Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

Yerel Seçimler, İklim Dostu Politikalara Katalizör Olabilir mi?

43 0

YAZI: Barış DOĞRU

Yerel seçimler, son derece keskin bir toplumsal dönüşümün kıyısında oldu­ğumuza dair verilerle dolu. Yaklaşık beş yılda sanırım yedi ayrı seçimden oluşan bir maratonun sonunda, ge­nel olarak yerel seçimler, özel olarak da birinci ve ikinci İstanbul seçimi, içinde çok fazla sonuç barındıran bir final oldu. Çeşitli “uzmanlar” tarafın­dan sıklıkla dile getirilmesine karşın, “seçmenin mesajı” laflarını çok doğru bulmuyorum. Birbirinden çok farklı toplumsal, siyasi, kültürel, ekonomik kategorilere sahip yurttaşlar grubun­dan bir “seçmen” kimliği çıkarmak ve sonra da onun bir mesaj verdiğine inanmak zor. Bir sosyal bilimci olarak, böyle genellemeler yerine, ilk yapıl­ması gerekenin, olguyu-sonucu var eden itkilere, nedenlerin derinliklerine, işin ayrıntılarına bakmaya tercih ederim. Bu da tek bir mega mesajdan çok, çoklu eğilimleri, dip dalgayı oluş­turan küçük küçük akıntıları aramak­tan geçer.

Geçtiğimiz yıl KONDA Araştırma ve EKOIQ’nun paralel çalışmalarından iklimhaber.org’un ilk kez gerçekleştirdiği “Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı ve Enerji Tercihleri Araştır­ması” son derece ilginç sonuçlarıyla bizi şaşırtmıştı. Anket çalışmasında; siyasi görüş, kimlik, ekonomik statü, toplumsal cinsiyet fark etmeksizin, Türkiye vatandaşlarının çevre konu­sunda son derece rahatsız, iklim krizi konusunda endişeli ve kamu yöneti­minin çözüm üretmesi konusunda da oldukça ümitsiz olduğuna dair sonuç­lar ortaya çıkmıştı. Dahası yurttaşlar -Avrupa ortalamalarının üzerinde bir pozitif sonuçla- kömür ve nükleer santrallardan hiç hazzetmiyor, birin­cil enerji kaynağı olarak güneş ve rüz­garı tercih ediyordu.

Bu sonuçları şu şekilde yorumlamı­şım geçtiğimiz sene: “Modernlik ve muhafazakârlık fay hatlarında sıkış­mış, diğerlerine bir türlü ulaşamayan siyasi hareket ve oluşumları düşün­düğünüzde bu, önemli bir fırsat bile olabilir. Her grubu kesen ortak bir endişe ve anlam dünyası. Bulunduğu­nuz yerden diğerine geçme, gruplar arası geçirgenliği artırma olasılığı. Bu kaygıları, giderek artan ekonomik sı­kıntıları, işsizliği, toplumsal huzursuz­lukları da pozitif bir çözüm önerisiyle giderebilecek, gezegenle barışık yeni bir sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı­nın alıcısı artıyor gibi…”

“Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı 2019”un sonuçları da çok farklı değil. Ve onun da ötesinde bu saptama ve beklentilerin, sadece ankette değil, seçim sonuçlarında da bir şekilde doğrulandığını söylemek abartı ola­bilir mi? İlk başta da belirttiğim gibi, kemikleşmiş siyasi tercihleri değişti­ren tek bir etmenden söz etmek ko­lay değil. Ancak, 2019 yerel seçimle­rinin sonuçları üzerinde, diğer birçok faktörün yanı sıra temel çevresel kaygıların da rol oynadığını söylemekte bence sıkıntı yok. Özellikle büyük kentlerde yaşayan yurttaşların huzur­suzluklarının derinliklerinde buna dair izler bulmak mümkün. Her ne kadar iktidar ve muhalefet odakla­rı ve adayları, kampanyalarında ik­lim krizi konusunda açık ve belirgin ifadeler kullanmasalar da, “çevre”, “yaşanabilir kentler”, “kentsel suçlar-ihanetler” başlıkları üzerinden kent ahalisinin muhtelif huzursuzlukları­nın da dile gelmiş olduğunu ve seçim sonuçlarında bir etki yarattığını söy­leyebiliriz.

Anket sonuçları da elbette birçok açı­dan kapsamlı bir değerlendirmeye ih­tiyaç duyuyor ancak, yurttaşların yerel ve merkezi idareden, içinde yaşadık­ları ekosisteme daha duyarlı ve iklim dostu politikalar beklentisinin yüksel­diğini ilk elden söyleyebiliriz. Özel­likle yeni seçilen yerel yönetimlerin, bu şimdiden “satın alınmış” özlem ve iradeyi sosyal politikalarla harmanla­mayı becerebilmeleri halinde, başarı şansları yüksek. Tabii en önemlisi, bunların şimdiye kadar olduğunun aksine, iyi ve açık bir iletişimle, halkı her aşamada bilgilendirerek yapılma­sı. Yerel yönetimlerin sürdürülebilir­liğinin ve iklim adaletinin yolu, teknik meselelere yönelik teknokratik ka­rarnamelerden çok, katılımcı bir de­mokrasiden geçiyor. Bunu fark eden ve kendisini buna göre yapılandıran yerel yönetimlerin, Türkiye’nin dört bir yanında iklim dostu politikalar ye­şertmeleri hiç kimseyi şaşırtmamalı. Son dakika gollerine alışkın Türkiye toplumu, geriden gelmenin avantajını da kullanarak, hızlı bir sürdürülebilir kalkınma atağı yapabilir…

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş