Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

Hayatı Değişen Çiftçiler, Suyu Yok Olan Bir Bölge…

,
313 0

Tepebaşı Belediye Başkan Yardımcısı Melih Savaş “Böyle bir yatırımla ne oradaki sosyal hayatı canlandırabilirsiniz, ne ekonomik olarak orayı kalkındırabilirsiniz, tam tersi bir durum yaratırsınız” diyor.

YAZI: Nevra YARAÇ

Tepebaşı Belediyesi olarak sınır­larınız içinde yapılması planlanan termik santral konusunda ne gibi çalışmalar yürüttünüz?

Biz hem küresel iklim değişikliği­ne karşı mücadele eden ya da ona karşı mücadeleleri destekleyen, hem de Dünya Sağlık Örgütü’yle ve ICLEI ile işbirliği yapan bir be­lediyeyiz. Çevre hassasiyetimiz çok yüksek. Bu yüzden de belediyelere düşen aslında o hassasiyeti göste­ren, bir temele oturtan karşı çıkış ve bu karşı çıkışın yanında da bir yol göstericilik görevi. Alpu Ova­sı ile ilgili zaten Kırsal Kalkınma Kurulumuzun hazırladığı ve orada neler olduğunu belirten çok iyi bir envanterimiz var. Kültürel, sosyal, tarımsal, ekonomik girdileri, üre­timi, hayvan varlığını gösteren ve turizm potansiyelini gösteren verile­ri içeriyor bu envanter. Bu sayede oradaki faaliyetleri ve yaşamın nasıl yürüdüğünü, ihtiyaçları biliyoruz, farkındayız. Buradaki yaşamı des­tekleyen ve olumsuzlukları gidere­cek olan bir faaliyet hiçbir zaman oraya bir kömürlü bir termik santral kurmak olamaz. Böyle bir yatırımla ne oradaki sosyal hayatı canlandı­rabilirsiniz, ne ekonomik olarak orayı kalkındırabilirsiniz, tam tersi bir durum yaratırsınız. Ekonomik olarak zaten güçlü bir bölge. Eski­şehir’deki sulu tarım yapılan alanla­rın %43’ü bu ovada. Böyle bir alana getirdiğiniz bir şeyin oradaki hayatı nasıl etkileyeceğini sorgulamak zo­rundasınız.

ÇED sürecinde, halk toplantıların­da belediye tamamen bypass edildi. Tepebaşı sınırlarında olmasına rağ­men Alpu muhatap alındı. İzleme Değerlendirme Toplantısı’na resmi olarak değil ama sivil örgütlerle birlikte katıldık. ÇED sürecinde ko­misyona alınmadık. Tepebaşı olarak muhatap kabul edilmedik. ÇED ra­poru yayınlandıktan sonra biz neye karşı çıkıyoruz, yapılacak olan şeyin buraya getireceği zararlar ve mali­yetler nelerdir, bunları daha iyi ko­nuşur olduk.

Hiçbir yerdeki yatırıma benzemiyor burası. Tam ortada bir nokta ve et­kilenecek insan sayısı, yerleşim yeri sayısı çok fazla. Sanayi tesisi diye lanse ediliyor. Aslında büyüyebilen kendini geliştiren bir tesis değil bu. O anlamda bir sanayi tesisi de değil. Yalnızca enerji üretimi yapacak. Ay­rıca lületaşı, Turizm Bakanlığı’nın önerdiği üzere Türkiye’deki beş önemli turistik değerden biri. Yüz­lerce çalışanın dışında 16 milyon dolarlık bir ihracat ve üretim kapa­sitesi var oranın ve bunu kullanıyor­lar.

Ovanın kapsadığı bütün mahalleler­de toplantı yapıyoruz ilçe sınırları gözetmeksizin. ÇED raporundaki mevcut bilgileri aktarıyoruz, siyasi bir yorum da yapmıyoruz. Bu da zaten yeteri kadar etki yaratıyor. Çünkü etki olarak baktığınızda ya­pılacak yatırım oradaki çiftçiye, köy­lüye ve yöre halkına inanılmaz bir maliyet getirecek.

ÇED raporunda bir bilirkişinin da­yanabileceği hiçbir veri yok. O ka­dar aceleye getirilmiş bir rapor ki. Maden çıkış sahası yapacaksınız ve orada 30 hektarlık bir alanı kullanacağım diyorsunuz. Tarım alanının tam ortasında, köyün 600 metre yanında maden çıkış ağzı yapıyorsu­nuz. Burada da 2000 kişinin yaşa­yacağı tesisi kuruyorsunuz; bakım, onarım ve diğer hizmetleri kuruyor­sunuz karo sahası denen bölgede. Buradan da konveyörlerle çıkardı­ğım kömürü ileteceğim diyorsunuz stok sahasına. Ve Büyük Ova olan bu alanı ÇED sürecinin dışında bı­rakıyorsunuz. Böyle bir şey olamaz, buradaki etkiyi incelemek zorunda­sınız. Oysa verdikleri koordinatlara bakıyorsunuz, 30 hektar demeleri­ne rağmen 110 hektar alan çıkıyor.

Son teknoloji filtreler kullanılacak diyorlar. Temiz termik santral diye bir şey mümkün olabilir mi?

Ultra, süper, kritik yakma teknolo­jileri deniyor. 80’li yıllar “süper”li yıllardı. 90’lı yıllarda “ultra”lar çıktı. Bu teknoloji de 90’lı yıllarda keşfe­dilen ve aslında kömürün randıma­nını artıracak bir yakma teknolojisi. %1-1,5 oranında artırıyor. Düşük kalorili kömürlerde tercih edilen bir sistem. Bizim kömürümüz de 1700-1900 kalori civarında olduğu için kömürün kalori miktarını artırma niyetiyle bunu tercih ediyorlar. Öyle müthiş bir teknoloji değil, birçok yerde kullanılıyor zaten şu anda. 5000 ton kömür yakıyorsunuz ora­da, günde 21 ton daha az kömür ya­kacak aynı enerjiyi elde etmek için. Faaliyetler sonucu yılda yaklaşık 8 milyon ton karbondioksitin salınma­sı bekleniyor, bu da 320 milyon ağa­cın kesilmesine denk düşüyor.

Ne öngörüyorsunuz önümüzdeki süreçte?

Ben ekonomik olarak da anlatıyo­rum köylülere. ÇED raporunda her şey belli. 6,8 milyarlık yatırımın 35 yılın sonunda 55 milyar lira civa­rında bir ekonomik getirisi olacak. Yani yatırım size yaklaşık 4,5 yılda geri dönüyor. Ondan sonraki işlet­me masrafları ve benzeri giderler. Burada sizin kârınızı azaltacak ya da geri dönüşü uzatacak nedir? İşçi ücretleri, madenci ücretleridir. Ma­denci güvenliğinin sağlanması için yapılacak masraflardır. İşletmede doğru yapabileceğiniz filtreleme sistemlerinin tam kapsamlı ve kapa­siteli çalışmasıdır ki buna rağmen kirliliği engelleyemezsiniz. Böyle bir yatırımın karşısına çıkabilmek için gerçekten de güçlü olmak ge­rekiyor. Finansal olarak büyük bir çekim merkezi oluşturuyor böyle yatırımlar. Ama orada neyi kaybede­ceğinizi ortaya koymaya başladığı­nızda birden bu parlaklık sönüyor. Orada hayatı değişen çiftçiler, suyu yok olan bir bölge ve o bölgeyi 35 yılın sonunda terk edeceksiniz. Biz burayı yağmalayalım ve gidelim bu toprak zaten bizim işimize yaramaz diyorsanız buradan para kazanırsı­nız. Ama geleceği düşünüyorsanız, nesiller arası bir adaleti ve onların yaşamını düşünüyorsanız böyle bir yatırımı yapmamanız gerekiyor.

Bütün dünya çekilirken, Türkiye genelinde 80 kadar termik sant­ral projesi yapılacağı söyleniyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

EÜAŞ’ın verilerine göre 2019 yı­lında, şu an yapımı devam eden ve devreye alınacak santrallarla birlikte Türkiye’deki enerji stoku­nun %68 olacağını öngörüyor. Si­zin 2019 sonunda böyle bir enerji stokunuz varsa, yedek enerjiniz varsa iyi durumdasınız demektir. Türkiye’nin zaten doğru bir ener­ji politikasına ihtiyacı var. Herkes sanıyor ki gelişme olduğu zaman enerji ihtiyacı da artacaktır. Hayır, bu böyle olmayabilir. Tasarruf ön­lemleriyle, kayıpların, kaçakların azaltılmasıyla bu önlenebilir. Çin 2018 yılında -%3 büyüme açıkladı enerjide. Türkiye’de böyle tek tek kömürlü termik santral mücadele­leri değil de politika değişikliğinin görüşülmesi gerekiyor. Kömür çı­karılırken ortaya çıkan maliyet çok daha yüksek. Hem sağlık harcama­larını yükseltiyorsunuz, hem orada­ki ekonomik gerileme ve değersiz­leştirmeyi artırıyorsunuz. Her şey değersiz hale gelecek, yoksullaşa­caksınız ve madene girmek zorun­da kalacaksınız diyorum konuştuk­larıma. Şu an herkes, biz girmeyiz, çocuğumuzu da göndermeyiz diyor ama yoksullaşma ve üretiminizin yok olmasıyla birlikte bu hale ge­liniyor. Ya orayı terk ediyorsunuz ya da madene girmek zorunda kalı­yorsunuz.

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş