Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

Yurttaşlar Çevre Konusunda Makro Politikalardan Ziyade Somut, Yerel ve Kısa Vadeli Politikalara Duyarlı

,
487 0

Düşük karbonlu ekonomi, sürdürülebilirlik, doğa koruma yurttaşların ekonomik ve sosyal yaşamına dokunduğu zaman siyasileşir. Bu siyasete çekiliş çoğu zaman da siyasi partiler ve ulusal meclis veya yerel yönetimler üzerinden değil de, toplumsal hareketler üzerinden gerçekleşir.

YAZI: Dr. Barış Gençer BAYKAN, Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi

Çevreci sivil toplum kuruluş­ları (STK), toplumda meş­ruiyetlerini sağlamak için faaliyet alanlarını siyaset üstü bir tartışma olarak kodlama­ya meyillidirler. Bunun pratikteki ifadesi tüm siyasi partilere eşit me­safede olmak, adaylara eşit şekilde yaklaşmak olarak düşünülebilir. Seçimler tüm toplumsal taleplerin dillendirildiği dönemlerdir. Çevre de bu konuda istisna değildir. 24 Haziran 2018’de gerçekleşen erken Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimleri çevre ve enerji konula­rında 60 günlük dönemde kısa da olsa bir siyasi fırsat penceresi açtı. Gerek geçtiğimiz 10 yıldaki altyapı yatırımlarının, özellikle kentlerde orta sınıfların nezdinde betonlaş­manın çok hoş karşılanmaması, son dönemlerde yapılan güvenilir kamuoyu anketlerinde “çevre” du­yarlılığının yüksek seyretmesi, dışa bağımlılık ekseninde yapılan enerji tartışmalarına muhalefetin yenile­nebilir enerji önerileri doğrultusun­da güneş ve rüzgarın sızabilmesi önemliydi.

Çevre STK’ları ve çevre hareketinin diğer bileşenleri bu dönemde tüm siyasi partilere ve cumhurbaşkanı adaylarına ekosistem odaklı politi­kalar üretmeleri ve sahip çıkmaları için çağrılar yayınladı. TEMA Vakfı, 2011/2015’te yayınladığı toprak, su, orman gibi doğal varlıkların korunması, iklim değişikliğiyle mü­cadeleye ve sürdürülebilir tarıma varan önerilerin yer aldığı Eko Si­yaset belgesini 2018’de de yineledi. 11 çevreci STK, iklimi koruma ve en kısa zamanda Paris Anlaşması’nı onaylama çağrısı yaptı. 2018 Mart ayında 50’den fazla yerel ekoloji örgütünce kurulan Ekoloji Birli­ği de çevre adına oy verilmeyecek politikaları öne çıkardı. Elbette bu tür belge ve çağrıların partiler ve siyasetçiler üzerindeki etkilerinin ancak sembolik olabileceğini gör­mek gerekir. Seçmenlerde çevre du­yarlılığı yüksek olsa da oy tercihini değiştirebilecek bir dinamik haline gelmemiştir henüz.

25 Haziran 2018 sabahı itibarıyla muhalefetin ilk etapta Meclis’te elde etmeyi umduğu çoğunluğa ulaşamaması sebebiyle çevre ve enerji konularında olası bir politika değişikliği için fırsat penceresinin kapandığını söyleyebiliriz. Türkiye küresel ekonomik gelişmeler izin verdiği ölçüde fosil yakıtlara dayalı karbon ekonomisini yaşatmaya de­vam edecektir. Yeşil siyaset, yerel yönetimlerde ve TBMM’de temsil edilmediği sürece çevre STK’ları güçleri yettiği ölçüde siyasiler üze­rinde baskı aracı oluşturmaya ve toplumdaki farkındalığı artırmaya devam edeceklerdir.

Yurttaşlar çevre alanında bile olsa makro politikalardan ziyade somut, yerel ve kısa vadede yaşamlarını olumlu veya olumsuz değiştirecek kararlara katılmaya veya tepki ver­meye daha yakındır. Düşük karbon­lu ekonomi, sürdürülebilirlik, doğa koruma, yurttaşların ekonomik ve sosyal yaşamına dokunduğu zaman siyasileşir. Bu siyasete çekiliş çoğu zaman da siyasi partiler ve ulusal meclis veya yerel yönetimler üzerin­den değil de, toplumsal hareketler üzerinden gerçekleşir. Bu yüzden “X bölgede HES yüzünden Y köy ayağa kalkmış ama bunu destekle­yen Z partisi %70 almış” haberlerini sıkça duyarız.

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş