Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu: “Katılım ve Demokrasi, Tüm Sorunların Çözümünün Anahtarı”

21 0

İki zorlu ve tartışmalı seçim sürecinden çıkan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, ayağının tozuyla iklim krizinin tetiklediği sel felaketiyle karşı karşıya kaldı. Yıllardır plansız bir büyüme ile iklim değişikliğinin etkilerine karşı son derece korunmasız hale gelen altyapıdan başlayarak İstanbul, sürdürülebilir kalkınmanın hemen tüm başlıklarıyla karşı karşıya. Mülteci sorunundan trafiğe, kentsel planlamadan yeşil alanlara yönelik tehditlere kadar uzanan bu yüklü sorun listesi hakkında, yoğun gündemleri arasında kısa bir söyleşi yapma imkanı bulduk. İmamoğlu, yerel yönetimlerin bu konudaki öneminin farkında ve en önemli vurgusunu da, seçim sürecinde olduğu gibi demokrasi ve katılımcılığa yapıyor. “Katılım ve demokrasi kavramlarının, tüm sorunların çözümünün anahtarı” olduğunu vurgulayan İmamoğlu, “Her şeyde iki dudak arasından çıkacak söz veya talimatlara bağlı kalınmayınca çözüm kendiliğinden gelir” diyor…

YAZI: Barış DOĞRU

Öncelikle sizi kutluyoruz. İki kez, çok zorlu bir seçim süreci yaşadınız. Sonrasında da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yönetimini, şirketle­rini devralmanın bazı zorluklarını yaşadınız, yaşamaya devam ediyorsu­nuz. İsterseniz şuradan başlayalım. İstanbul’un sürdürülebilir kentsel gelişim konusunda sizce en büyük sorunu nedir?

Sürdürülebilir kentsel gelişim açısından, kentlerin, elbette ki İstanbul’u­muzun, en önemli sorunları arasında enerji kullanımının ve trafiğin yer al­dığının bilincindeyiz. Birbirini tetikleyen bu iki konu, kentin sürdürülebilir gelişimini sağlamakta çok önemli bir pozisyondadır. Söz konusu sorunun çözümü adına, merkezi yönetim tarafından enerji verimliliği strateji belge­si ve yönergeler hazırlanarak disiplin altına alınmaya çalışılmakta. Bunun­la birlikte yerel yönetim olarak bu yönergelere uygun adımların atılması, toplu taşıma kullanım oranının yükseltilmesi, bireysel hareketliliğin des­teklenmesi ve yenilenebilir enerji kaynakları ile hareket edebilen taşıtlara geçiş gibi adımlar söz konusudur. Biz de bunlarla ilgili hızlı hareketi he­deflenmekteyiz.

Şu anda yerel yönetimler Stratejik Plan döneminde. İstanbul Büyükşe­hir Belediyesi bu konuda nasıl bir çalışma yapıyor?

Stratejik Plan hazırlıklarında, enerji verimliliği ve hareketliliğin artırılma­sı üzerine politikalar desteklenmekte. Özellikle yeşil alanların yaygınlaştırıl­ması, seragazı salımlarını kontrol altı­na alacak yenilenebilir enerji kaynaklı taşıtların artırılması, toplu taşımacılığa geçişin sağlaması, stratejik planın he­defleri içinde bulunuyor. Bu konular­da en yoğun çalışmaların yapılacağını belirtmeliyim. Önlemlerin alınmadığı, yeniliklerin takip edilmediği, zarar­lı çıktıların yerine yenileri konmadığı sürece sorun devam edecek. Bunun bilinciyle hareket ettiğimizi ve böyle hareket etmeyi sürdüreceğimizi söyle­yebilirim.

Yereliz Derneği’nin başlattığı ve kısa sürede Sürdürülebilir Kentsel Geli­şim Ağı’na dönüşen bir çalışma var. Birçok kent bu sürece katıldı. İstan­bul, seçimlerin yenilenmesi ve sonra­sındaki kurumsal sorunlar nedeniyle bu süreçte biraz geride kalmış ola­bilir. Bu konuda ne zaman bir adım beklenebilir İBB’den?

İstanbul seçimlerinin beklenmedik şekilde uzaması, ardından belediye­nin yönetim kademelerinde yaşanan değişimler elbette ki pek çok noktada etkilerini gösterdi. Ancak son yılların önemli ve giderek daha çok önem­senmekte olan sürdürülebilir kent­sel gelişim konusunda, İBB özelinde bugüne kadar kayda değer bir adım atılmadığını söylemek durumundayız. Seçim sonrası dönemde, bizim göreve başlamamız akabinde, gerek stratejik planlarda gerekse ortaya konulan pro­jelerde sürdürülebilir gelişimi öncelikli bir konu olarak değerlendirmekteyiz. Arkadaşlarıma bu konuda talimatlarımı verdim ve buna uygun projelerin hazır­lanmasını istedim. Arkadaşlarımın ha­rekete geçtiğini de söylemeliyim.

Hem Paris Anlaşması hem de Birleş­miş Milletler’in Sürdürülebilir Kal­kınma Hedefleri bağlamında kentler, sürdürülebilir bir büyüme ve kal­kınmanın sağlanması konusunda en önemli aktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Önümüzdeki dönemde İBB bu hedeflerden hangilerini öncelikli olarak sahiplenecek ve ne gibi politi­kalar planlanıyor?

Biz, yerel yönetim olarak, yetkimiz, gücümüz, olanaklarımız ölçüsünde ve de genel politikalarımız bağlamında ik­lim değişikliği ve seragazı salımlarının azaltılması konularını öncelikli gör­mekteyiz. Küresel ısınmanın artış hızı­nı yavaşlatmaya yönelik yeşil alanların üretimi, yeni teknolojilerin kullanımı, dönüşüm sistemleri üzerinde çalışma­lar yapıyoruz. İstanbul’un en önem­li problemi olan trafik yoğunluğu ve buna bağlı seragazı salımlarının azaltıl­ması konusu bu çerçevede öne çıkıyor. Peki bu noktada neler yapıyoruz? Top­lu taşımanın desteklenmesi, metro ağ­larının yaygınlaştırılması, mevcut oto­büs filosunun yeni teknolojik sistemler ile donatılmış araçlarla değiştirilmesi gibi planlarımız ve hazırlıklarımız var. Ulaşım Daire Başkanlığı bünyesinde bu amaca yönelik bir program da yü­rütülmekte. Bu kapsamda, hava kalitesi haritaları çıkartılması, hava kalitesi öl­çümü için mobil sensörler kullanılarak emisyon bölgeleri haritalandırılması ve hatta gerekirse toplu taşıma güzergah­larının değişimi gibi hedeflerimiz bu­lunmakta. Bu alanda uygulanabilecek hangi seçenekler varsa, üzerinde dur­maları için arkadaşlara talimatlarımızı verdik.

Türkiye’den C40’a üye olan tek şehir İstanbul. Burada daha aktif rol almak için bir planınız var mı?

Bu alanda da birçok planımız, çalış­mamız var. Büyük Kentler İklim Li­derlik Grubu çerçevesinde yer alan İstanbul’umuz için rüzgar enerjisinden faydalanma, elektrik enerjisinin kulla­nımının yaygınlaştırılması, çevreci ye­nilenebilir enerji üretimi yatırımlarının desteklenmesi gibi planlanmakta olan projelerin bulunduğunu söylemeliyim.

Katılım ve demokrasi, toplumsal eşit­sizlikler, mülteci sorununa gelirsek…

Bu sorunların kaynağını birbiri içinde aramak gerekiyor. Katılım ve demok­rasi kavramları da bunların tümünün anahtarı gibi geliyor bana. Demokra­sinin özüne uygun yaşatılması halinde bu sorunların ortadan kalkacağını ya da minimize edileceğini söylemek, sa­nırım büyük bir iddia olmaz. Aksine demokrasinin kuralları ile yaşatıldığı ortamlarda ne katılım, ne toplumsal eşitsizlik, ne de mülteci sorunu yaşanır. Kuralların konuluş, kararların alınış şekli belli olunca, her şeyde iki dudak arasından çıkacak söz veya talimatlara bağlı kalınmayınca çözüm kendiliğin­den geliyor.

Bu çerçevede; bizim hep söylediğimiz şudur: İstanbul’da en büyük reformu, yerel yönetim anlayışını değiştirerek, yeni nesil belediyeciliği hayata geçire­rek yapacağız. Gelmiş geçmiş en de­mokrat belediye başkanı olma iddiamın hep arkasında duracağım. Bu nedenle şeffaflığın gerekleri her birimde ve her alanda uygulanacak. Kararlar, mahalle meclislerinden başlanarak alınıp yuka­rı doğru gelecek, son noktası belediye meclisimiz olacak. Yani, karar süreçleri yukarıdan aşağı değil, aşağıdan yukarı doğru işleyecek. Demokrasiyi böyle uygular ve uygulamalarımızı gösterir­sek, çok güzel örnekler oluşturacağımı­za inanıyoruz. O nedenle, İstanbul Bü­yükşehir Belediyesi’ni herkesin takip etmesini dilerim.

Öte yandan, toplumsal eşitliği haya­tın her alanında geçerli kılmaya çalı­şacağız. Örneğin kadın temsil oranını yukarı çekmek için elimden gelen her çabayı gösteriyorum, göstereceğim de. Ben bunu daha önce, Beylikdüzü’nde, belediye başkanlığım ve ilçe başkan­lığım dönemlerinde hayata geçirdim. Burada da aynı iddia ile hareket ediyo­rum. Tekrar olacak ama bizim hizmet ve yönetim anlayışımızda, hiç kimse inancı, mezhebi, siyasal düşüncesi, et­nik kökeni, cinsiyeti, yaşam tarzı, ter­cihi, giyimi kuşamı nedeniyle ayrı gayrı görülmeyecek; herkes eşit görülecek, eşit hizmetten yararlanacak. Bunu bir yaşam felsefesi olarak ortaya koyuyo­ruz.

Mülteci sorununa bakışımız da bu fel­sefe ışığındadır. Bu misafirlerimizin yaşadığı sıkıntıları görüyor ve biliyoruz. Bir tekrarı da burada yapayım; özellik­le, kadın ve çocukların büyük sıkıntıları var. Bunlar bizim derdimiz. Çözümü için, yerel yönetimlerin yapabilecekleri sınırlıdır ama daha ilk günden talima­tı verdim. Bizim yönetimimiz altında Mülteciler Masası oluşturuluyor. Bu masada bütün taraflar yer alacak ve ye­rel yönetim çerçevesinde yapılabilecek ne varsa, birlikte karar alınarak hayata geçirilecek. Sorunun boyutunu ve ne­denlerini biliyoruz, çözümü konusu­nun merkezi hükümet ve uluslararası boyutla ilgili olduğunu da… Ama ben ve arkadaşlarım sorunu ve çözüm önerile­rini ulusal veya uluslararası her zemin­de dile getirip, gündem oluşturacağız. Dünyanın hiçbir ülkesinde mülteciler ülkenin her yanına yayılmış değildir.

Türkiye’de ve özellikle İstanbul’da ise bu konuda bir kontrolsüzlük görülüyor. Bunun önüne geçilmesi için çalışma yapılmalı. Kentin düzeni, mültecilerin daha rahat etmesi, sorunlarını çözebil­mesi için gayret sarf edeceğiz. Bu çer­çevede, kontrol dışı unsurların kontrol altına alınması önemli. Uzun dönemde ise tüm bu insanların güvenliğinin sağ­landığı, huzurlarının temin edildiği bir yerleşime dönüşü mutlak sağlamalı. Bu da ülkelerine güvenli bir dönüşü sağ­lamaktır. Bu amaçla üstümüze düşen her görevi yapacağız. Yoksa plansız, kontrolsüz, hem de böylesi büyük ha­reketler her kent, her ülke için sürekli ve büyüyen sorunlar oluşturur. Bizim amacımız da sorunun, daha kötü bir boyut almadan çözüme kavuşmasıdır. Dediğim gibi, bu konudaki kararları da paydaşları ile birlikte almak istiyo­ruz, bu amaçla bir masa oluşturuyoruz. Bakın bu kentin önceki yöneticileri, bu alanla ilgili tek bir laf etmemiştir. Biz ise ilk günden itibaren sorunun çözü­müne katkı konusunda düşünce üretip hareket geçtik. Umarım bu alanda da güzel bir örnek oluşturacağız.

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş