Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

Gıda Güvenliğine ve Erişimine Yerel ve Küresel Bir Bakış: Yarın Ne Yiyeceğiz?

277 0

Dünyada her dokuz kişiden biri açlık çekiyor. Bu yeterince çarpıcı bir oranken, yeterli gıdaya ulaşabilsek bile içerisinde sağlığımızı ciddi anlamda tehdit eden kimyasalların bulunduğu ürünler, yine çarpıcı soruları akıllara getiriyor: Ne yiyoruz? Yarın ne yiyeceğiz? Yıllardır kendisini tarım ülkesi olarak niteleyen Türkiye’de her geçen gün yeni bir gıda ürününü daha ithal edeceğimizi öğreniyoruz. Kısa bir süre önce yaşadığımız şarbon vakasında gördüğümüz üzere, denetim konusunda da gereken noktada değiliz. Bütün bu tablo, iklim değişikliğinin etkisiyle daha da karamsar hale geliyor haliyle. Ve neticede, bu karamsar tabloyu ortadan kaldırmak için birlikte hareket etmekten başka bir çaremiz yok gibi…

YAZI: Bulut BAGATIR, Nevra YARAÇ

En temel insani ihtiyaçların eşitçe karşılanamadığı bir dünyada hayatımızı sürdürü­yoruz. O ihtiyaçların en başında ge­lenler arasında ise gıda bulunuyor. BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD), BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Dünya Gıda Prog­ramı (WFP) ve Dünya Sağlık Örgü­tü (WHO) tarafından hazırlanan ve Eylül ayında yayımlanan “Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenme Duru­mu 2018” raporuna göre 821 mil­yon insan açlık problemi ile karşı karşıya. Buna göre dünyadaki her dokuz insandan biri açlık sorunu yaşıyor. Yeterli miktarda gıdaya erişebilen insanların bir kısmı ise üretimin ve verimin artırılması adı­na içerisinde halk sağlığını ciddi an­lamda tehdit eden kimyasalların bu­lunduğu ürünleri tüketmek zorunda kalıyorlar.

Yukarıda kısaca bahsettiğimiz so­runların yanı sıra Türkiye’de ise gittikçe derinleşen bir gıda krizi mevcut. Ekonomik krizle birlikte daha da şiddetlenen gıda krizi hem gıda güvencesini hem de gıda gü­venliğini tehlikeye atıyor. Uzun yıl­lardır kendisini tarım ülkesi olarak niteleyen ve tarımın dünyada ilk geliştirildiği coğrafyaların üzerine kurulu Türkiye’de her geçen gün bakanlıktan yapılan bir açıklama ile bir ürünü daha ithal edeceğimizi öğ­reniyoruz. 1980’lerde tarımın dışa açılmasıyla birlikte ithal ürünlerle ülkenin gıda güvencesini sağlamaya çalışan devlet politikası, üretmek ye­rine dışarıdan satın almayı seçerek gıda krizinin daha da derinleşmesi­ne neden oluyor. İthal edilen hay­vanlarda şarbona rastlanması da, belki de ülkenin gıda güvenliği bakı­mından hangi noktada durduğunun en taze örneklerinden birini oluştu­ruyor. Üretmiyoruz, ithal ediyoruz, denetlemiyoruz ve tüketiyoruz!

Türkiye’nin içinde bulunduğu coğ­rafyanın, yaşadığımız çağın en başat sorunlarından biri olan iklim deği­şikliğine karşı en hassas ve riskli bölgeler arasında bulunduğu gerçe­ğini ne kadar göz önüne alıyoruz? İklim değişikliği çiftçilerin üretim alışkanlıklarını yerle bir etmeye ha­zırlanıyor ne yazık ki. Üretilen ürün­lerde rekolte kaybı yaşanması akla gelen ilk sonuçlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Dahası iklim de­ğişikliği nedeniyle ürettiğimiz ürün­lerin içerisindeki besleyici öğelerde de ciddi bir kayıp ile karşı karşıya kalabiliriz. Gıda mühendisi Dr. Bü­lent Şık yaşanabilecek bu gelişmeyi “gizli açlık” olarak tanımlıyor ve nedenini şu cümlelerle açıklıyor: “Aynı miktarda gıda üretimi yapsak dahi, gıdanın içerisindeki besleyici öğelerde azalma olduğu için daha az gıda üretiyor gibi olacağız. Daha çok yiyelim derseniz onun da içere­ceği başka problem olacaktır. Aynı miktarda gıda tüketmemize rağmen içerdiği besin öğeleri daha az oldu­ğu için sağlık açısından daha zararlı çıkacağız”.

Tüm bu sorunları bir araya getirdi­ğimizde Türkiye’nin gıda güvence­si ve güvenliği konularında atması gereken birçok adım olduğunu görüyoruz. İlerleyen sayfalarda da öncelikle Türkiye’nin gıda profilini çizmeye çalıştık, ardından bahsi ge­çen sorunlara karşı neler yapılabilir sorusunun cevabını aradık. Her ne kadar ortaya karamsar bir tablo çı­kıyor gibi gözükse de bu karamsar tabloyu ortadan kaldırmak için bir­likte hareket etmekten başka bir ça­remiz yok gibi…

Dosya konusunun yazılarına aşağıdaki linklerden erişebilirsiniz: 

http://ekoiq.com/2018/12/17/halk-sagligi-doganin-ve-gelecek-kusaklarin-devamliligi-icin-mucadeleye-devam/

http://ekoiq.com/2018/12/17/turkiye-onemli-bir-tarim-ulkesi-olma-ozelligini-kaybediyor/

http://ekoiq.com/2018/12/17/guvenilir-olmayan-gida-gida-degildir/

http://ekoiq.com/2018/12/17/ureticiyi-ithalatla-terbiye-etme-anlayisina-sahibiz/

http://ekoiq.com/2018/12/17/her-gun-catalinla-oy-veriyorsun/

http://ekoiq.com/2018/12/17/kentler-gida-krizinde-neler-vaat-ediyor/

http://ekoiq.com/2018/12/17/temizlenmemiz-gerekiyor/

http://ekoiq.com/2018/12/17/gidaya-erisim-bir-insan-hakkidir/

http://ekoiq.com/2018/12/17/endustriyel-tarim-uretmez-tuketir/

http://ekoiq.com/2018/12/17/saglikli-adil-ve-surdurulebilir-gidaya-yolculuk/

http://ekoiq.com/2018/12/17/surdurulebilir-tarimin-yol-haritasi/

http://ekoiq.com/2018/12/17/hayatin-mucevherleri-tohumlar/

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş