Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

Türkiye’de Linyitli Termik Santrallar ve Linyit Rezervleri-Linyitin Geleceği Yok

,
222 0

Dikkatle incelendiğinde dünyadaki kömürlü santralların çoğunun kritik-altı teknolojideki santrallar olduğu görülebilir. Bunun yanında rafa kaldırılan ve iptal edilen projelerin çoğu daha maliyetli olan ultra süper kritik ve süper kritik teknolojideki santrallar. Yani ilk olarak daha maliyetli ve -görece-daha az kirli santrallardan vazgeçiliyor. Yine de vurgulamakta fayda var ki, yanma teknolojisi ne olursa olsun iklim değişikliğine en çok etkisi olan santrallar, kömürlü ve bilhassa linyitli santrallar. Yeni dünya düzeninde teşviklere rağmen linyit ve dahi kömürlü termik seçeneğinin yatırımcılar açısından çok ekonomik olmayabileceği saptamaları ise dikkat çekici. Çevresel ve sosyal maliyetleri açısından bu projelerin çoğunda kamusal faydanın ne ölçüde olup olmadığı ise tartışmaya çok açık.

YAZI: Arif Cem GÜNDOĞAN

Linyit, ısıl değeri düşük, ba­rındırdığı kül ve nem miktarı fazla olduğu için genellikle sadece termik santrallarda yakıt olarak kullanılan bir kömür çeşidi. Dünyadaki kömür rezervlerinin ne­redeyse dörtte birini oluşturuyor. Türkiye, kömür potansiyeli açısın­dan orta-alt sıralarda diye nitelen­direbileceğimiz bir rezerve sahip durumda.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), dünya genelindeki kömür rezervle­rinin 311 milyar tonunun (%34,8) Avrupa-Avrasya ülkelerinde, 288 milyar tonunun (%32,3) Asya-Pasi­fik ülkelerinde, 245 milyar tonunun (%27,5) Kuzey Amerika ülkelerinde, 33 milyar tonunun (%3,7) Afrika-Do­ğu Akdeniz ülkelerinde ve 14,6 mil­yar tonunun (%1,6) Orta ve Güney Amerika ülkelerinde bulunmakta olduğunu tahmin ediyor.

Dünya Enerji Konseyi, dünya kö­mür rezervlerinin %90’dan fazlası­nın (892 milyar ton) dokuz ülkede yer aldığı bilgisini paylaşıyor. Söz konusu rezervin 403 milyar tonu­nun antrasit ve bitümlü kömür, 287 milyar tonunun alt bitümlü kömür ve 201 milyar tonunun linyit kate­gorisinde değerlendirilebilecek kö­mür olduğu belirtiliyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verisine göre son yıllarda Türkiye’de artış kaydeden kömür arama faa­liyetleri sonucunda linyit rezervi önemli ölçüde artırılmış durumda. Paylaşılan bilgilere göre dünya lin­yit/alt bitümlü kömür rezervinin yaklaşık %3,2’si Türkiye’de bulu­nuyor. Türkiye’nin linyit rezervinin yaklaşık %46’sı Afşin-Elbistan hav­zasında yer alıyor. Linyit/alt bitüm­lü kömür sahaları Türkiye’de burası dışında bütün bölgelere yayılmış durumda (Şekil 1).

ETKB’ye göre Türkiye’deki linyit sahalardaki linyit/alt bitümlü kö­mürün ısıl değerleri 1000-5000 kcal/kg arasında değişmekte. Yine ETKB verisine göre Türkiye’deki toplam linyit/alt bitümlü kömür rezervinin yaklaşık %68’i düşük kalorili, %23,5’i 2000-3000 kcal/kg arasında, %5,1’i 3000-4000 kcal/kg arasında, %3,4’ü 4000 kcal/kg üze­rinde ısıl değerde.

2015 yılı sonu itibarıyla 126,9 Mil­yon Ton Eşdeğer Petrol (MTEP) olan Türkiye’nin toplam birincil enerji tüketiminde kömürün payı %27,3 olarak gerçekleşirken 2016 sonu itibarıyla kömüre dayalı sant­ral kurulu gücünün 17316 MW olduğu ve ülkedeki toplam kurulu gücün %22,1’ini oluşturduğu belir­tiliyor. ETKB’ye göre çoğunluğu linyit olan yerli kömüre dayalı ku­rulu güç 9.437 MW (%12,1) ve ithal kömüre dayalı kurulu güç ise 7.879 MW (%10) civarında. 2016 yılında kömüre dayalı termik santrallardan toplam 92,3 TWh elektrik üretildiği ve bunun toplam elektrik üretimi içerisindeki payının %33,9 düzeyin­de olduğu paylaşılıyor.

Türkiye’de kömür aramaları sonu­cunda mevcut rezerve ilave olarak; 2014 yılı sonu itibarıyla 7,38 milyar ton yeni linyit rezervi tespit edildiği belirtiliyor. 2005-2015 yılları arasın­da bulunan yeni rezerv kaynakları ile toplam rezervin 2015 sonu itiba­rıyla 15 milyar tonu aştığı söyleni­yor. Yeni bulunan sahalar ve rezerv miktarlarına ilişkin bilgiler Şekil 2’de incelenebilir.

Ulusal ve uluslararası kaynaklar incelendiğinde Türkiye’deki linyitli ve diğer termik santralların durumu nasıl gelişti ve son durum nedir so­rularına bazı yanıtlar bulabiliyoruz. 2017 sonunda Türkiye’deki -kömür­le çalışan- ve işletme durumundaki toplam termik santral sayısı 27. Buna karşın linyitle çalışan işletme­deki santral sayısı ise 14. Linyitli ter­mik santralların işletmedeki kurulu kapasitesinin 9617 MWe civarında olduğunu görmekteyiz (Şekil 3).

İşletmedeki linyitli termik santralla­rın yanı sıra “aday” linyitli santral­lar da mevcut. Yani projelendirme ve işletme durumuna geçişin deği­şik aşamalarında hayata geçmeyi bekleyen projeler söz konusu. Buna göre 2017 sonunda Türkiye’de işlet­medeki 14 linyitli termik santralına ek olarak 14 tane lisans sürecinde, üç tane ilan edilen, üç tane inşa ha­linde dört tane de lisans almış linyit­li termik santral mevcut. Bu “aday­ların” toplam kurulu gücü 16.420 MWe olarak hesaplanmakta.

Linyite Zorlama Çok Ama Heves Yok

Peki Türkiye’de kömürle çalışan termik santral proje stokunda lin­yitin yeri nedir? 2017 sonu itiba­rıyla aday aşamasındaki toplam 44 kömürlü santralın 24’ünü linyitle çalışacak kömürlü santrallar oluş­turuyor (Şekil 4). Durumlarına göre ayrıştırdığımızda ilan edilen beş kömürlü termik santralın üçü­nü, lisans sürecindeki 26 santralın 14’ünü, lisans alabilen 10 santra­lın dördünü ve inşa halindeki dört santraldan üçünün linyitli termik santralların oluşturduğunu görebi­liyoruz. Buna göre linyitle ve diğer tipteki kömürlerle çalışacak termik santralların proje stokundaki sayıla­rının neredeyse kafa kafaya gittiğini görmek mümkün. Bu, devletin uy­guladığı yerlileşme politikasının çok sonuç vermediğinin bir göstergesi. Makroekonomik ve teknolojik geliş­meler açısından yenilenebilir; veri­len teşvik ve imtiyazlara rağmense ucuzluğu nedeni ile ithal kömür ya­ tırımcıların ilgisini daha çok çekiyor olabilir. Aynı tabloya kurulu kapa­site olarak bakacak olursak Şekil 5’teki rakamları görebiliyoruz ve bu rakamlar ithal kömürün hâlâ cazip görüldüğünü teyit ediyor.

Türkiye’de 2017 sonunda kömürle çalışan ve işletmede olan 70 ünite mevcut. Bunun toplam kapasitesi ise 18,5 GW civarında. Tüm proje stoku incelendiğinde iptal edilenle­rin ve rafa kaldırılanların sayısının da çok fazla olduğu görülebilir (Şe­kil 6 ve Şekil 7). Bunun en önemli sebepleri arasında kömürün dışsal­lıklarının ve kirlilik, sağlık sorunları gibi “gizli maliyetinin” yereldeki toplumsal muhalefeti doğurması ve tabii ki yenilenebilir maliyetlerinde­ki düşüş, Paris Anlaşması ile gelişen dinamikler, ülke koşulları sebebiyle -üstelik teşviklere rağmen- finans­man bulmanın gittikçe zorlaşması var.

Bu projeler ve dışsallıklarının ge­tirdiği maliyetler Türkiye’ye coğrafi olarak eşit dağılmıyor elbette. Pro­je stokunun yayıldığı alanlara göz attığımızda (Şekil 8) bu projelerin belirli alanlarda odaklandığı görü­lüyor. Bu da maliyetlerin adaletsiz dağıldığının göstergesi.

Türkiye’de 2006-2017 sürecinde yıllara göre işletmeye giren toplam kömürlü santral kapasitesi Şekil 9’deki gibi gerçekleşti. Buna göre son yıllarda artışın hızlandığını göz­lemlemek mümkün.

Türkiye’de 2017 sonu itibarıyla dev­redeki ve devreye girecek/girme ihtimali olan kömürlü termik sant­ralların CO2 emisyonlarına dair bazı hesaplamalar iklim değişikliği etkisi açısından oldukça kara bir tablo or­taya koyuyor (Şekil 10).

Dünyadaki genel durum itibariyle teknolojik açıdan belirli kömürlü santral tiplerinin daha çok tercih edildiği görülüyor. Bu durum daha az verimli ve daha çok kirleten, ik­lim değişikliğini daha çok tetikleyen kömürlü termik santralların domi­nasyonu anlamına geliyor (Şekil 11).

Dikkatle incelendiğinde dünyadaki kömürlü santralların çoğunun kri­tik-altı teknolojideki santrallar oldu­ğu görülebilir. Bunun yanında rafa kaldırılan ve iptal edilen projelerin çoğu daha maliyetli olan ultra sü­per kritik ve süper kritik teknoloji­deki santrallar. Yani ilk olarak daha maliyetli ve -görece- daha az kirli santrallardan vazgeçiliyor. Yine de vurgulamakta fayda var ki, yanma teknolojisi ne olursa olsun iklim de­ğişikliğine en çok etkisi olan sant­rallar, kömürlü ve bilhassa linyitli santrallar…

Peki ya yakın gelecek? TEİAŞ verisi­ne göre (Türkiye Elektrik Enerjisi 5 Yıllık Üretim Kapasite Projeksiyonu 2017-2021) linyitli termik santralla­rın elektrik üretimindeki payı 2005 yılında %18,4 iken, 2016 yılında %12,4 seviyesine ulaştı. TEİAŞ tah­minlerine göre 2021 yılında %10,5 olacağı beklenmekte. Öte yandan it­hal kömürün elektrik üretimindeki payı 2005 yılında %4,3 iken, 2016 yılında %9,5 seviyesindeydi. TEİ­AŞ tahminleri 2021 yılında bunun %11,7 olacağını söylüyor. Yani yerli yakıt kullanma politikalarının orta vadede de sonuç vermeyeceği anla­şılıyor. Öte yandan emre amadeliği diğerlerinden düşük ve modernize edilmeye çalışılan Türkiye’deki lin­yitli santrallar sık arıza yapmaları ile işletmecilerine yeni sorunlar da do­ğuruyor. Özelleştirmelerden sonra rehabilite edilen santralların emre amadeliği artış kaydediyor olsa da içine girilen yeni dünya düzeninde teşviklere rağmen linyit ve dahi kö­mürlü termik seçeneğinin yatırımcı­lar açısından çok ekonomik olmaya­bileceği saptamaları dikkat çekici. Çevresel ve sosyal maliyetleri açısın­dan bu projelerin çoğunda kamusal faydanın ne denli olup olmadığı ise tartışmaya çok açık.

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş