Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

Satın Alırken Mutlaka Sormamız Gereken 5 Soru

551 0

Birçok büyük marka ürünlerini tüketicilerin daha çok almasını sağlayan yeşil renkli; bitki, çiçek gibi doğa resimleri bulunan organik ve doğal gibi ibarelerle pazarlıyor. Millennials tarafından yapılan bir araştırmaya göre tüketicilerin %30’u yeşil ambalajları daha sürdürülebilir olduğunu veya ‘organik’ etiketinin ürünün içeriğinde kimyasal içermediği anlamına geldiğini düşünüyor. Çoğu zaman ne yazık ki durum böyle olmuyor. Özellikle kozmetik ve temizlik gibi birçok pazarda yer alan büyük şirketler temel ürünlerinin yanı sıra son zamanlarda revaçta olan ‘organik’ ve ‘doğal’ kisvesi altında yeni ürünler piyasa sürmeye başlıyor. Ancak dikkat etmemiz gereken etiketlerden ziyade ürünlerin içerikleri. ‘Organik’ etiketi olan ve olmayan ürünlerin içeriklerine baktığımızda birkaç kimyasal dışında çok da büyük farklarının olmadığını görebiliyoruz, hatta bazı durumlarda bileşenler birebir aynı olurken, ‘organik’ olana ‘doğal’ olması itibariyle lavanta, çay ağacı, aloevera gibi esans yağlar katılabiliyor.

Haber: Gülce DEMİRER

Doğa dostu ürünler almak günümüzde, hiç olmadığı kadar popüler bir hale geldi. Markalar da tüketicilerinin ‘organik’ ve ‘doğa dostu’ gibi etiketlere daha çok talep gösterdiğinin farkındalar ve bu sebeple ürünlerinde belirli renkleri, kelimeleri kullanmayı seçiyorlar. Ancak ne yazık ki her ürün üzerinde yazan etiketlere uygun olmayabiliyor. Çünkü tüketicilerin ürün içeriklerine dair bilgisi çoğu zaman kısıtlı kalıyor.

Earther dergisinden Ian Graber-Stiehl’in bir tüketici raporundan alıntıladığına göre, tüketicilerin %68’i et ambalajlarının üzerinde bulunan ‘doğal’ etiketinin hayvanların herhangi bir büyüme hormonuyla yetiştirilmedikleri; %60’ı ise GDO’suz yem ile yetiştirildikleri anlamına geldiğini düşünüyor. ‘Organik’ etiketi ise çoğu zaman ‘serbest dolaşan’ ve kimyasallara maruz kalmamış hayvan olarak yorumlanıyor. Graber-Stiehl ise konunun çok da ele alınmayan bir noktasına dikkat çekiyor: “Şirketler, ikonik yeşil-beyaz etiketi kazanmak için birçok sentetik gübre ve zirai ilaçtan kaçınmak zorunda kalsa da, bakır bileşikleri, hidrojen peroksit, sabun ve piretrin gibi bileşimlerin kullanılması hala serbest.”

2014 yılında Millennials tarafından gerçekleştirilen bir ankete göre araştırılan demografik grubun %30’unun yeşil renkli ambalajlara sahip ürünleri daha ‘sürdürülebilir’ olarak algıladıklarını; %48’inin ise doğa görüntülerinden etkilendiklerini ortaya koyuyor. Dolayısıyla tüketiciler markaların seçmiş olduğu etiketlere ve ambalajlara güveniyor ve ona göre seçim yapıyor.

Alışveriş yaparken, ürünleri belirli kriterler çerçevesinde seçmek işimizi kolaylaştırabilir. Bunun için de çok basitçe şu soruları sorabiliriz:

  1. Ürünün İçeriği Nedir?

Eğer gıda, kozmetik ve ev temizliği ürünleri alıyorsak ilk önce içeriğine göz atılmalı çünkü tenimize temas eden, soluduğumuz kimyasalları göz önünde bulundurmalıyız. Kozmetik ve temizlik eşyalarının içeriği genellikle aşırı uzun isimler ve terimlerden oluşuyor. Eğer konuya aşina değilsek de okurken yorulabiliyor, bir şey anlamayabiliyoruz. En temelinden başlayacak olursak tropik ormanlardan elde edilen palm yağı içeren ürünlerden uzak durun. Buraya dikkat etmek gerekiyor çünkü palm yağı gliseril, palm kernel, etil palmitat, bitkisel yağ (vegetable oil) gibi birçok farklı isimle de karşımıza çıkabiliyor. Bilindiği üzere palm yağı elde etmek için orangutan ve birçok nesli tükenmekte olan hayvana ev sahipliği yapan kilometrelerce orman alanları tahrip ediliyor.

Palm yağı dışında benzene, benzoik asit, paraben, cıva, katran, dimetikon gibi kaçınılması gereken uzun bir liste mevcut. Listeye buradan ulaşabilir.

  1. Paketlemesi Nasıl Yapılmış?

Ürün paketlemesinde de tıpkı içeriği gibi ne kadar az paketlenmişse o kadar iyi diyebiliriz. Plastik paketlemeden ziyade kağıt, cam, metal ambalajları tercih etmek küçük ama etkili adımlar olabiliyor. Bilindiği üzere her plastik geri dönüşüme uygun olmayabiliyor ve doğaya bırakıldığı takdirde çözünmesi yıllar sürüyor; denizlere, okyanuslara karışıyor, balıklardan, kuşlardan soframıza kadar gelebiliyor. Paketsiz satılan özellikle gıda ürünlerinde ise yanımızda çanta, kese kağıdı, kavanoz, kağıt poşet veya evde bulunan başka materyallerle de alışveriş yapabiliriz. Alışveriş sonunda plastik poşetleri kullanmaktan kaçınabilir, yanımızda yer kaplamayan ve kolayca taşıyabileceğimiz bez çantalardan bulundurulabiliriz. Plastik ambalajlarda ise geri dönüştürülebilir amblemine dikkat edebiliriz.

  1. Nereden Geliyor?

Ürünlerin nerede üretildiği ve satıldığı da oldukça önemli bir husus. İthal ürünlerden ziyade yerel olanları tercih etmeliyiz. Ürünler elimize gelene kadar birçok aracıdan geçiyor. Çok basitçe ne kadar uzaktan geliyorsa koruyucu veya meyvelerde parlaklığını ve dayanıklılığını artırmak için kullanılan parafin bulunma olasılığı da artıyor. Tabi bu yerel ürünlerde parafin kullanılmadığı anlamına gelmesin. Öte yandan, üretimden tüketime kadar ürünlerin kat ettiği mesafe üreticiyi de etkiliyor. Piyasa fiyatından çok farklı bir fiyata satamayacağı için üretici kendinden kısıyor diyebiliriz. Bu noktada ürünlerin menşeine bakmak çok önemli.

Bir başka nokta ise ürünleri nereden aldığımız. Büyük zincir marketlerden ziyade, butik dükkanları ve bakkalları tercih edebiliriz.

  1. Sertifikasyon ve Logoları Var mı?

Birçok ürün, bir markanın çevre dostu olup olmadığını veya sağlık iddialarını doğrulayan üçüncü taraf sertifikalandırma şemalarını gösteren logolarla ibraz ediliyor. Ancak bu logoların da kaynağını bilmeden güvenmemek gerekiyor. Tüketici raporlarının “Yeşil Tercihler” (Greener Choices) girişimi “serbest dolaşan”, “mera yetiştiriciliği”, “GDO’suz” ve “adil ticaret” gibi spesifik etiketlerin ne anlama geldiğini açıklamayı hedefliyor. “Adil ticaret” (Fair Trade International), Leaping Bunny (hayvan testine karşı) gibi sertifikalandırmalar en çok tercih edilenler arasında.

  1. Gerçekten İhtiyacım Var mı?

Temel ihtiyaçlarımız olan gıda ve tekstil dışında, yaygın tüketim alışkanlıklarımız doğal kaynaklarımızı tüketiyor ve aşırı atık oluşumu gibi sorunlara sebebiyet veriyor. Markalar nihayetinde ürünlerini pazarlamayı amaçlıyor, ancak tüketiciler olarak çekici etiketlere ve ambalajlara aldanmayıp tüketim alışkanlıklarımızı minimumda tutmamız atık birikimini azaltacağı gibi daha sürdürülebilir bir gezegeni de mümkün kılıyor.

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş