Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

“Yerellerin Yolu: Katılımcı Planlama, Yaratıcı Fikirlerin Dinlenmesi ve Taş Taş Üstüne Koymak”

24 0

Uzun yıllardır hem yerel yönetimlere hem de özel sektöre yönelik önemli çalışmalarla önemli bir deneyim biriktiren Demir Enerji’nin yöneticileri Dr. Baha Kuban ve Esra Demir ile sürdürülebilir kalkınmada rolleri gittikçe artan yerel yönetimlerin kapasitelerini, potansiyellerini, çıkış yollarını ve tıkanma noktalarını konuştuk. Çalışmalar nereden başlamalı, engeller nasıl aşılır, finansal sorunların üstesinden nasıl gelinir gibi kritik sorulara derinlikli ve analitik yanıtlarını dikkatle okumakta fayda var.

YAZI: Barış DOĞRU

Türkiye’de özellikle son seçimlerden sonra, ye­rel yönetimlerin sürdürülebilir kalkınmadaki önemi arttı. Zaten dünyada da bu konuda yerel yönetimler, ulusal hükümetlerden çok daha is­tekli ve önemli çalışmalar yapıyorlar. Siz de uzun yıllardır, yerel yönetimlerle birlikte iklim eylem planları, yenilenebilir enerji eylem planları, sür­dürülebilir kalkınma çalışmaları, yerel karbon emisyon hesaplamaları yapıyorsunuz. Şöyle sora­lım, nedir yerel yönetimlerin önemi ve payı sür­dürülebilir kalkınmada?

Yerelin gücü ve etkisi ülkelerin tarihsel gelişimleri­ne bağlı olarak değişiyor. Örneğin Fransa ve Türki­ye gibi ülkelerde merkezi devlet mutlak hakimiyet sahibi iken, farklı tarihsel patikalar izleyen İtalya, İspanya gibi ülkelerde yerel/bölgesel idarelerin, kent yönetimlerinin çok daha geniş, planlamadan ekonomik fazlaya el koyma gibi hakları olabiliyor. Dolayısıyla bunu not ederek başlamakta fayda var. Şehir devletleri geleneğinden gelseydik Türkiye’de bugün bütün bu söz konusu alanlarda çok farklı idari ve ekonomik çerçeveleri konuşuyor olurduk. Bu bağlamda bugün Türkiye’de kent yönetimleri­nin elindeki olanakları, bu olanakları zorlama yete­neklerinin ve sınırlarını anlamamız gerekir. Buna son 20 küsür yılda, AB adaylığı sürecindeki belir­sizliklere göre değişen yerel otonomi (devolüsyon) salınımlarını da eklersek üzerinde durduğumuz ze­mini daha iyi anlarız.

Teorik olarak, yerel yönetimler vatandaşa hizmet götüren ve etkileşimde olan en yakın yönetim bi­rimleri, dolayısıyla etki alanları çok yüksek. Yerel yönetimler hem tüketici (hizmet alan) hem de üre­ tici (hizmet sağlayan). Birçok taşınmaz sahibi, burada yaptıkları uygulamalarla örnek oluşturabileceği gibi kritik pay­daşları bir araya getirerek değişimi baş­latma potansiyeli oldukça yüksek. Her ne kadar her konuda söz sahibi olmasa da planlayıcı, geliştirici ve düzenleyici olarak kentin geleceğe bakışını değişti­recek güce sahip. Enerjide kentsel oto­nomi, ABD ve Avrupa’da çok yaygın tartışılan bir kavram. Türkiye’de enerji sektörü, dünyada birçok ülkede olduğu gibi, tümüyle merkezi bir özellik taşı­yor tabii. Enerjinin üretimi, taşınması ve dağıtımı ulusal kurumlar, finans­man ve planlamaya bağlı. 1980’lerin deregülasyon dalgası sonucu belirli bir desantralizasyon olmakla birlikte bu gelişmelerin de ne verimlilik, ne yerel yenilenebilir enerji kaynaklarının artan kullanımı ne de tüketiciye daha ucuz enerji sağlamak açısından tatmin edici sonuçlar verdiği söylenebilir.

Kentlerdeki öncü yenilenebilir enerji uygulamaları genelde ileri görüşlü ye­rel yönetimlerdeki öz-kullanıma yöne­lik, örneğin çatı fotovoltaik projeleri ile sınırlı kalıyor. Kent yönetimlerinin en ileri görüşlü olanlarının bile entegre ve uzun vadeli enerji verimliği ve ye­nilenebilir enerji planlama konusunda elleri kolları bağlı esasen. Enerji şirket­leri kurmuş olan belediyeler var, hatta enerji kooperatifleri kurmuş olanlar dahi var ama ülkedeki bu alana yöne­lik genel sınırlayıcı çerçeveleri aşmaları çok kolay değil. Meseleye uzun vadeli bir geçiş/dönüşüm perspektifi ile yak­laşarak ulaşım, yapılı çevre, enerji üre­tim ve tüketimi, velhasıl tüm planlama alanlarında kentsel planlamayı kentsel enerji planlama ile entegre edebilme­leri için bizim yaptığımız çalışmaların vazgeçilmez bir değeri var bir başlan­gıç olarak. En ufak bir müdahalenin bile enerji tüketimi ve kentsel salımlar bakımından nasıl bir etkisi olduğunu görmelerine olanak veriyor enerji ve iklim eylem planları.

Bugüne kadar bu alanda hangi çalış­maları yaptınız? Şu anda hangi çalış­malarla uğraşıyorsunuz?

2011-2012 yıllarında birkaç ilçe bele­diyesine Sürdürülebilir Enerji Eylem Planı hazırladık. Sonrasında Büyük­şehir Belediyeleri seragazı envanteri hazırlama ve akabinde Sürdürülebilir Enerji Eylem Planları hazırlamaya başladık. Başlangıçta özellikle Baş­kanlar Sözleşmesi’ni (Covenant of Mayors) imzalamış olan belediyeler bu konuda istekli idi ancak son yıllarda merkezi yönetim tarafından yürütülen çalışmalar ile diğer yerel yönetimler de konu ile ilgilenmeye başladı. Bu çalış­maların bazıları için Kalkınma Ajansı başvuruları yazılmasında yerel yöne­timlere destek olduk, olmaya da devam ediyoruz. Eylem planlarının hazırlık sürecinde düzenlediğimiz çalıştaylarda gerek yerel yönetimin gerekse kentteki diğer paydaşların ekiplerini tanımaya, mevcut ve/veya geliştirilen projeler hakkında bilgiler edinmeye başladık. Çeşitli vesilelerle tanışmış olduğumuz, yurtdışı bağlantılarımızdan Türkiye’yi de projelere katmak ile ilgili talepler geldiğinde daha önce çalıştığımız ve ka­pasitelerini bildiğimiz yerel yönetimler ile Ufuk 2020 (Horizon 2020) çağrıları için özellikle akıllı şehirler ve topluluk­lar, akıllı şebeke, doğa esaslı çözümler, yeşil altyapı, kültürel miras yolu ile kır­sal kalkınma, gıda sistemleri, ulaşım, döngüsel ekonomi alanlarında proje yazmaya başladık. Şimdiye kadar beş farklı yerel yönetimle akıllı kent (bun­lardan biri 7. Çerçeve Programı’ndan) projelerini yürütüyoruz. Ayrıca İzmir Büyükşehir ile birlikte yürüttüğümüz doğa esaslı çözümler ve kırsal kalkınma konularında iki farklı projemiz var. Bu projelerde Tepebaşı, Antalya, Manisa Büyükşehir Belediyeleri uygulayıcı şehirler arasında yer alırken (yatırım­ları AB hibeleri ile destekleniyor) Ni­lüfer ve Kadıköy Belediyeleri izleyici konumundalar. Projelerdeki en önemli yenilikçi yaklaşım birçok uygulamanın bir arada yapılması ve süreç yönetimi. Projelerde yer alan Avrupalı şehirlerin önemli bir kısmının halihazırda Sürdü­rülebilirlik Planları, Akıllı Kent strate­jileri mevcut ve kentlerindeki kökten değişimi nasıl sağladıkları ile ilgili yap­tıkları çalışmalar çok değerli. Bu saye­de gerek yerel yönetimler gerek bizler birçok alanda kendimizi geliştirme fır­satı buluyoruz. TÜBİTAK’ın özellikle çerçeve programlarını yürüten ulusal iletişim ofislerinin (National Contact Point- NCP) son derece etkin bir ça­lışma yürüttüklerini belirtmeliyiz. AB projeleri hazırlık aşamalarında bizi çeşitli Avrupalı araştırma kurumları ve şirketler ile bir araya getiren TÜBİ­TAK olmuştur.

Peki bir yerel yönetimin sürdürü­lebilir kentsel gelişimi için; sizce ilk yapılması gereken nedir? Nereden başlamak gerekir, en doğru başlangıç noktaları neresidir?

Doğrusunu söylemek gerekirse beledi­ye yönetimleri kaçmaktan kovalamaya fırsat bulamıyorlar. Türkiye’de kentsel sermaye birikiminin (kent arazilerinin rantsal dönüşümü) ülkenin ekonomik dinamiklerindeki ağırlıklı payı, özellikle metropol kentlerde yerel yönetim ön­celiklerini, yatırım sıralamalarını, hatta sürdürülebilirlik mülahazalarını tama­men çarpıtıyor. Şöyle bir indirgemeci örnek verilebilir; Suudi Arabistan’ın petrolü, İstanbul’un toprağı! Yıllar yılı bu hazırdan yerseniz sonunda petrol ve toprak bitince ne yapacağınızı şa­şırırsınız. Tüm yerel-merkezi iktidar ilişkileri, yerel yönetimlerin ilişki ağları bu hazır pasta üzerinde kuruluyor ve yerleşiyor.

Sürdürülebilirliği kafaya takmış bir kentin idaresi için mevcut durum ana­lizi ile başlamak önceliklidir. Beledi­yeler stratejik planlama çalışmalarını yürütürken ciddi bir analiz yapıyorlar tabii ancak bu analizler genellikle be­lediyenin alışılmış hizmetleri ile ilgili oluyor. Örneğin kentin enerji tüketimi ile ilgili bir analiz yapılmıyor, çünkü müdahale olanaklarının son derece sınırlı olduğunu da biliyorlar. Çeşitli yerel yönetimlerde en sık karşımıza gelen sorular şöyle: Verili ulusal mev­zuatın ilerisine geçerek, örneğin yapı­larda fotovoltaik uygulamalarını, izin süreçlerini kullanarak yaygınlaştırma olanaklarımız nelerdir? Bu konuda uy­gulanabilecek havuç ya da sopa, ya da havuç ve sopa yöntemleri icat edebilir miyiz? Buna samimiyetle kafa yoran belediyeler biliyoruz tabii.

Diğer önemli bir mevzu kentin farklı bölgelerinin gelişimi ile ilgili ortaya ko­nulan bir vizyon olup olmadığı. Kent­lerin beş yıllık stratejik planları var, hatta Kalkınma Ajansları tarafından hazırlanan bölge planları ve öncelikle­ri de var ancak bu öncelikler doğrul­tusunda Eylem Planlarının da ortaya konması gerekiyor ki sonuç almak için bir adım daha atılmış olsun. Enerji ile ilgili önceliklerden bahsedildiğinde Enerji Eylem Planları, sürdürülebilir çevre ile ilgili önceliklerden bahsedil­diğinde Yeşil Altyapı Eylem Planları, kırsal kalkınmadan bahsedildiğinde bölge ile ilgili üst ölçek planların olup olmaması önem arzediyor. Bir örnek vermek gerekirse İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce geçtiğimiz dönemde Yarımada, Gediz-Bakırçay Havzası, Küçük Menderes Havzası Sürdürü­lebilir Kalkınma Stratejileri’nin ha­zırlandığını görüyoruz. İçeriklerini tar­tışabiliriz ancak bu hazırlık sayesinde İzmir Büyükşehir Belediyesi, Avrupa Birliği kırsal kalkınma başlığında açılan çağrılardan birinde Kozak yaylasında kırsal kalkınmayı geliştirmeye yönelik planladıkları çalışmalara hibe bulmayı başardı.

Belediyelerin orta vadeli seçilme ihti­yaçları ile uzun vadeli sürdürülebilir­lik hedefleri arasında ciddi bir gerilim olduğunu da görmek gerekir. Sonuçta seçimden seçime başarılı uygulamalar göstermek zorunda yerel yönetimler. Bu ihtiyaç belediye yönetimlerini za­man zaman gösterişe, vitrine yönelik uy­gulamalara da zorluyor. Temelde, yerel yönetim kurumlaşması içinde, en yuka­rıya hesap veren, asıl işi kentin sürdürü­lebilir gelişmesine kafa yormak olan ve uluslararası ilişkileri de yürütebilecek kapasite ve yetişmişlikte kadroların te­sis edilmesi büyük önem taşıyor. Kent bir metabolizma ve yapılan her şeyin her şeyle ilişkisi var. Bugün İzmir Bü­yükşehir Belediyesi’nin gıda ve tarım­sal üretimin yerelleşmesi konusundaki vizyonu örneğin, öncelikle ciddi yerel iktisadi katma değer yaratmak anlamına gelmenin yanı sıra, kentin arazi kullanı­mını, planlamasını, ulaşım planlamasını, giderek enerji tüketimini ve salımlarını da etkiliyor. Bütüncül ve uzun vadeli geçiş/dönüşüm bakışını yerleştirmek, bunu yapılan her işe sızdırmak, bunun için örgütlenmek ve en önemlisi geniş halk kitlelerinin desteğini sağlayarak belirli doğrultulardan artık geri dönü­lememesini sağlayacak ağırlıkta vizyon yerleştirmek gerekiyor öncelikli olarak. Bunun da yolu, katılımcı planlama, her konuda yaratıcı fikirlerin dinlenmesi ve taş taş üstüne koymak.

Tabii yerel yönetimlerin maddi kay­nak sıkıntıları da var. Bu konuda ne gibi imkanlar bulunuyor? Neler yapa­bilirler maddi kaynak, hibe veya kredi bulma konusunda?

Belediyelerin gelir yaratmak konusun­da ciddi sıkıntıları var. Uzun vadeli geri dönüşü olan sürdürülebilirlik yatırım­larını bırakalım, belediyelerin elzem altyapı yatırımları için dahi, örneğin seçimden toplu taşıma, katı atık vb. için bile fi­nansman zorlukları var.

Devletin belediyelere farklı ve önce­likli alanlarda ayırdıkları kaynaklar var; örneğin altyapı için İller Bankası kay­nakları gibi. Türkiye’ye gelen uluslara­rası finans yardımlarının enerji verimli­liği ve yenilenebilir enerjiye münhasır olanları var; Dünya Bankası (WB) ve Avrupa Yeniden Yapılanma ve Kalkın­ma Bankası (EBRD) gibi. Bu olanaklar belediyelere de açık. Bazı yerel yöne­timler uluslararası kredi ve fonlara di­ğerlerinden çok daha rahat ulaşıyorlar. Örneğin İzmir Belediyesi’nin kredi pu­anının Türkiye’den yüksek olduğunu biliyoruz. Bölgesel kalkınma ajansla­rının açtığı çağrılarda çeşitli olanaklar sunuluyor. H2020 gibi çerçeve prog­ramları da yenilikçi proje ve fikirlerin bir kısmının finanse edilmesine olanak sağlayabilir.

Biliyorsunuz, şu anda yeni dönem Stratejik Plan çalışmaları yapılıyor. Bu konuda yapılanları takip edebildi­niz mi? Stratejik Plan’ın önemi nedir bu konuda?

Daha önce de vurgulandığı gibi, Stra­tejik Plan çalışmaları uzun vadeli sür­dürülebilirlik ile derdi olan yerel yö­netimlere yeni bir başlangıç yapma fırsatı veriyor. Pek çok durumda “mec­ buriyetten” yapılan stratejik planlar aslında doğru ve vizyoner bir şekilde de kullanılabilir. Biz çalıştığımız yerel yönetimlerin stratejik planlarına, uzun vadeli enerji ve iklim planlarındaki, en azından yerel yönetim uhdesinde yer alan konuları da yerleştirmelerini öne­riyoruz, fikir alışverişinde olduğumuz yerel yönetimler de oldu. Kimi hedef­leri ile ilgili bütçe çalışmaları yaparak önümüzdeki beş yıllık planlarında yer verdikleri azaltım tedbirleri var. Bunlar özellikle enerji verimliliği ve yenilene­bilir enerji alanlarında kendi yapılarına yönelik ileri uygulamalar olabilir örne­ğin, ya da atıktan enerji üretimi vb. de olabilir. Genelde vatandaşa dokunacak konularda radikal kararlar almaktan ha­len kaçındıkları bir gerçek, bazen teklif olarak meclise götürülen konular oldu­ğunu biliyoruz ancak bunların önemli bir kısmı maalesef onaylanmıyor.

Son dönemde yaşanan iklim felaketleri ile artık bu konudan kaçamayacağımız ve ufak tefek tedbirler alarak iklim değişikliğini engelleyemeyeceğimiz açıkça görünmesine rağmen faaliyete geçme konusunda ne yazık ki ancak bir arpa boyu yol kat edebiliyoruz. En bü­yük çabamız sonuçlarının dikkat çektiği ve örnek oluşturduğu hibe projelerini yerel yönetimlerle birlikte geliştirerek diğerlerine örnek oluşturmak.

Kadıköy ve Kahramanmaraş Belediyeleri Envanter Dağılımları

Bu iki örnek envanter dağılımını vermekteki amaç, sanayi ve tarım yoğun bir şehir ile ticari ve konut tüketimlerinin yoğun olduğu bir şehir arasındaki farkları göstermek. Biri ilçe, diğeri büyükşehir olunca metodoloji ve veri kalitesi gibi farklar olsa da vurgulanmak istenen farklı yoğunluklara farklı çözümler üretilmesi gerekliliği. Birinde konut ve ulaşım ön planda iken diğerinde sanayinin ne kadar baskın olduğu görülüyor. Tabii sanayi alanında yerel yönetim ne yapabilir diye düşünmek çok doğal ancak merkezi politikalara baskı oluşturmak veya sanayi bölgeleri ile işbirlikleri geliştirmek gibi bir adım atılarak değişim için bir kıvılcım ateşlenebilir.

Gerçekleştirilen Projeler

Cityfied Projesi Avrupa Komisyonu 7. Çerçeve Program kapsamında hibe desteği ile gerçekleştirildi ve Mart 2019 itibarıyla sona erdi. Enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji gibi alanlarda yapılan yatırımlar üç farklı ülkenin üç farklı kentinde; Laguna (İspanya), Lund (İsveç) ve Soma-Manisa’da (Türkiye) gerçekleştirildi. Bu yatırımların iş modelleri, sosyal kabul, yatırımların enerji ve karbon salımı anlamında sonuçları AB’ye sunuldu. Demir Enerji, Manisa Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, TÜBİTAK-MAM, MİR-ARGE ve Reengen projede yer alan yerel partnerler.

Remourban Projesi, Avrupa Komisyonu tarafından Horizon 2020 programı kapsamında finanse edilen ilk üç deniz feneri (Lighthouse) projesinden biri. 2015’te başlayan Akıllı Şehir projesi, Aralık 2019 tarihinde tamamlanacak. Üç farklı ülkeden üç farklı kentte; Valladolid (İspanya), Nottingham (Birleşik Krallık) ve Tepebaşı-Eskişehir’de (Türkiye) enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, sürdürülebilir ulaşım ve bilişim entegrasyonu çalışmaları yürütüldü. Tepebaşı Belediyesi enerji verimliliği, PV, bölgesel ısıtma gibi enerji verimliliği yatırımlarının yanı sıra proje kapsamında elektrikli otobüs, hibrid araçlar ve elektrikli bisikletler aldı. Projenin Demir Enerji ile çalışan diğer ortakları Tepebaşı Belediyesi olmak üzere Anadolu Üniversitesi, Ölçsan ve Energon.

Urban GreenUp Projesi, Avrupa Komisyonu tarafından Horizon 2020 “Doğa Esaslı Çözümler” programı kapsamında finanse edilen üç büyük kapsamlı projeden bir tanesi. Doğa Esaslı Çözümler projesi beş yıl sürecek ve üç farklı ülkeden üç farklı kentte; Valladolid (İspanya), Liverpool (İngiltere) ve İzmir’de (Türkiye) iklim değişikliği azaltımı, iklim değişikliğine uyum, su yönetimi, biyoçeşitliliği artırma gibi alanlarda yatırımlar yapılacak. Demir Enerji, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Ege Üniversitesi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü ve Bitnet Bilişim Hizmetleri projede yer alan diğer Türk ortaklar.

MAtchUP Projesi Avrupa Birliği Horizon 2020 Akıllı Şehirler ve Topluluklar Programı H2020-SCC-2017 çağrısı kapsamında yer alıyor. 60 ay sürecek projenin toplam bütçesi ise 19.472 milyon euro. Kentsel dönüşüm alanı içerisinde uygulamaya alınacak çözümler, kullanılacak binlerce sensör ve IoT (nesnelerin interneti) cihazları tek bir platform üzerinden kontrol edilerek Akıllı Kent Kepez-Santral’ın tüm bileşenleri entegre edilecek. Projenin diğer uygulayıcı şehirleri Valencia (İspanya) ve Dresden (Almanya).

REPLICATE Projesi’nin temel amacı, San Sebastian, Floransa ve Bristol şehirlerinde mevcut bulunan akıllı şehir teknolojilerini enerji, ulaşım ve bilişim sektörlerinde kentsel karmaşıklığa çözümler getirme yönünden ele alarak, projenin izleyici şehirleri olan Essen, Nilüfer ve Lozan’da göstermek ve tekrarlama planları oluşturmak. Bu projede, Demir Enerji ve Nilüfer Belediyesi, takipçi şehir olarak üretilen yenilikçi uygulamaları öğrenmek amacıyla Türkiye’yi temsil ediyor.

RURITAGE, Avrupa Birliği’nin 2017 yılında Horizon 2020 Programı çerçevesinde yayınladığı “Sürdürülebilir Gelişmenin Taşıyıcısı olarak Kültürel Miras- Kırsal Yenileşim” çağrısı kapsamında; “Kültürel Miras Esaslı Sistematik Stratejiler yoluyla Kırsal Yenilenme” projesi. Proje kapsamında İzmir Büyükşehir Belediyesi, iki aşamayı da geçerek hibe almaya hak kazandı. Demir Enerji ve İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, projenin Türkiye partnerleri.

MAKING-CITY, 2018 yılında başlayan Pozitif Enerji Bölgeleri geliştirmeyi amaçlayan bir proje. Projede Groningen (Hollanda) ve Oulu (Finlandiya) kentleri uygulayıcı şehirler. Kadıköy Belediyesi (Türkiye), Leon (İspanya), Bassano del Grappa (İtalya), Poprad (Slovakya), Vidin (Bulgaristan) ve Lublin (Polonya) izleyici şehir olarak yer alıyor. Amaç, uygulayıcı şehirlerin seçtiği aksiyonları hayata geçirirken ve akıllı kent değer zinciri yaratırken nasıl bir yol izledikleri, paydaş katılımı, iş modelleri konusunda yapılanları görmek, diğer ülkelerde uygulanabilirliği konusunda çalışmak.

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş