Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

“Hükümetler ve Şirketler Pasif İnsanlara Bel Bağlıyorlar!”

,
153 1

21. yüzyılda, iş dünyası geçirdiği ekonomik krizlerden sonra farklı bir model ile yoluna devam ediyor. Sürdürülebilir Markalar İstanbul 2107 Konferansı’nda konuşmacı olarak yer alan Sofus Midtgaard ile yaşanan ekonomik krizlerden sonra almamız gereken aksiyonları, bu krizlerin sorumlularını ve döngüsel ekonomiyi konuştuk.

YAZI: Bulut BAGATIR

Nike, IKEA, Maersk gibi küresel piyasada lider olan markalarla çalışan, Leaderlab’ın kurucusu ve yönetici ortağı Sofus Midtgaard, yaşanan ekonomik krizlerle beraber büyük bir mücadele alanı oluştuğundan bahsediyor. Sürdürülebilir iş modellerinin en azından bu sistemden daha iyi çalışması gerektiğini ifade eden Midtgaard, şimdiye dek çok fazla taviz verilen sürdürülebilirlik mücadelesini yürütecek olanların, her ne kadar halen belli başlı görevleri üstlenseler de hükümetler ve finans kuruluşları değil, tüm dünya vatandaşları olduğunu söylüyor. Midtgaard’a göre umudumuzu kaybetmek için hiç de doğru bir zaman değil..

21. yüzyılda iş yapmak nasıl bir şey? Bu kısa dönemde büyük ekonomik krizler yaşadık…

Bu büyük bir soru. Ekonomik krizlerin perde arkasını gördük diye düşünüyorum. İş yapma şekillerimiz, işi takip etme tarzımız birçok yönden yıkıcıydı. Özellikle birlikte zaman geçirdiğimiz insanlar ve çevremiz için geçerli bu yıkıcılık. Son yıllarda da değişen hiçbir şeyin olmadığını görüyorum. Önümüzde büyük bir mücadele alanı bulunuyor. Bir işi yönetmenin -konu insanlara gelince- artık daha kapsayıcı bir yönü olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Bunu kavradığımız zaman işin içine dahil ettiğimiz toplumun işlevini sürdürmesinin önemi de anlayacağız. Aynı zamanda bu yerel çeşitliliği de korumamıza yardımcı olacaktır. Büyük bir küreselleşme hareketi gördük. Birçok insan bu küreselleşme hareketinin bolluk getireceğine inanmıyor, küreselleşmeyi radikal ve regresif (geriye giden) olarak değerlendiriyor. Bu doğru bir yol gibi gelmiyor bana. Bütün bu küreselleşmeyi meşru bir hareket olarak görebiliriz ki bu da nasıl iş yapacağımıza dair endişelerimiz üzerinde kafa yormamızı sağlar.

Konuşmalarınızda güçlü bir şekilde işbirliğinin önemi vurguluyorsunuz. Günümüz iş dünyasında yeteri kadar işbirliğinin varlığından söz edebilir miyiz?

Toplumlarda, kimya ve su gibi spesifik iş kollarında gördüğümüz bazı zorluklarda kaynakların dağılımı ve buradaki işbirliği, dünyanın çevresel sorunlarına çözüm bulmak adına önemli. Tam anlamıyla çözümün bir ayağı olmayabilir ancak maliyetleri düşürmek, harekete geçildiğinde bugünkünden daha iyi bir performans göstermelerini sağlamak gibi artıları var. Şirketlerin ve tabii ki tüketicilerin şu noktayı gözden kaçırmaması lazım. Öyle bir yere geldik ki sürdürülebilirlikten daha fazla taviz veremeyiz. Sürdürülebilirlik en azından şu anki sistemden daha iyi çalışmalı. Ahlaksal bir zorunluluk olmamalı -aslına bakarsanız ahlaksal bir zorunluluktur da ancak bizi istediğimiz yere taşımaz. Sürdürülebilirlik hareketine baktığınızda çok fazla taviz verildiğini ve sürecin tehlikeye atıldığını görürsünüz. İş hammaddeyi seçmeye geldiğinde şirketler ve tüketiciler bu sorumluluğu almaz. Sürdürülebilir çözümleri iş dünyasının daha iyiye gitmesi için kullanmalıyız. İşbirliğinin işin içine girdiği yer tam da burası. Startup’lar ve büyük organizasyonlar arasındaki işbirliği, bahsettiğimiz o iyi hali yakalamamıza yardımcı olabilir. Eğitim kurumlarının ve hükümetlerin destekleri de bu yolculukta değerli katkılar sunacaktır. Doğru işler yapan ticari kurumların desteklenmesi çok önemli. Şöyle bir örnek verebilirim. Çok fazla şeyi vergilendiriyoruz. Sadece görmek istemediğimiz, zarar veren şeyleri vergilendirebiliriz mesela. Doğru işler yapan tarafı ise ekonomik olarak destekleyebiliriz. Dünyanın her yerinde büyük teşvikler dağıtılıyor. Bu teşviklerin yenilenebilir enerjiye ve hammaddelere gitmesi kritik önemde. Böylece gerekli olan çerçeveyi yaratmış oluruz. Sadece böyle bir ortam yaratılırsa istenilen noktaya hızlıca varabiliriz.

Düzenlediğiniz bir organizasyonda hükümetleri veya bankaları beklemeden insanların harekete geçmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Peki bahsettiğiniz bu kurumlar nerede yanlış yaptı?

Bahsettiğiniz organizasyon 2011 yılında yapılmıştı ve 2008 ekonomik krizinin etkileri hâlâ daha hissediliyordu. Ekonomik krizi sadece ekonomik kriz olarak görmemiştim. Şuraya dikkat çekmek istiyorum. Orada iki türlü iflas söz konusuydu. İlki ekonominin üzerine kurulu olduğu prensiplerin ahlaken iflası. İkincisi ise hükümetlerin finans sektörüne dair düzenlemelerinin iflası. Bu konuda iyimser olmak isterdim ancak 2017 yılında olmamıza rağmen finans sektörünün düzenlenmesine dair sorunların halen çözülemediğini söylemek zorundayım. İki-üç yıl içerisinde yeni bir ekonomik krizle de karşılaşabiliriz. Hatta daha yakın bir zamanda bile gerçekleşebilir.

Dünya vatandaşları olarak bizim almamız gereken sorumluluklar neler? İşe nereden başlamalıyız?

Kesinlikle almamız gereken sorumluluklar var. Hükümetler ve şirketler -en azından bazıları- pasif tüketicilere, vatandaşlara bel bağlıyorlar ki bahsettiğim bu grup hükümetlerden, şirketlerden kendilerine iyi bir şey geleceğine dair umutlarını yitirmiş. Hayatımıza böyle devam edebiliriz diye düşünüyorlar. Bana kalırsa herkes sorumluluk almalı. Seçim vaatlerinde sürdürülebilirliği öne çıkaran politikacılara oy verilmeli. Ticari çıkarları düşünen bir politikacıdan daha yararlı işler yapabileceklerini düşünüyorum. Bu tabii biraz da ahlaksal bir zorunluluk. Tüketiciler de sürdürülebilir ürünleri desteklemeli. Yerel olarak üretilmiş ürünleri almalı.

Döngüsel ekonominin gerekliliği yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Çokça tartışılıyor da. Böyle bir modelin varlığı neden bu derece geç tartışılmaya başlanmış olabilir?

Döngüsel ekonomi gerçekten ilginç bir yapı sağlıyor. En önemli özelliklerinden biri ürünleri en yüksek değerinde kullanıldıktan sonra bile tutmaya devam etmesi. Döngüyü kapatıyor, ürünler daha uzun süre kullanılıyor, birçok tüketici tarafından birden çok kez kullanılabilen ürünler üretilmesine olanak sağlıyor. Paylaşım ekonomisinden de bahsetmek gerek. Bu sistem, platformlar üzerinden insanların istediklerini paylaşabilmelerine olanak tanıyor, ürünlerin dolaşımını sağlıyor ve böylece verimli bir pazar oluşturuluyor. Döngüsel ekonomiye çok inanıyorum. Malzemeler, tasarım, imalat ve belki de en önemli nokta olan iş modelleri hakkında tekrar düşünebilmek için harika bir çerçeve sağlıyor. İşin tüketicileri ilgilendiren bir yanı da var. Çoğu, ihtiyacından çok daha fazla şeye sahip. Kiralayabilecekleri birçok ürünü satın almayı tercih ediyorlar. Neden çamaşır makinesi veya bulaşık makinesine sahip olmak isteyesin ki? Bir ürün tamamen bozulduğunda ne yapıyorsunuz? Atıyorsunuz değil mi? Aslında tüm olay burada yatıyor. Kiralama yönteminin en büyük avantajı şirketleri daha uzun süre kullanılabilecek ve tamir edilmesi daha kolay makineler üretmeye zorlamak. Aynı zamanda o ürünün tekrar döngüye girdiğinden de emin olmak gerekiyor.

IKEA, Nike, Whole Foods Market gibi çok büyük firmalarla çalışma şansı yakaladınız. Bu gibi büyük şirketlerin 21. yüzyıl ekonomik iş modellerine yaklaşımları nasıl?

Bazıları gerçekten harika işler çıkarmaya çalışıyorlar. Unilever bu konuda öncü olabilir. Konferans’ta da (Sürdürülebilir Markalar 2017) bahsedildi. Nike ve IKEA’da beraber çalıştığım bazı isimler de muazzam işler yaparak bence herkese örnek oluyorlar. Bildiğim kadarıyla IKEA biraz önce bahsettiğim kiralama seçeneği üzerinde çalışıyor mesela. Bu konuda öncülük yaptıklarını söyleyebiliriz. Tabii bu işin uygulama tarafı ve bu konuda ne derece radikal kararlar alabilecekleri sektörden sektöre değişebilecek bir şey. Bunu da atlamamak lazım.

1 Yorum

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş