Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

“Türkiye Önemli Bir Tarım Ülkesi Olma Özelliğini Kaybediyor”

490 0

Hilal Elver, Birleşmiş Milletler Gıda Hakkı Özel Raportörü

Türkiye’deki gıda krizi, giderek artan ölçekte gıda ihtiyaçlarımızın dışa bağımlı hale gelmesinden kaynaklanıyor. Türk lirasının değer kaybetmesi ile çok ciddi fiyat artışlarının olması bu durumda çok doğal. Daha da kötüsü, bu durum artarak devam edecek.

Türkiye’nin çok ciddi biçimde ve acilen tarım politikalarını gözden geçirmesi gerekiyor. Hem tarımda, hem hayvancılıkta son yıllarda -bu en az 20 yılı kapsıyor- üretimde çiftçiyi korumayan, ancak dış dünya ile daha ilişkili bir politika sürdürülüyor. Tabii bu durum dünyanın birçok ülkesinde var. Türkiye, önemli bir tarım ülkesi olma özelliğini kaybetmeye başlıyor. İhracatçı olmak yerine ithalatçı olmaya gidiyor. Bu da yine dünyadaki trendlerle aynı. Küreselleşme, gıda ve tarım sektörünü son yıllarda çok değiştirdi. Tarım ve gıdadaki korumacı ve destekleyici politikalara ihtiyacımız var. Aksi takdirde tamamen ithalata yönelik bir ülke olup sadece birkaç kalem malda ihracat yapar hale geleceğiz ki bu da çok tehlikeli.

Buna karşın, yerel üretim ve küçük ölçekli tarımı destekleme alanında yapılacak şeyler çok açık ve net. Çok ciddi yatırımlara lüzum yok. Yeter ki bir an önce başlasın ve bu konuya önemli bir bütçe ayrılsın. Bu bütçenin nasıl ve nerede kullanıldığı da kontrol edilsin. Bunun için ciddi bir istek olması gerekiyor politikacılarda. Herkesin birlikte hareket etmesi lazım. Yol yakınken dönelim bu yoldan.

Bu politikanın önünde çok ciddi engeller var tabii ki, onlar da büyük uluslararası şirketlerin karar mekanizmalarına etkileri. Bu şirketler aslında çok fazla değil ve dünyanın her yerinde aynı şeyi yapıyorlar. Türkiye özelinde buna en güzel örnek Cargill şirketinin Türkiye’deki şeker sektörü ile ilgili raporuna dayanarak hükümetin şeker fabrikalarını özelleştirme adı altında kapatması ve böylece Türkiye’yi mısır nişastası kartelinin eline bırakması. Bu çok önemli bir karar, öyle yabana atılacak bir şey değil, çünkü buna benzer başka örnekler de gelecek.

“Açlığa Son Hedefine Ulaşmak için Sektörler Arası İşbirliği Çok Önemli”

Keigo Obara, Gıda Güvenliği Yetkilisi, FAO

BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD), BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Dünya Gıda Programı (WFP) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından hazırlanan ve Eylül ayında yayımlanan “Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenme Durumu 2018” raporunun en önemli çıktılarından biri, dünyadaki açlığın artış trendi göstermesi. 821 milyon insan açlıkla yüzleşiyor. Geçen sene ise bu rakam 804 milyondu. Rakamlardaki bu artışın endişe verici bir durum olduğunu söyleyebilirim.

Raporun bir diğer çıktısı ise açlıkla yüzleşen kişi sayısı ile obezite sorunu ile karşı karşıya kalan kişi sayısının neredeyse aynı olması. Burada farklı nedenler var. Gıda güvensizliği obezitenin birçok nedeninden biri ve güvenliğin sağlanması obezitenin düşürülmesinde katkıda bulunacaktır. Ancak hem açlıkla hem de obezite ile yüzleşen insan sayısının bu derece çok olması endişe verici. Bu negatif trendi değiştirmek için temel değişimler gerekiyor.

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin ikincisi olan “Açlığa Son” hedefi sadece açlığa son vermek değil. Bu hedef aynı zamanda yetersiz beslenen kişi sayısını da düşürmeyi amaçlıyor. “Açlığa Son” hedefi de dahil olmak üzere bütün hedeflere ulaşmak için farklı sektörlerle işbirliği içerisinde daha çok çalışmalıyız. İkinci hedef özelinde sadece tarım sektörüyle birlikte çalışmak yerine beslenme üzerine çalışan sağlık sektörüyle birlikte çalışmamız gerekiyor. Ayrıca bölgesel kalkınma ile ilgili çalışmalar yapan ajanslarla yapılacak işbirliğine de çok önem veriyorum. Açlık ve yetersiz beslenme riskiyle yüzleşen en savunmasız grupları destekleyen sosyal sektörleri de bu gruba dahil edebilirim. Tüm bunları göz önüne aldığımızda 2030’da hedefe ulaşabileceğimize inanıyorum. Ancak sektörler arası işbirliğinin çok çok önemli olduğunu vurgulamak gerekiyor.

“Aracılar Komisyonlarıyla Ürünlerin Fiyatını Yukarı Çekiyor”

Murat Tapik, CEO, Datça Murat Çiftliği

Biz 2012 yılında aktif olarak insanlarla ürettiğimiz ürünleri buluşturmaya başladık. Daha öncesinde yıllarca dedemden gelen arıcılık ve sebze/meyve üreticiliğimiz vardı. Lakin bunun üretim kısmının dışında insanlara ulaşma kısmı, yani büyükşehirlerde bu ürünleri bulamayan, bunlara nasıl ulaşacağını bilmeyen insanlara bu ürünlerin sunulması tarafı var. Bu da yaklaşık altı senedir devam eden bir proje. Burada bizim kendi eğilimlerimiz ve akademik kariyerimiz, babamın doktor olması, dedemden gelen bir arıcılık serüvenimizin olması da artı değerler katıyor. Bu bünye içerisine onlarca üretici daha katıldı. Ürettiğimiz badem, zeytin, zeytinyağı, sebze/meyve dışında üretimini yapmadığımız yerli bir ceviz üreticisinin cevizi de bu yapının içerisine girmiş oldu. Böylelikle aslında kurduğumuz platform ile birçok yerel üreticiye destek verir boyuta geldik.

Biz yerel üreticileri hem kendimiz üretim yaparak destekliyoruz hem de o insanların ürettiği ürünlerin doğru bir şekilde insanlara ulaşmasını sağlıyoruz. Gıdadaki sorunları çözme anlamında toplu üretimler kadar yerel üreticilerin üretimi de çok önemli. Toplu üretimlerin daha teknolojik ve düzenli yapılması genel olarak verimliliği sağlayacakken yerel üreticilerin desteklenmesi tarıma ilgisi olan insanların artmasını ve kırdan kente göçün engellenmesini beraberinde getirebilir. O yüzden desteklenmeyen her minik veya yerel üretici dediğimiz ufak çaplı butik işletmeler ya da aile çiftlikleri bizim daha sürdürülebilir ve kaliteli gıdaya ulaşmamızı engelleyebilir.

Yerel üreticilerin önündeki en büyük engellerden biri çok fazla desteklenmemeleri. Bu konu eğitim ve teşvik gibi sorunları kapsıyor. Mesela bu teşvikleri almaya yönelik birinin çiftçileri desteklemesi gerekiyor. Bazen şöyle bir durum oluyor: Teşvik ve üretici oluyor ama bir noktada buluşamıyorlar. Diğer bir sorun ise üretilen ürünlerin yerinde para etmemesi ve aracıların para etmeyen ve köylünün piyasaya çıkaramadığı malını çok ucuz fiyatlara alıp, kendi komisyonlarıyla fiyatları yukarıya çekmesi. Yerel üreticiler, insanların bizim gibi platformlar üzerinde alışveriş yapıyor veya o yerleri tanıyor olması sayesinde ürünü kendi başına satabiliyor. Böylelikle üreticilerin satış sorunu olmuyor ya da ürününü mecbur kalıp tüccar dediğimiz aracılar nedeniyle belki de zarar edecekleri, çok ucuz fiyatlara mahkum kalmadan değerlendirme fırsatları oluyor. Üçüncü bir sorun ise tohum. Tohumların değişmesi nedeniyle çiftçiler şu anda tohum alma gibi bir maliyet kalemine sahipler. Zaten daha tarım yapmadan ellerindeki parayı hibrid tohumlara vererek zarar ediyorlar. Eskiden bu tohumlar her çiftçinin kendi üretebildiği tohumlardı ama artık kendini yenileyebilen, çoğaltabilen tohumların olmaması veya miktarlarının minimuma inmesi nedeniyle satın alma zorunluluğu doğan, bununla kalmayıp gübre ve ilaçlama yapmadan verim vermeyen bir üretime kayılmış olması en büyük handikaplardan bir tanesi.

“Çözüm Yerli Üretimin Desteklenmesi ve Etkin Denetlenmesinde”

Zafer Şenyurt, TMMOB Gıda Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı

Son dönemde ülkemizde yaşanan ekonomik dalgalanmaya bağlı olarak, özellikle döviz kurundaki anormal yükseliş, ürün maliyetlerini, dolayısıyla ürün fiyatlarını artırdı. Gıda endüstrisinde kullanılan ithal hammaddelere bağlı fiyat artışının yanında tarım ürünlerinde de maliyet artışına bağlı fiyat artışları söz konusu. Diğer önemli bir konu da çok az sayıda tarım ürünü dışındaki tüm ürünlerde, ette ve yemde ithalatçı ülke olmamız. Bir süre öncesine kadar mevsimsel ve spekülatif fiyat artışlarını önlemede bir enstrüman olarak kullanılan ithal ürün seçeneği de artık bir çözüm olmaktan çıktı. Artan döviz fiyatlarıyla beraber gübre, mazot, tohum ve zirai ilaçta oluşan yüksek fiyat artışlarını üretici karşılayamayacak ve üretimden vazgeçecek. Bu durumsa ülkemizi ciddi anlamda gıda tedariki sorunuyla karşı karşıya getirecek.

Fiyat artışlarına bağlı olarak, zaten sıkıntılı olan gıda güvenliği ve güvencesi de daha sıkıntılı bir hâl aldı. Çözüm yerli üretimin desteklenmesi ve üretim süreçlerinin etkin denetlenmesinde. Bunun için de uygulanabilir, izlenebilir ve sürdürülebilir gıda ve tarım politikalarına acil ihtiyaç var. Politikalar belirlenirken tüm paydaşların sürece demokratik katılımlarının sağlanması ülkemiz ve geleceğimiz için son derece önemli. Kapitalizmin dayattığı neoliberal politikaların tarım ve gıdayı bir meta olarak görmesi sonucu tarım ve gıda üretimi belirli ellerde toplanmaya ve tüm dünyaya egemen kılınmaya çalışılıyor. Günümüzde küresel sermaye tohum üretiminden zirai mücadeleye, gıda üretiminden tüketimine kadar tüm süreçleri kontrol etmek istiyor. Küresel ölçekte dört şirket piyasayı tohumda %58,2, tarım kimyasallarında %61,9, gübrede %42,3, hayvansal ilaçlarda %53,4 oranında kontrol ediyor. Bu oranlar tavukçulukta %97, domuz ve sığırda ise yaklaşık %66. Bu şirketlerden altı tanesi dünya tahıl ticaretinin %85’ini, sekiz şirket ise kahve satışlarının %60’ını kontrol ediyor. Özellikle insanların temel besin ihtiyacı olarak bilinen mısır, pirinç, buğday ve soya gibi gıdaları hakimiyetleri altına almak için büyük savaşlar veriyorlar. Aynı durum içilebilir ve kullanılabilir su kaynakları için de geçerli. Önümüzdeki dönemde savaşlar gıda ve su kaynaklarının ele geçirilmesi için verilecek. Neoliberal politikalar sorgulanmadan, Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Bankası, IMF gibi kurumların işlevi anlaşılmadan ne hayvancılığı, ne tarımı, ne de gıdadaki gerçeği anlamak mümkün.

Gıda denetimleri gıda güvenliği için son derece önemli. Bu görev 5996 sayılı yasa kapsamında Tarım ve Orman Bakanlığı’nda. 650 bin civarında kayıtlı ve onaylı işletme varken bunları denetlemekle görevli 6404 personelin sadece 2252’si gıda mühendisi. İşletme başına yılda ortalama 1,7 denetim frekansı yeterli olmadığı gibi denetimlerin niteliği konusunda da sıkıntılar yaşanıyor. Tespit edilen suçlarla ilgili yaptırımlar da caydırıcı değil. Sadece kamu denetimi değil tüketicilerin tamamının bilinçli davranmaları, tespit ettikleri sıkıntıları ilgili kurumlara bildirmeleri de gıda güvenliğinin sağlanmasında önemli bir rol oynuyor. Kamuda ve özel sektörde gıda mühendisleri yeterli sayıda istihdam edilmedikçe gıda güvenliğini sağlamamız mümkün olmayacak. 20 bine yakın üyesiyle Gıda Mühendisleri Odası olarak gıda güvenliği ve güvenli gıdaya ulaşmada toplumcu anlayışla görev ve sorumluluk almaya, bunun için tüm kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmaya hazırız.

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş