Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

Renklerin Dansı; Bugün ve Gelecek

94 0

YAZI: Barış DOĞRU

Fransız Devrimi’nin üç renkli bay­rağına eklenmiş, bir sarı ceket gördüm haber fotoğraflarında… Şanzelize’de Zafer Takı’nın hemen önünde… Ve zihnim hemen beni başka yerlere götürdü. 2015 yılının son günlerinde Paris’te, insanlığın gezegenimizdeki geleceğini belirleyecek bir anlaşma için buluştuğu İklim Zirvesi sırasın­da, Fransız Devrimi’nin üç rengine bir de yeşili eklemek gerekiyor yaz­mıştım. Üç renk, yani kırmızı, beyaz ve mavi, yani aslında tüm insanlığın ortak düşü olan eşitlik, özgürlük ve kardeşliğe, küresel müştereğimiz bi­yosferi ortak evimiz olarak ilan etme­nin ve onu korumanın sembolü olarak yeşili eklemek…

Kaderin cilvesi, Fransa Cumhur­başkanı Emmanuel Macron’un yeşil kılığındaki karbon vergisini, sadece yoksulların sırtına yükleme planı, sarı yelekliler simgesiyle yanıtını, Paris’in devrim görmüş sokaklarında aldı.

Hayat böyle, tahmin edilmesi güç sürprizlerle, ters köşelerle doludur. Renklerin mücadelesine ve dansına, tahmin edilmesi zor bir renk daha ek­lendi: Sarı

Yeşile karşı sarı. Öyle mi? Hiç zannet­miyorum. Sarı yelekliler de gayet iyi biliyor, o verginin karbonu azaltmak ve yeşil bir kalkınma politikası için çı­karılmadığını, bizler de. Karşı geldik­leri de etkin iklim politikaları ve onun finansmanı değil, giderek artan eko­nomik darboğazın, geçim sıkıntısının ve emek düşmanı politikaların çeşitli kılıklarda karşılarına çıkıp durmala­rı. Dünya uzun bir süredir iktisadi ve sosyal olarak büyük bir altüst oluş yaşarken, iklim değişikliğinin etkile­riyle yüz yüze gelmeye başlamışken, var olan üretim rejimine hiç dokun­mayıp yükü sadece alt gelirlilerin sır­tına yıkmanın karşılığı, birçok ülkede suskunluk ve içekapanış olabilir; ama Macron’un unuttuğu, oranın Fransa olduğu sanırım…

Birçok kez yazdım, yazdık; dünyanın geçirdiği kriz, pek öyle bildikleri­mizden değil. 1800’lerden, yani ka­pitalizm yerküreyi sardığından beri 50 yıllık periyotlar halinde gelen Kontradiyef Dalgaları’nın krizlerin­den öte bir şey olduğunu, bir türlü geçmek bilmeyen küresel krizden daha iyi anlayabiliyoruz. Bu sadece ekonomik ve sermaye birikim reji­mi krizi değil, küresel boyutta eko­nomik ve çevresel bir kriz. Ve tabii onların aralarındaki gerilimden bes­lenen bir sosyal krizin ete kemiğe büründüğü bir uygarlık krizi. Onun için böyle yeni renkler arz-ı endam ediyor, eski renkler tek başına yol gösterici olmuyor. Bir renk olmayan ama tüm renkleri kendi benliğinde tüketen, tüketmek isteyen siyah ise karanlıkların ardından başını çıkarıp yüzümüze sırıtıyor…

Bir kere daha: Ya tüm renklerin dan­sını izleyecek, geçmişimizin hatala­rından aldığımız derslerle gezegenle ve diğer canlılarla dost bir uygarlık kuracağız ya da hepsini yutan tek ses­liliğin altında, artık uygarlıksız ve te­kinsiz bir iklimde yaşayacağız…

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş