Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

EKOIQ’nun sorularını yanıtlayan Climate Action Network (CAN) International Direktörü Wael Hmaidan, “ABD Başkanı Trump’ın Paris Anlaşması’ndan çekilme açıklaması gibi gelişmeler, beklenmedik bir şekilde iklim meselesini gündemin daha da yukarılarına taşıdı. Oluşan uluslararası tepkilerle devlet dışı aktörler ve hükümetler anlaşmanın arkasında daha sıkı durmaya başladı. Bu ivmelenmeyi yüksek tutmamıza yardımcı olan Tek Gezegen Zirvesi de Trump’ın açıklamasının sonuçlarından biriydi” diyor.
Bulut BAGATIR

Uluslararası çabalar, yenilenebilir enerji yatırımları, şirketlerin ve devletlerin fosil yakıtlara yaklaşımı ve ülkelerin taahhütlerini yerine getirme ihtimalini göz önünde bulundurursak, Paris Anlaşması’ndan bu yana geçen iki yılı nasıl değerlendirirsiniz? 2030 hedeflerine ulaşabilmek için hangi adımlar atılmalı?
Paris Anlaşması, düşük karbon ekonomisine geçişte geri döndürülemez küresel bir dönüşümü tetikleyen çok önemli bir siyasi adımdı. Anlaşmanın sonucu olarak iklim eylemi yükselişe geçiyor, piyasalar yönelim değiştiriyor, ulusal ve yerel otoriteler vites yükseltiyor ve eylemler ortaya konuyor. Yenilenebilir enerji maliyetleri de hızlı bir düşüşte: Rüzgar türbinlerinin maliyeti 2009’dan bu yana neredeyse üçte bir oranında azaldı, güneş panellerinde ise bu düşüş %80 oranında. Bu gelişmeler yenilenebilirleri en uygun maliyetli enerji kaynakları haline getirdi. Devlet dışı aktörler, özellikle de işletmeler, piyasaların verdiği işaretleri görmede, yeni ve gelişmiş teknolojileri takip etmede hükümetlerin her zaman önünde olmuştur. Ama Başkan Trump’ın Paris Anlaşması’ndan çekilme açıklaması gibi gelişmeler, beklenmedik bir şekilde iklim meselesini gündemin daha da yukarılarına taşıdı. Oluşan uluslararası tepkilerle devlet dışı aktörler ve hükümetler anlaşmanın arkasında daha sıkı durmaya başladı. Bu ivmelenmeyi yüksek tutmamıza yardımcı olan Tek Gezegen Zirvesi de Trump’ın açıklamasının sonuçlarından biriydi.
Finansal sektörde de bir değişime tanıklık ediyoruz. Mali politikalar iklim eylemini desteklemeye başlıyor. Hızla değişen diğer bir alan da araç sektörü. Ülkeler ve şirketler birbiri ardına fosil yakıtlı motorları ne zaman devre dışı bırakacaklarına dair tarihler açıklıyor.

2030 hedefine ulaşabilmek için yukarıda bahsettiğim eylemler daha da hızlanmalı. 2018 yılı, hükümetlerin iklim değişikliğiyle ilgili daha fazlasını yapmak konusunda ne kadar ciddi olduklarını göstermeleri açısından kilit önemde. Polonya’da gerçekleştirilecek COP24 zirvesinde Paris Anlaşması büyük bir testten geçecek. Hükümetlerin Paris Anlaşması hedeflerine ulaşabilmek için daha fazla yapmaları gerekenleri değerlendirecekleri Talanoa Diyaloğu da gerçekleşecek. Bu tartışmalara dayanarak 2020 itibarıyla hükümetlerin iklim eylemlerini çarpıcı biçimde artırmaları bekleniyor. Bu süreç her beş yılda bir tekrar edilecek. Aksi durumda Paris Anlaşması’nın itibarı zayıflayacak. Hükümetlerin bu aciliyeti benimsemesi ve gelecek yıl atılacak her adımda -G20, G7, Kaliforniya’da düzenlenecek İklim Eylemi Zirvesi ve diğer etkinliklerde- iklim meselesini gündemin üstlerine taşıması ve taahhütlerini yükseltmesi gerekli. 2050 itibarıyla emisyonları durdurup ekonominin her sektöründe tamamen karbonsuzlaşma yönünde somut ve dönüş- türücü adımları acilen atmaları şart. Bu da %100 yenilenebilir enerjiye hızlı geçişi gerektiriyor.

Zengin ülkeler de gelişmekte olan ülkelerin enerji dönüşümü ile özellikle iklim değişikliğinin etkilerini halihazırda yaşayan kırılgan ve yoksul toplulukların dayanıklılığının sağlanmasını acilen desteklemeli. Kaybedecek zaman yok. Hükümetler küresel ısınmayı 1,5 derecenin altında tutmak için hemen cesur adımlar atmalı.

“Seller, kasırgalar ve orman yangınları Güney Asya’dan Kaliforniya’ya büyük yıkıma neden olurken son yıllarda rekor kıran yüksek sıcaklıklar da kendini daha fazla gösterir hale geldi. Bütün bunlar dünyanın dört bir yanından aktörleri iklim değişikliği konusunda harekete geçmeye zorluyor”
Tek Gezegen Zirvesi’nde gördüğümüz gibi devlet dışı aktörler iklim değişikliği mücadelesinde önemli adımlar atmaya başladı. Bu aktörleri motive eden ne? Paris Anlaşması’nın hedefine ulaşmada nasıl katkı sağlayabilirler?
Devlet dışı aktörleri motive eden birkaç faktör var. Birincisi, 2015’teki Paris İklim Zirvesi öncesinde ileri görüşlü işletmeler, kentler ve diğer devlet dışı aktörler devreye girerek hükümetleri Paris Anlaşması’nı oluşturmaya itme konusunda kendi topluluklarıyla çalışmaya karar vermeleri. Bu topluluklardan birkaç liderin eylemi farklı sektörlerde daha önce görülmemiş dinamikler yarattı. Paris Anlaşması’nın arkasında sadece hükümetler ve STK’lar değil aynı zamanda özel sektör, inanç topluluğu, kentler, sendikalar vs. var. Paris Anlaşması oluşturulduğunda küresel ekonomiye çok güçlü bir sinyal gönderdi ve fosil yakıtların sonunun başlangıcına işaret etti. İklim eylemi ekonomik bir fırsat haline geldi. Paris Anlaşması çok sayıda devlet dışı aktörün iklim değişikliğinin giderek artan ekonomik riskini anlamalarına yardımcı oldu. Dünya Ekonomik Forumu, 2016’da yayınladığı bir raporda küresel ısınmanın ekonomik risklerin başında geldiğini açıkladı. İklim değişikliği su krizleri, gıda kıtlıkları, düşük ekonomik büyüme, zayıf sosyal bütünleşme ve yüksek güvenlik tehditleri açısından daha önce görülmemiş düzeyde risk getiriyor. Artık işletmeler ve diğer devlet dışı aktörler iklim etkilerini daha fazla dikkate alıyor. Seller, kasırgalar ve orman yangınları Güney Asya’dan Kaliforniya’ya büyük yıkıma neden olurken son yıllarda rekor kıran yüksek sıcaklıklar da kendini daha fazla gösterir hale geldi. Bütün bunlar dünyanın dört bir yanından aktörleri iklim değişikliği konusunda harekete geçmeye zorluyor. Bunların daha da şiddetlenmesi kentler, işletmeler ve devletler üzerinde çok maliyetli yükler oluşturabilir. Devlet dışı aktörler de halihazırda göç, kaynak kıtlığı, ekonomik ve güvenlik sorunlarının giderek artan baskısıyla boğuşuyor.

Ancak bu aktörler, hele ki kitlesel hareket ederlerse, emisyonları durdurmak, yenilenebilir enerjiye yatırım yapmak, fosil yakıtların finansmanı ve üretiminden çekilmek gibi eylemlerle Paris hedeflerine ulaşmada katkı sağlayabilir. Aynı zamanda taahhütlerini yerine getirmeleri ve giderek güvensiz ve riskli hale gelen bir dünyada işlevlerini devam ettirebilmelerine olanak verecek kolaylaştırıcı çevreleri oluşturmaları için hükümetler üzerinde baskı yaratabilirler. Örneğin ABD’de devlet dışı aktörler, ülkenin Paris Anlaşması’nda öngörülen hedefine ulaşmasını güvenceye almak için Trump yönetiminin yapacağı her türlü eylemi telafi edebileceklerine inanıyorlar. Ama devlet dışı aktörlerin eylemine bel bağlayamayız. Bu eylem, Paris hedefini tutturmak için yeterli değil. Hükümetler de bu eylemlerden cesaret almalı ve kendi işletmelerinin ve kentlerinin ulusal düzeyde iklim eylemine dahil olmaları için birlikte çalışmalılar.

 

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş