Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

İklim Değişikliği Gölgesinde Gıda Güvenliği

111 1

Besin üretim zincirlerinin üretim sistemlerinden küresel ticaret ve ekonomiye, doğadan nüfus artışına kadar her alanla sıkı sıkıya ilintili olduğunu aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor.

YAZI: Prof. M. Levent KURNAZ, Boğaziçi Üniv. İklim Değişikliği ve Politikaları, Uyg. ve Araş. Merk., mlkurnaz@gmail.com

İklim değişikliği konusunda bizleri en fazla dertlendiren konu içecek su bulabilmenin ardından yiyecek yemeğimizin de olmasıdır. Yalnız tatlı su gibi besin konusu da sadece iklim değişik­liği ve bizim neler yetiştirebildiğimizle alakalı değildir. Dünyanın artan nüfusu karşısında neredeyse sabit kabul edebi­leceğimiz tarım alanları, iklim değişmi­yor olsa bile büyüyen bir problemimiz olduğunu bize gösterebilir. Tarım ala­nında kullanılan suni tohumlar, tarım ilaçları, suni gübre ve diğer bir sürü problem olarak gördüğümüz konu, ik­lim değişikliği olmadan da karşımızda. Tüm bu problemlere küreselleşmeden dolayı oluşan yerel ürün kaybını da ek­leyecek olursak iklim iyiye doğru değiş­se bile olası problemlere karşı dirençli­liğimizin azalmakta olduğunu görürüz. Ayrıca yediğimiz ekmekteki buğday Konya Ovası’ndan değil de dünyanın diğer ucundan geliyorsa, bu üretim zincirinin zarar görmesi yanında bu zincirin doğaya ve iklime verdiği zara­rı da hesaba katmak zorundayız. Besin üretim zincirlerinin üretim sistemle­rinden küresel ticaret ve ekonomiye, doğadan nüfus artışına kadar her alanla sıkı sıkıya ilintili olduğunu aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor.

Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kal­kınma Hedefleri’nin ikincisi de bize ulaşmamız gereken hedefin açlığı azaltmak değil, açlığı yok etmek oldu­ğunu söylüyor. Yalnız, besin üretim sis­temlerinin bu derece yanlış olduğu bir gezegende bunu nasıl yapabileceğimiz son derece kuşkulu. Buna bir de iklim değişikliğinin getirdiği ve getireceği stresleri eklediğimizde sorun iyice çö­zülmez hale gelebilir.

Dünyanın çeşitli bölgelerinde iklim değişikliğinin tarımsal ürün ve karasal gıda üretimi üzerindeki etkileri be­lirgindir. İklim değişikliğinin şimdiye kadar tarım yapılamayan bölgeleri de, tarıma açabileceği söylense de bugüne kadar olumsuz etkileri olumlu etkile­rinden daha yaygın olmuştur. Özellikle bazı yüksek enlem bölgelerinde olum­lu eğilimler ve rekolte artışları belir­gindir. Küreselleşmenin etkisiyle tüm dünyada tüketilen özellikle tahıllar ve pirinç gibi ürünler daha çok belirli bazı bölgelerde üretilmeye başlandı. Bu tür kilit üretim bölgelerinde görülen aşırı iklim olayları sonrasında gıda ve tahıl fiyatlarındaki hızlı artış, mevcut gıda piyasalarının diğer olaylarla birlikte aşırı iklim olaylarına duyarlılığını or­taya koyuyor. Bu tür aşırı iklim olaylarının insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle artacağı bilindiğinden, gıda ve tahıl fiyatlarındaki duyarlılığın da benzer şekilde artmasının muhtemel olduğu görülüyor.

Uyum Çalışmaları

Tarımsal uyum çalışmalarının mevcut verimi ortalamada %15-18 artırması beklenebilir. Ancak uyumun etkinliği bölgeden bölgeye değişiyor. Ortala­mada %15-18 arası verim artışı den­mesine rağmen uyum çalışmalarının bazı bölgelerde verimi düşüreceği, ba­zılarında değiştirmeyeceği, bazılarında ise çok artıracağı öngörülüyor. Doğal olarak uyum çalışmaları, hem ortama hem de kişilerin konuyu ne derece ciddiye aldıklarına bağlı olarak değişik sonuç verebilir. Bu nedenle de “Eğer uyum sağlamaya çalışırsak verim %15- 18 artacak” türü bir yaklaşımdansa “En doğrusunu yapalım ve sonucun iyi ola­cağını umalım” yaklaşımı daha doğru olacaktır. Uyumun öngörülen faydaları, tropikal bölgelerden ziyade ılıman böl­gelerde daha yüksek olacaktır. Ayrıca buğday ve pirinç tabanlı sistemlerin ik­lim değişikliğine uyum sağlaması, mısır tabanlı sistemlere oranla daha kolaydır. Bugün fazla su tüketimiyle yüksek ge­lir getiren mısır tarımı gelecekte aynı beklentiyle sürdürülecek olursa hayal kırıklığına yol açabilir.

Bir yandan artan gıda talebi ve öte yan­dan sıcaklıkların 4oC artması, küresel ve bölgesel olarak gıda güvenliğine yönelik büyük riskler doğuracaktır. Gıda güvenliğine yönelik bu riskler kutuplardan Ekvator’a doğru yaklaşıldığında artma eğiliminde. 2050 yılına gelindiğinde küresel gıda fiyatlarının, enflasyonu hesaba katmadığımızda %80 artabileceği öngörülüyor. Gıda üretiminin her basamağı iklim deği­şikliğinden etkilenecek. Yalnız üretim ve dağıtım basamakları dışındaki nok­taların iklim değişikliğinden ne dere­ce etkileneceğini öngörebilmek fazla mümkün değil. Mesela bugün Avrupa tahıl ihtiyacını Ukrayna’dan karşılıyor. İklim modelleri ve tarımsal modelleri kullanarak gelecekte Ukrayna’da ne kadar tahıl üretilebileceğini öngörmek mümkün. Ama üretilebilecek bu tahı­lın ekonomik veya politik nedenlerle üretilip üretilmeyeceğini ya da üretil­diğinde nerelere dağılacağını hesapla­yabilmek matematiksel modellerin be­ceri seviyesinin ötesinde. Bunu ancak yaşayarak göreceğiz.

Ekosistemleri Dirençli Hale Getirmek

Balıkçılık, su ürünleri yetiştiriciliği ve hayvancılıkta da uyum planlamasının temelinde; uyumun değişik basamaklarda ele alınması yatmak zorunda. Özellikle balıkçılıkla ilgili ilk basamak­ta önemli olan deniz ekosistemini deği­şikliklere karşı dirençli kılmaktır. Ben­zer önlemler tarım için de geçerli. Ne yazık ki günümüzde gerek balıkçılığın gerekse de tarımın tek ürün üzerine yoğunlaşması, iklim değişikliği dışın­daki problemleri de beraberinde getiriyor. Tek bir ürün deseni üzerine yo­ğunlaşmak, bu ürünü etkileyebilecek problemlere karşı da savunmayı azalt­mak anlamına gelir. Tarlaları ekerken değişik ürünler bir arada yetiştirildiğin­de zararlıların tüm tarlayı yok etme ola­sılığı azalır. Benzer şekilde tek bir balık türüne bağlı ekosistemlerdeki balıkçı­lık, o türe zarar verebilecek herhangi bir sorun çıktığında durma noktasına gelir. Bu nedenle atılması gereken ilk adım, ekosistemlerin olası problemlere karşı dirençli hale getirilmesidir.

Biz her ne kadar ekosistemleri direnç­li hale getirirsek getirelim aşırı iklim olayları mutlaka karşımıza çıkacak. Dirençlilik bu olaylar karşısında almamız gereken ilk önlem. Ancak dirençli sis­temlerin bile önceden uyarıya ihtiyaç­ları var. Bu nedenle ikinci adımımız, gerek denizdeki gerekse de karadaki ekosistemleri devamlı gözlemlemek ve denge noktasından uzaklaşmaya baş­landığında gerekli uyarıları yapmaktır.

Alışkanlıkları Değiştirmek

Sonunda ne kadar önlem alırsak ala­lım bazı sistemlerdeki değişiklikler o sistemin sürdürülmesini imkansız hale getirebilir. Bu noktada atılması gereken adım da o sistem ve sektörde çalışanları ve oradan fayda sağlayanla­rı hızla başka sistemlere ve sektörlere kaydırmak. Su azaldı diye tarım yapma­yı bırakmamız gerekmiyor, ama hızlıca daha az suyla verim alabileceğimiz yeni bir ürün desenine geçişi sağlamalıyız. Ya da diyelim suyumuz hiç kalmadı, o zaman da tarlamızı güneş santra­lına dönüştürerek kendimize gelir sağlayabileceğimiz sistemlerin çalışır durumda olması gerekiyor. Burada “sistemden” kastımız, en başta eğitimli işgücü ve sonra bunlara sağlanabilecek kredi olmalıdır. Bir bitki deseninden diğerine ya da bir besi hayvanından diğerine geçişte maddi kaynak sıkıntı­sı çözülecek olursa diğer problemlerin üstesinden gelinmesi de kolaylaşır.

Günümüzde gıda sistemindeki en önemli problem, yetersiz üretimden ziyade üretilen besinin masaya ulaşmasında ve burada bozulmadan tüke­tilmesinde yatıyor. Özellikle masaya ulaştıktan sonra bozulan gıdanın ardında çok daha önemli sistemsel so­runlar mevcut ve o sistemsel sorunları çözmeden boşa giden gıda problemini azaltmak pek de kolay değil. Alışveriş ve tüketim alışkanlıklarımız, içinde yaşadığımız sistemin bir parçası ve o sistemi iyice sarsmadan bu alışkanlık­ların değişmesi çok da kolay değil. İle­ride iklim şoklarının sistemi sarsacağı­na eminim ama önemli olan o şoklar karşımıza çıkmadan dersler çıkartıp önlemleri alabilmek. Sadece gıda üre­timinde değil, gıda işleme, paketleme, taşıma, depolama ve ticaretindeki olası yeniliklerden elde edilebilecek fay­dalar henüz yeterince araştırılmamış durumda. Önümüzde gıda sisteminin tüm faaliyetlerinde bir dizi olası uyum seçeneği bulunuyor. Anamur’da muz yetişirken dünyanın diğer ucundan muz taşımak pek makul bir seçenek değil. Bugün yaşadığımız problemlerin büyük bir kısmını muzu Anamur’dan değil Guatemala’dan getirdiğimiz için yaşamıyor muyuz zaten?

1 Yorum

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş