Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

Gıdanın Merceğinden Sürdürülebilirliğe Bakmak…

,
251 0

Bir, insan seveceksiniz. İki, ne yapıyorsanız heyecanla yapacaksınız. Üç, meraklı olacaksınız. Eğer bu üç özelliği birbirine ekleyebilirseniz, sanırım sürdürülebilir bir iş yapabilirsiniz. Reis Gıda’nın kurucusu Mehmet Reis işte bu üç özelliği çok iyi bir şekilde harmanlamış; yoksulluktan ve yoksunluktan gelen biri olarak, yoksullardan kaçmak yerine, bu bilgi ve tecrübesini ülkenin ve gezegenin refahı için kullanmaya karar vermiş.

Yazı: Barış DOĞRU

Sık sık yazıyorum galiba ama özel sektörün topluma ve çevreye faydalı işler yapması için, mutlaka faaliyet alanının ken­disine ve çevresine bakması lazım, çünkü her şirket asıl olumlu etkisini bu faaliyet çerçevesinde yükseltebilir ya da tam tersine olumsuz etkisiyle yıkıcı etkiler bırakabilir. Bunun için de ilk başta, “ben ne üretiyorum, ne satıyorum, toplumla bağım ne, nega­tif ve pozitif etkim nerede gerçekle­şiyor” sorularını kendisine sorması lazım. Bundan daha iyi bir başlangıç noktası, ne dünyada, ne Türkiye’de bulunmuş değil…

Masasının üstü pirinçlerle, merci­mek ve fasulyelerle dolu Mehmet Reis’in. Çok az rastlanır bir biçim­de, bir tebrik telefonuyla tanıştık kendisiyle. Türkiye’nin en büyük kuru bakliyat markalarından biri olan Reis Gıda’nın kurucusu, sür­dürülebilirlik ve iklim değişikliği konusunda EKOIQ dergisi olarak yaptığımız çalışmalar için bize te­şekkür ediyordu. Yakından takip ettiğini, yazıları satır satır okuyup yararlandığını anlattığı bu telefon görüşmesinin ardından geçtiğimiz ay ilk defa yüz yüze görüştük.

Yoksulluktan gelen, yoksulluğu ve açlığı bilen bir insan Mehmet Bey. Ama genellikle yoksulluktan gelen, açlığı bilenlerin, oralardan uzaklaş­tığı an, geldiği yeri unutmak için bü­yük bir çaba gösterdiği bir dünyada, ülkede yaşıyoruz. Mehmet Bey bu anlamda farklı bir kişi. Ülkenin en büyük kuru gıda markalarından bi­rini yarattığında da, toprağa, üreti­ciye, insana yakın kalmayı başarmış. Ve en başta vurguladığımız ilkeye yaslanmış: Çalıştığın alanın çevre­sinde toplumsal fayda üret.

Fiyat Artışlarıyla Gelen Uyanış

Ne yazık ki, çokuluslu şirketler, bü­yük aile grupları ve onlara mal ve hizmet üretenler dışında, kendi ala­nında toplumsal fayda üretmek için uğraşan çok az sayıda yerli şirket ve marka var. Reis Gıda, bu noktada apayrı bir yerde duruyor diyebiliriz. Mehmet Bey, ofisinin duvarındaki resimlere işaret ediyor. Anne ba­bası ve kendisinin Don Kişot ola­rak çizilmiş bir karikatürü var. “O resim 1995 yılına ait. Devalüasyon sonrası, tam da ramazan öncesi mar­ketimizde gözlemlediğim bir olay bende derin bir iz bıraktı. Bir kadın müşterimiz, fiyatına bakıp bir ürünü yerine koydu. Gıda fiyatları anormal bir hızla artıyordu. Ben de risk al­tına girip fiyatları dondurma kararı aldım. Basın buna büyük bir ilgi gös­terdi. Çalıştığım süpermarketlerle, tedarikçilerimle görüştüm, ramazan boyunca fiyatları donduracağız de­dim. 11 ay kâr etmişiz, bir ay kâr et­meyelim. Rakiplerim ve birkaç basın organından olumsuz tepkiler de al­dım. Beni İstanbul Ticaret Odası’na Türkiye’de ilk defa sabit fiyat uygu­laması yaptım diye şikayet ettiler. Hiçbirine tepki göstermedim ama etkilerini kısa bir süre sonra gördü­ler. Birçok gıda ürününde fiyat geri­lemesi oldu. Tüm basın bunun çok önemli bir girişim olduğunu yazdı. Benim farkındalığım burada başladı aslında.” Sonrasında yerli tohumla­rın yaygınlaştırılması üzerine çalış­maya başlamış Mehmet Bey. “Her yere yetiştiremezsiniz ama elimden geldiğince çiftçileri yerli tohumlar tercih etmeye ve onları ekip biçmeye özendirmeye çalıştım, bunun karşılı­ğında da çok güzel tepkiler aldım”

Yerli tohumların yaygınlaştırılmasıy­la ilgilenirken, ilgi alanı sağlıklı bes­lenmeye doğru kaymış yavaş yavaş. ülkemizde giderek artan obezite ve beslenme bozuklukları bu konuya daha çok ilgi göstermesi konusun­da bir erken uyarı gibi olmuş. Ge­leneksel yemek kültürünün ve alış­kanlıklarının korunmasının önemini vurguluyor. Bir aile babası olarak kızlarının kantinde ne yediklerini sorgulayarak bu gözlemi ilk olarak evinde yapmış. Ve kendi çocuklarına gösterdiği bu ihtimamı tüm çocuk­lar adına hissederek obezite ile ilgili mücadeleye başlamış. Geleneksel yemek kültürünün yitirilmemesinin iki önemli etkisinin olduğunu vur­guluyor Mehmet Bey: “Birincisi bu sağlıklı bir beslenme modeli değil; ikincisi de bence sofra kültürü çok önemli. Ailelerin oturup birlikte ye­mek yemeleri, sadece beden sağlığı değil, ortak sohbetin geliştirilmesi, aile içinde sağlıklı bir iletişimin geliş­tirilmesi açısından da dikkat edilme­si gereken bir konu.”

Sağlıklı Beslenme İçin Üst Düzey Ziyaretler

Obezite konusunda devleti harekete geçirebilmek için büyük emek sarf etmiş Mehmet Bey. Dönemin başba­kanı ve cumhurbaşkanına mektuplar yazmış, kızıyla beraber ziyaret etmiş. “Gerçekten de çok ilgilendiler. Döne­min Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e diyabet ve obezite oranlarındaki ar­tış ile yeme kültürünün bozulması arasındaki ilişkiyi, Avrupa ülkeleri arasında diyabette en hızlı artış ya­şayan ülkelerden biri haline geldiği­mizi anlattık. Ve belki biraz da bizim etkimizle, okul kantinlerinde bazı gazlı ve şekerli içecekler yasaklandı. Bu beni, dünyanın en mutlu insanı yaptı. Tüketicilerden teşekkür mek­tupları gelmeye başladı ve inanın madalya almış gibi oldum.” Okul okul, toplantı toplantı geziyor Meh­met Bey, özellikle küçük çocukların beslenmesi konusundaki bilinci ar­tırmak için. “Ne yazık ki bozuluyor beslenme alışkanlıklarımız. Sağlıkçı değilim ama çok araştırırım; uzman­lar da aynı şeyi söylüyor” diyerek yanlış beslenmenin zararını vurgu­luyor.

O beslenmenin önemini anlatmak için çaba sarf ederken dünyada da bu konuda gelişmeler olmaya baş­lamış. “Amerika’ya, Kanada’ya yerli tohumdan üretilmiş yeşil mercimek; kırmızı mercimek, pirinç satmaya başladık. Ama bir yandan da onlar­dan aynı ürünleri ülke olarak satın alıyoruz. Bu süreçleri doğru yönete­bilirsek, en önemli sorunumuz olan cari açığın kapanmasında da önemli bir rol oynayacak tarımsal üretim. İhracatta birçok üründe %50-60 ora­nında ithal ara malı kullanımı var. Tarımda ise bu rakam sadece %20. Yani bu ürünler neredeyse tamamen bizim çiftçimizin el emeği. O neden­le ekonomik sorunlarımız için de önemli bir çözüm, yerli tohumları­mızla yapılan tarımsal üretim.”

Hemen aklımıza Hollanda geliyor. “Konya kadar bir alana sahip Hol­landa, dünyada bitkisel üretimde bi­rinci, ette ve sütte dünya üçüncüsü. Türkiye, topraklarının erozyonuna, birçok soruna karşın bu alanda hâlâ çok büyük şansa sahip. Ama tarım­daki istihdam hâlâ azalıyor, %20’lere kadar indi. Tarım sektörünün ayakta kalması çok önemli Türkiye için.”

Tarım Üvey Evlat mı?

Çok sık vurguladığımız tarım sektö­rünün arkaik bir alan olmadığı, 21. yüzyılın en stratejik sektörü olduğu konusunda Mehmet Bey de ısrarlı. “1990’lardan sonra tarım üvey evlat muamelesi görmeye başladı. Özellik­le bakliyatta, çiftçiyi desteklemekten vazgeçildi ve bugünlere böyle geldik. IMF’nin direktifleri doğrultusunda tarımda ilerleyemezdik. IMF’nin sa­vunduğu kemer sıkma politikaları ülkelerin verimlilik potansiyelini engelliyor. Onlar gıda üretmemizi istemiyordu. 1990’lara kadar ne Amerika ne Kanada hiç bakliyat ek­miyordu. Şimdi onlar, bizim tohum­larımızdan yetiştiriyorlar bu ürünle­ri. Ve şu anda ihraç bölgelerimizi de ele geçirdiler. Şimdi biz ithal etmek zorunda kalıyoruz. İşte cari açığın önemli kaynaklarından biri bu deği­şimde yatıyor. Türkiye şu anda yeşil ve sarı mercimek türlerinde en fazla 400 bin ton üretiyor yılda. Kanada ne kadar üretiyor biliyor musunuz? 3,5 milyon ton. İnanılır gibi değil ama böyle…”

Mehmet Bey, Türkiye’nin her bölge­sinde hangi ürünün ne kadar ekildi­ğini çok iyi bir şekilde takip ediyor. Her birinin hangi zamanda ekildiği­ni, dikildiğini, ne zaman suya ihti­yaç duyduğunu, hasat edildiğini tek tek biliyor. Tarımsal üretimde ülke bazında üretim miktarı ve tüketim talepleri konusunda doğru ve bü­tüncül bilgiye sahip olmamızın da çok önemli olduğunu düşünüyor. “Bunları bilmezsek, tedbir alama­yız. Hasat verileri rekolte miktarları iç tüketim ve dış satış potansiyeline göre ithalat ve ihracat kararları ve­rilmeli. Kriz çıktığında ithalat kararı alırsanız çok büyük zarara uğrarsı­nız. Bu sistematik bir bakış, olmaz­sa olmaz.”

İklim Değişikliği ve Yeşil Mercimek

Tarım alanlarını ince ince takip eder­ken, iklim değişikliğinin etkilerini de gözlemlemeye başlamış Mehmet Reis yavaş yavaş. Boğaziçi Üniver­sitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Barış Karapınar ve arkadaşlarının, iklim değişikliği konusunda en bilinçli ke­simin çiftçiler olduğu sonucuna ula­şan araştırmasını hatırlatıyoruz. Bu sonucu şaşırtıcı bulmuyor: “Tabii ki bilir çiftçi. Donu, yağışı, kuraklığı sü­rekli takip eder. Ben de aynı şekilde takip ederim. Mesela yeşil mercimek ne zaman çıkar? Mayısta. Bu sene ne zaman çıktı? Haziranda. Demek ki küresel iklim değişikliği, hasat za­manlarını değiştiriyor. Ekim için de aynı şey geçerli. Kasımda, aralıkta yağmur bekler çiftçi ama yağmıyor. Mayıs yağmuru mesela ürüne zarar verir. Tüm bunlar, büyük zayiatlar oluşturmaya başladı.” Bütün bu saha bilgilerinden hareketle araştır­maya başlamış Mehmet Bey küresel iklim değişikliğini. “Bölgeler ve ül­keler arası büyük göç hareketlerinin arkasında da iklim değişikliği var. Eğer kırsal kalkınmada iklim deği­şikliğini göz önüne almaz, bununla ilgili önlemler geliştirmez ve çiftçiye bu konuda bilgi vermezsek, büyük zararlar bekliyor bizi.”

Çiftçinin doğru bilgiye ve yönlendiril­meye ihtiyaç duyduğunun altını çizi­yor Mehmet Bey. Bunun için kendisi de elinden geleni yapıyor. Okullara, ilgili tüm organizasyonlara gidip ik­lim değişikliğini anlatıyor uzun bir süredir. “İklim değişikliğine uyum göstermemizi sağlayacak önlemleri acilen almamız lazım. İsraf da çok önemli bir konu. Tarladan sofraya kadar o kadar büyük bir zayiat var ki. Aynı şekilde toprakları da israf ediyoruz. TEMA Vakfı’nın verilerine göre, son 40 yılda üçte bire inmiş verimli topraklar. Verimli tarım ara­zilerinin amaç dışı kullanımlarından tutun, yapılaşma nedeniyle kesilen zeytinlikler ve ayçiçeğine kadar bir­çok önemli sorunla karşı karşıyayız. Her alanda bu sorun oluşmadan çö­züm yolu bulmalıyız.”

Her İşin Başı Heyecan

Reis Gıda’nın sattığı tüm ürünlerin %90’ı hâlâ yerli ürün ama yakın za­manda paketlere koyacak yerli ürün bulamamaktan korkuyor Mehmet Bey: “Tarım ve hayvancılık birbirin­den ayrılmaz bir bütündür. Çiftçiyi dinlemeden bunları anlayamazsınız, çözümler üretemezsiniz. Çizmeleri giyip, tarlada nasırlı elini sıkacaksı­nız çiftçinin. Dünyada en büyük kriz su ve gıdada. Türkiye bir tarım ül­kesi ve bu konuda yapması gereken çok fazla şey var”.

Son getirilen havza modeli konusun­da ne düşünüyor peki? “Çok iyi bir çalışma ama o toprakta ne yetiştiğini iyi bileceksiniz ve onu destekleye­ceksiniz. İklim değişikliğine uygun tohum ve onun ıslahı çok önemli. Bunlar üzerinde çalışmazsanız ve o havza modeli üzerinde desteklemez­seniz, başarılı olamazsınız. Bunun için bölge bölge ayrıntılı olarak çalış­manız lazım. Ziraat mühendislerini, veterinerleri her bölgede görevlen­dirmeniz lazım. Bunu 90’lardan beri söylüyorum ama ne yazık ki şimdi ziraat mühendisleri, veterinerler başka alanlarda çalışmak zorunda kalıyorlar.”

Tarım alanında çok iyi bir koordinas­yona ihtiyaç olduğunun altını çiziyor Mehmet Bey ısrarla: “Ben bölgeler­den düzenli bilgi alıyorum, insanları dinliyorum. Ancak hep beraber bir araya gelirsek çok daha katma de­ğerli, sağlıklı ürünler geliştirebiliriz. Ve böylece dışardan ürün alan değil, geçmişteki gibi ihraç eden bir ülke olabiliriz.”

Bu konularda ortak bir gelişim sağ­lanabilmesi için birçok girişimi de olmuş Mehmet Bey’in. “Tarıma Can Platformu’nu, Vakfı’nı kurmak iste­dim. TEMA’nın kurucusu Hayrettin Karaca ve bu alanda söz sahibi daha birçok kişiyi bir araya getirmek için uğraştım. Gıda piyasası geçmişte basına, kamuoyuna çok kapalı bir yapıydı. Kimse basına konuşmazdı. Onu kamuoyuna açabilmek için o kadar gayret sarf ettim ki. Fiyat ar­tışlarının nasıl yaşandığını anlatma­ya çalıştım başından itibaren. Bugün de anlatıyorum. Örneğin ithal pirinç­te gümrük vergisi %45, ayrıca pera­kende KDV’si %8, bazı ithal edilen bakliyat ürünlerinde gümrük vergisi %19,3, yine parekende çıkış KDV’si %8, üreticiyi korumak için bu ted­birler elbette alınacak. Ancak raf fi­yatlarındaki oluşumu tüm kamuoyu bilmelidir.”

Fosil yakıtlardan sağlığa, ekosistem­lerden biyolojik çeşitliliğe, eğitimden yapılaşmaya, göçten ekolojik turiz­me kadar sürdürülebilir kalkınmanın her alanına hakim Mehmet Bey’le uzun uzun sohbet ediyoruz. İşini seven, sevdiği konuyla dünyanın so­runlarını, ülkemizin sorunlarından ayırmayan, konulara çepeçevre ba­kan, anlamaya, çözümler üretmeye çalışan ve bunu büyük bir heyecanla yapan bir iş insanı. İşin sırrı galiba ne yaparsan gönülden yapmaktan, insan sevmekten ve heyecandan ge­çiyor. Bir duvardaki resme, bir de Mehmet Reis’e tekrar bakıyorum. Gıdanın merceğinden sürdürülebi­lirliğe bakan gerçek bir Don Kişot. Sadece parayı konuşanların para da kazanamayacağı günler ne za­man gelecek acaba? Ekonominin sadece ekonomi olmadığını, paranın yenemeyeceğini, herkes mutlu ve huzurlu olmadıkça, kimsenin mutlu ve huzurlu olamayacağını ne zaman anlayacağız acaba? Don Kişot’ların sayısı artınca herhalde…

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş