Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

Toplumsal Fay Hatlarından Biri Olarak Çevre Duyarlılığı

,
606 0

Kadın, çevre ve tüketici hakları konularında -deprembilimcilerin jargonuyla söylersek- fay hatlarında enerji birikmesi var. Bu üç konunun muhatabı devlet olduğu kadar, toplumun kendisi ve şirketler, markalar.

YAZI: Bekir AĞIRDIR

İklim Haber ve KONDA’nın “Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı ve Enerji Tercihleri” araş­tırmasında da, diğer tüm araştırma­larda da toplumun çevre duyarlılığı­nın yüksek olduğu ve zaman içinde yükselmekte olduğu görülebiliyor. Bu bulgu ve tespit konusunda kuş­kuya yer yok. Çünkü bu topraklar erozyonun, kuraklığın, iklim değişik­liğinin ve çevre tahribatının en yo­ğun yaşandığı coğrafyalardan birisi. İnsanların, bizzat yaşadıkları bu ger­çekliği görmüyor, anlamıyor olmala­rını düşünmek büyük hata olur. Öte yandan da çevre duyarlılığından bes­lenen sivil örgütlenmelerin gücü, ka­pasitesi, yaygınlığı konusunda epey­ce yol alınması gerektiği de açık.

Toplumun yaşadığı gerçeklik ile bu gerçekliğe dair algıları ve gündelik yaşam pratikleri arasında bir yarılma var. Bu yarılma hemen her konuda gözlediğimiz değerler ile pratikler arasındaki yarılmayla bağlantılı. Yani “iyi, doğru, güzel” diye tanımla­dıklarımız ile “yaptıklarımız” arasın­da farklılaşma var.

Bu yarılmayı yaratan çok temel bazı unsurlar söz konusu. Toplumun doğrunun ne olduğunu bilmesine karşın bazı konularda neden farklı davrandığı, yaptıklarını zihin dünya­sında nasıl gerekçelendirdiği sorusu­na cevap bulmamız gerekir.

Değerler ve Pratikler

Bunun birkaç önemli nedeni var. Birincisi hukukun üstünlüğüne olan inancın düşük olması. Türkiye top­lumu devleti ve hukuku yaşamı dü­zenleyen değil, yaşamı ve vatandaşı denetleyen mekanizmalar ve kural­lar manzumesi olarak görüyor. Bu nedenle devletin ve hükümetlerin politikalarının etkin uygulanacağına ya da toplumun çıkarına olacağı­na tereddütlü bakıyor. Nitekim bu araştırmada da toplumun, hüküme­tin küresel ısınma konusunda etkin tutum geliştireceğine inanmadığı görülüyor.

İkincisi toplumun kalkınma, istih­dam, eğitim, sağlık gibi alanlarda öncelikleri ve yüksek talebi var. İn­sanlar yaşama öncelikle “hanenin dirliği, düzenliği” üzerinden bakı­yor. Gerektiğinde bu öncelikli ihti­yaç ve talepler için bedel ödenebile­ceğini düşünüyor. Ama yukarıda da değindiğimiz gibi değerleri ile pratik­leri arasındaki yarılma nedeniyle bir yandan “kalkınma için çevre katledilmesin” diyor, öte yandan da ba­raj, yol inşaatını kendi geçim talebi ve umuduyla bekliyor. Bunun yanı sıra bedelin ne olduğunu, coğrafya­nın ve toplumsal yaşamın tam da bu uygulamalar nedeniyle beka sorunu olduğunu hissediyor.

Toplumsal zihin haritasındaki üçün­cü neden de insanların kendi birey­sel yaşamları için umutlu ve sorun çözücü iken ortak yaşama dair ka­ramsar, korkuları baskın ve garan­tici olması. Bu yarılmayı yaratan yüz­lerce yılın deneyimine ve toplumsal belleğe sahipler. O nedenle birçok alanda ikircikli tutum ve davranışlar sergiliyorlar.

Ve son olarak yine toplumsal bellek­ten beslenen bir zihni mesele daha var. Bu topraklarda hak temelli örgütlenme ve eylemlilik düşük. Buna karşılık dayanışma temelli örgüt­lenme ve eylemlilik çok yüksek. Şu anda bile faaliyette bulunan sivil gi­rişim ve örgütlenmelerin neredeyse %90’ı “dayanışma temelli”, %10’u “hak temelli” örgütlenme. Çünkü bu topraklarda devlet ve egemenler her hak talebini kıyarak bastırmış. Toplumsal bellek hak talebi ile devle­tin kıyıcı gücünü eşliyor. Örgüt keli­mesinin gündelik hayatta ne anlama geldiğini düşününce ne denli derin bir zihni eşikle karşı karşıya geldiği­miz anlaşılıyor.

Tüm bu toplumsal zihniyet haritası­nın ve zihni-duygusal ambargoların kırılmak üzere olduğu bir zaman aralığındayız. Özellikle kadın, çevre ve tüketici hakları konularında -dep­rembilimcilerin jargonuyla söyler­sek- fay hatlarında enerji birikmesi var. Bu üç konunun muhatabı devlet olduğu kadar, toplumun kendisi ve şirketler, markalar.

Toplum bu alanlardaki mücadele­sinde karşılarındaki muhatapların kıyıcı gücü olmadığını keşfettiği ve deneyimlediği oranda örgütlenme ve eylemlilik arzusu konusunda mesafe alıyor. Bu üç konunun doğrusunun ne olduğunu biliyor. Ve bu üç ko­nuda özellikle de hem bireysel yaşa­mında hem de yerel ölçekte, her gün küçük başarı hikayeleri biriktiriyor.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde hem sivil toplum açısından hem ül­kenin genel siyasi atmosferi bakımından bu üç alandaki gelişmeler gele­ceğin inşası yolunda kritik öneme sahip olacaklar.

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş