilir enerji kaynakları sayesinde ihtiyaç duyulan karbon salımı düşüşünün %90’ı gerçekleşecek. Yenilenebilir enerji kaynaklarının ana enerji kullanımındaki payı ise 2015’teki %15 oranından 2050 yılında %65’e çıkacak.

– “Terk edilmiş varlıklar”ın ele alınması (Fosil yakıtların terk edilmesi): İki kurumun da öngörülerine göre küresel kömür kullanımının hızlı bir şekilde azalmasına rağmen, fosil yakıt kullanımı 2050 yılına kadar belirgin olmaya devam edecek. IEA’ya göre, 2050 yılında enerji talebinin %40’ını (bugünkü seviyenin yarısı) hâlâ başta doğalgaz olmak üzere fosil yakıtlar karşılayacak. IRENA’ya göre ise 2050 yılında fosil yakıt kullanımı bugünün üçte biri ölçüsüne kadar düşecek, fakat yine de petrol talebi bugünün %45’i seviyesinde olacak. İki kuruma göre de, bu sürecin ertelenmesi yatırım ihtiyacını katbekat artıracaktır.

– Fiyat mekanizmalarının kullanılması: İki kuruma göre de, sübvansiyon ve karbon fiyatlaması gibi fiyat mekanizmaları enerji sektörünün iklim hassasiyetine sahip olması için önemli unsurlar. IRENA, birçok ülkede hâlâ fosil yakıtların sübvanse edilmesi ve beraberinde karbon fiyatlandırmasının başarısız olmasının günümüz enerji pazarının bozulmuş olduğunun göstergesi olduğunu iddia ediyor.

– Faydaların yakalanması: IRENA’nın öngörülerine göre, enerji sektörü 2050 yılında altı milyon ek istihdam yaratmış olacak. Fosil yakıtların azalması nedeniyle kaybolan işlerin açığını yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği sektöründe yeni oluşacak işler kapatacak. GSMH’lerde oluşacak iyileşme, diğer sektörlerde de yeni istihdam yaratacak. Azalan hava kirliliği ve oluşacak sağlık faydaları da hesaba katıldığında, tüm faydalar karbonsuzlaşmanın maliyetinin iki ila altı katı kadar gerçekleşecek. Bu da 2050 yılına kadar yıllık yaklaşık 10 trilyon dolar seviyesinde bir faydaya denk geliyor. Kaynak: https://www.energiewende2017.com/wp-content/uploads/2017/03/Perspectives-for-the-Energy-Transition_WEB.pdf

 

 

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş