Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

Hepimiz Aynı Kovandayız

2.34K 0

Soframıza gelen gıdaların üçte birini başta arılar olmak üzere canlıların yaptığı tozlaşmaya borçluyuz. Dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de artık sık sık ciddi miktarda arı ölümleri yaşanıyor. Bu ölümlere neden olan bazı tarım ilaçlarını yasaklamak ise çözüme yönelik atılabilecek en acil ve sonuç odaklı adım olarak öne çıkıyor. Greenpeace Türkiye, düzenlediği kampanya ile çözüm olarak uzun vadeli, planlı bir dönüşüm öneriyor.

YAZI: Berkan ÖZYER, Greenpeace Akdeniz, Tarım ve Gıda Proje Geliştirme Sorumlusu

Unutulmaması gereken bilim­sel bir gerçek: Soframıza gelen gıdaların üçte birini başta arılar olmak üzere canlıla­rın yaptığı tozlaşmaya borçluyuz. Elma, armut, çilek, domates, biber, badem, ayçiçeği, kahve, çay… Liste çok daha uzayabilir. Arılar doğanın dengesinden çıktığında yaşanacak gıda krizi ise şimdiden kapının eşi­ğinde bizleri bekliyor. Bu tehdit, bir gerçeklik. Önlem alan ülkeler, örgütler, kurumlar var, ancak artık sıra Türkiye’nin de elini hızlandır­masında.

Çok kabaca bitkilerin üremesini, çoğalmasını, yeni çiçekler açmasını sağlayan sürece, yani polenlerin bir bitkiden diğerine taşınmasına toz­laşma deniyor. Genel olarak bunu ya rüzgar ya da başını arıların çek­tiği uçucu canlılar gerçekleştiriyor. Buğday, pirinç ve mısır gibi tahıllar, genelde rüzgar tarafından tozlaşır ve böceklerden çok etkilenmez. Ancak bunların yanında beslenme­mizin merkezinde yer alan pek çok meyve ve sebze, arıların kovanları için nektar toplarken bir çiçekten diğerine polenleri taşıması sayesin­de kendilerini yeniden üretir.

Ülkemizde pek yaygınlık kazanma­sa da dünyanın farklı köşelerinde çiftçiler, tam da bu sebepten tarla­larının bir kısmını arıcılara açıyor. Çiftçiler için fazladan bir efor ge­rekmeksizin, kendi işlerini yapan arılar ürün veriminde %50’ye kadar etkide bulunuyorlar. Örneğin -üre­timi tamamen tozlaşmaya bağımlı olan- badem için ABD’deki üretici­ler arıcılara kovan başına 150 dola­ra varan ücretler veriyor.

Domino Etkisi

Arılar ve yaptıkları tozlaşmaya yö­nelik bir tehdit ortaya çıktığında etkisini doğrudan bütçemizde ve soframızda görüyoruz. Tozlaşma­nın önü kesildiğinde üretimdeki olası sorunlardan ötürü ya bu gıda­lara ulaşamayacağız ya da maliyet ve gerekli emek çok artacağı için çok daha yüksek fiyat etiketleriyle karşılaşacağız. Ve bu sadece tüke­tici tarafındaki sorunlar. Durumun biyoçeşitlilik ve doğa üzerindeki etkisini de akılda tutmak gereke­cek; örneğin yabani bitkilere yö­nelik tozlaşma azalacağından bitki örtüsü zarar görecek; erozyon ve toprak kayması, bunları engelleyen bitki örtüsü olmadığından çok daha yaygın hale gelecek; ya da hayvanla­rın besin kaynakları azalacağından onlar da gıda ve beslenme krizleri yaşayacak. Dolayısıyla doğanın den­gesinin tam merkezinde yer alan bu canlılara yönelik bir tehdit gerçek bir domino etkisine sahip olacak.

Peki neden arıların ölmesinden bahsediyoruz? Çünkü tarımsal üre­timi artırmak için gerekli olduğuna bir şekilde inandırıldığımız tarım ilaçları, ciddi miktarda ölümlere neden olabiliyor. Zararlı canlıları hedefleyen bu kimyasal maddeler, kaçınılmaz şekilde etkileşime geçen diğer canlıları da etkiliyor. Bunu da iki türlü yapıyorlar: Kullanılan ilaçlara maruz kalan arılar, ilk anda zehirlenerek ölebiliyor ya da dolaylı etkileri kısa sürede görebiliyorlar.

Örneğin arıların alametifarikası sayılan yön bulma yetenekleri, öğ­renim becerileri ciddi zarar görebi­liyor ve dolayısıyla bu canlılar gıda bulamayabiliyorlar. Kovandan ayrı­lan arılar sinir sistemlerini etkileyen bu ilaçlara maruz kaldıktan sonra hafıza kaybı yaşayabiliyor ve yolla­rını unutup kaybolabiliyorlar. Ya da henüz çiçeğin üzerindeyken hızlıca felç geçirip hareket kabiliyetlerini kaybedebiliyorlar.

Özellikle 2006-2007 yıllarında dün­ya genelindeki arı ölümlerinden son­ra bu konu göze çarpmaya başladı. Neonikotinoid (neo-nikotin-oid) sını­fı kimyasal maddelerin görece çok daha ölümcül etkisi olduğu kanıt­landı. Tohumlar “sistemik” olarak adlandırılan bu ilaçlarla kaplanarak ekiliyor. Dolayısıyla ilaçlar, bitkinin damarlarından yayılarak her nokta­da bulunabiliyor. Nektar alan ya da polenle etkileşime giren arılar da bu ilaçlara maruz kalıyor. Bu durumda arı ölümleri kovan başına %80’lere kadar çıkabiliyor. Yani bir anda yüz binlerce arı hayatını kaybedebiliyor. 2017’de Almanya’da yayımlanan bir araştırma son 27 yılda bu ülkedeki uçucu böceklerin toplam biyokütle­sinde %76’lık bir düşüş olduğunu ortaya koymuş, “ekolojik armaged­don” kaygılarını tetiklemişti.

Türkiye’de de benzer ölümler 2007’de Trakya’dan başlayarak ya­şandı. Sadece geçtiğimiz Ocak ayın­dan bu yana Bursa’da, Çukurova’da, Trakya’da, Şanlıurfa’da kitlesel arı ölümleri oldu. Bölgelerin tarım ala­nı olması kuşkusuz tesadüf değil, laboratuvar analizleri bir yandan devam ederken burada kullanılan kimyasallar olağan şüpheli konu­munda.

Avrupa’da Art Arda Yasaklar

Elbette arı ölümlerinin tek sebebi bu ilaçlar değil. İklim değişikliği kaynaklı hava düzensizlikleri, arı­ların nektar toplayacağı floral alan­lardaki azalma, arı sağlığını tehdit eden bakteriler dahil pek çok sebep var. Ancak tarım ilaçları kaynaklı ölümler bugün hemen önüne geçe­bileceğimiz ölüm sebeplerinin ba­şında yer alıyor.

Yapılan bilimsel araştırmalar sonu­cunda önce çeşitli Avrupa ülkeleri birer birer, sonra da AB kurum ola­rak harekete geçti. Avrupa çapında sivil toplum kuruluşlarının (STK), arıcıların ve çiftçilerin ortak yürüttü­ğü kampanyalarla neonikotinoid sı­nıfı üç maddeye (imidacloprid, clot­hianidin ve thiamethoxam) yönelik önce 2013’te kısmi, sonra da geçtiği­miz Nisan ayında -sera kullanımları hariç- genel bir yasak kararı alındı. Bu ciddi bir başarı olsa da mücade­le sona ermekten çok uzakta. Yasak kararının ardından AB ülkelerinin yasaklanan tarım ilaçlarına yönelik istisnai izin kararı verdiği, istisna olması gereken durumun yeni bir normale dönüştüğü de yakın zaman­da ortaya çıkmıştı. Yapılacak şey, sü­recin her aşamasında olabildiğince dikkatli olup, yasalardaki veya uygu­lamadaki boşluklardan faydalanma fırsatı tanımamak.

Ekoloji Temelli Gıda Zinciri

Öncelikle AB’deki yasağın Türkiye’de de uygulanmasını ivedi­likle isteyen Greenpeace Türkiye çözüm olarak uzun vadeli, planlı bir dönüşüm; pestisitlerin kullanılma­dığı, devlet programı ve teşviklerle üreticilerin mağdur olmadığı ve emeklerinin karşılığını aldığı, ekolo­jik üretim modellerinin benimsendi­ği bir gıda zinciri öneriyor. Burada tek tip üretime yer yok, farklı ürün­leri bölgesel koşulları gözeterek eken, tarlasında doğal tozlaşmadan faydalanan, gerektiğinde STK’ları, ziraat odalarını, devleti de yanında bulacağı bir model bu. Ekolojik ta­rıma yönelik teşviklerin ve üretimin artması bir yandan üretici refahını desteklerken diğer yandan fiyat­larda düşüşü ve erişilebilirliği çok daha mümkün kılacak. Greenpeace Türkiye’nin kampanyasını yaptığı, arılara zarar veren ilaçlara yönelik yasak, gereken adımlardan sadece bir tanesi.

Türkiye’de bu konuda sivil toplum­daki birikim, sahadan tecrübeler, geçmiş başarılar ya da her türlü tecrübe ciddi bir işbirliği ve getiri imkanı sunuyor. Bu şansı hem do­ğamız hem tarımımız hem de ya­rınlarımız için kullanmaktan başka seçeneğimiz yok.

Kampanyaya http://arilarikoru.org adresinden destek olabilirsiniz.

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş