Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

Seçimlerimiz

,
836 0

21.yüzyıl bir seçimler çağı ola­cak. Bu seçimleri yaparken, daha rasyonel, daha uzun vadeli, yalnız kendimizi değil, Türkiye’nin veya dünyanın uzak bir köşesinde yaşa­yanları; daha doğmamış olanları, bizimle birlikte gezegeni paylaşan diğer canlıları, doğal, beşeri ve kül­türel müştereklerimizi de hesaba katabilirsek, bir üst boyuta geçmiş oluruz.

YAZI: Barış DOĞRU

Modern olmak, bir seçimler topla­mı aslında. Her daim seçmek zorun­dasınız. Modern öncesi toplumlar ise, sıkı sıkıya tanımlanmış bir yü­kümlülükler dünyasıydı. Doğduğu­nuz an, size verilen statü ve koşul­lar üç aşağı beş yukarı belli olurdu. Ömür boyu doğduğu toprağa bağlı olarak yaşamak zorunda olan bir serf olarak da doğabilirdiniz, top­rakların sahibi olan bir derebeyinin çocuğu olarak da. Bundan sonraki yaşamınız da, yiyeceğiniz de, giyece­ğiniz de, hatta evleneceğiniz kişi de bu statüye bağlı olarak belirlenirdi (serflerin tek seçeneği ayaklanmak­tı; bütün ayaklanan köylü hikaye­lerinin, mitolojisinin, türkülerinin, efsanelerinin kökeni budur). Serf olarak doğan birinin soylu olması, soylu olarak doğan birinin serf ol­ması olasılık dahilinde değildi. Bu anlamda çok az seçenek içinde yaşa­mak zorundaydınız… Ancak soylula­rın da çok seçeneği olduğu söylene­mez. Olasılıklar hep kısıtlıdır. Belirli bir sınırlar dünyasında yaşarsınız. Ve bu sadece Avrupa feodal düzeni­ne de ait değildir. Yaban toplumlarda, belirli kabile düzenleri ve ku­ralları içinde yaşamak zorundaydı. Mutlak monarşinin hüküm sürdü­ğü kutsal imparatorluklarda da, dinsel organizasyonlarda da…

Sanayinin gelişmesi, feodal düze­nin dağılması, serbest pazara da­yalı kapitalizmin gelişmesi, coğrafi keşifler ve daha birçok gelişmenin bileşkesi sonucunda ortaya çıkan modernlik durumu ise, bir seçe­nekler dünyası yarattı. En altta do­ğup, en yukarılara çıkma, çok zor olsa da artık mümkündü. Sadece dikey değil yatay hareketlilik de mümkün oldu. Yoksulluktan, aç­lıktan ve belki bütün bu kısıtlılık­lardan bunalan Avrupa’nın yoksul­ları kendilerini Amerika’ya attılar sözgelimi (Amerika tam da bundan belki bir “Özgürlükler Ülkesi” nos­yonunu edindi). Krallardan, toprak ağalarından, soylulardan, kilise­den bağımsızlaştılar. Bu sürecin insanoğluna ve kızına mutlak bir özgürlük verdiğini söylemek doğ­ru olmayabilir ancak geçmişin zo­runluluklar ve baskı dünyasından sonra, ardından gelen tüm ­yoksun­luklara, zorluklara karşın insanların bir kuş gibi ferahlık hissettikleri kuvvetle mümkün…

Halen bu modernliğin içinde yaşı­yoruz. Ve seçmeye devam ediyoruz. Market raflarında da seçiyoruz, yaşamak istediğimiz bölgeyi, ar­kadaşlarımızı, seveceklerimizi ve sevmeyeceklerimizi de… Elbet yine maddi ve manevi kısıtlar içinde­yiz ama kimse bize sonsuza kadar burada yaşayacaksın, şuraya tatile gideceksin, bunu yiyeceksin, buna inanacaksın diyemiyor kolay kolay. Elbette görünür ve görünmez ik­tidar mekanizmaları, kitle iletişim araçları, annemiz babamız, mahalle ahalisi, hatta son büyük skandalın gösterdiği gibi facebook, incelikli veya kaba, subliminal veya açık açık seçimlerimizi etkiliyor, etkilemeye çalışıyor. Ancak her şeye karşın, se­çimlerimizde ve zihnimizin derinlik­lerinde yalnızız.

21.yüzyıl bir seçimler çağı ola­cak. Bu seçimleri yaparken, daha rasyonel, daha uzun vadeli, yalnız kendimizi değil, Türkiye’nin veya dünyanın uzak bir köşesinde yaşa­yanları; daha doğmamış olanları, bizimle birlikte gezegeni paylaşan diğer canlıları, doğal, beşeri ve kül­türel müştereklerimizi de hesaba katabilirsek, bir üst boyuta geçmiş oluruz. Market raflarında da, yaptı­ğımız işlerde de, sosyal ilişkilerimiz­de de ve evet sandık başında da bu bilinçle davranmayı başarabilmek; her seçimin yeni bir yol olabileceği­nin farkında olmak; işte bu, ağlarla ve bilinçle birbirine bağlı yeni bir uygarlığın doğuşu olabilir…

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş