Türkiye'nin İlk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Ads 768x90

Bilimle Yaşam Arasında: İklim İletişiminin Yeni Yolları

185 0

İklim krizi geçmişimizin, günümüzün ve geleceğimizin gerçeği. Bir yanda iç açıcı olmayan rakamlar, grafikler, uyarılar, önlemler, terimler, kavramlar, yangınlar, seller, kuraklıklar, eriyen buzullar, yükselen deniz seviyeleri, artan sıcaklıklar, türlerin-biyoçeşitliliğin yok oluşu, korku, umutsuzluk, çaresizlik; diğer tarafta bilgisi ve farkındalığı artan toplumlar ile giderek eylemliliğini ve sesini yükselten, “gençleşen” bir hareket, umut… Ve bu ikisi arasında köprüleri kuracak “iklim iletişimi”… Peki, karamsarlık ve umut arasındaki geniş, zor aşılabilecek uçurumu nasıl kapatmalı, yani çözüme yönelik davranış değişiklikleri yaratmak için bu iletişim nasıl kurgulanmalı? Farklı metinlerde farklı boyutlarıyla bu soruya verilen yanıtları bulacaksınız.

YAZI: Nevra YARAÇ

ABD, Minnesota Üniversitesi Genel Dahiliye Bölümü’nden öğretim üyesi Dr. Laalitha Surapaneni’nin, Kasım 2019’da Ensia’da yayımlanan yazısının başlığı “İklim Değişikliği İnkârcılarını Nasıl İkna Ederiz? Bu Yanlış Bir Soru”ydu. Yaptığı konuşmalarda bu soruyla sık sık karşılaştığını belirterek “Onlara IPCC’nin en son raporunu mu göstermeliyim? Türlerin yok oluşlarına dair içler acısı bilgiler mi paylaşmalı­yım? Güvenilir tıp kurumlarının açık­lamalarına mı yer vermeliyim?” diyor ve ekliyordu: “Ama biliyorum ki bun­ların hiçbiri işe yaramıyor. Araştırma­lar, bilimsel gerçekleri sunmanın iklim değişikliği konusunda yerleşik inançları değiştirmede genellikle etkili olmadığı­nı gösteriyor.” Dr. Surapaneni, karşıt­ları ikna etmeye zaman harcamaktansa pasif müttefikleri harekete geçirmenin daha verimli olacağını söylüyordu…

2015 yılının son ayında Paris’te düzen­lenen COP21, iklim rejiminin gele­ceğine dair tüm ülkelerin katkılarına dayanan bir sistem öngörmüş ve Paris Anlaşması ülkelerin onayına sunulmuş­tu. İklim değişikliğine dair topyekûn bir mücadele öngören bu süreç, iklim eylemine hız verse de, 2018 yılı, bu konuda bir dönüm noktası oldu diye­biliriz. Zira başta IPCC’nin (Hükü­metlerarası İklim Değişikliği Paneli) 1.5 Derece Özel Raporu olmak üzere yayımlanan raporlar işin bilimsel ger­çekliğini ortaya koyarken, İsveçli genç Greta Thunberg’in başlattığı okul grev­leri (Fridays for Future) de Türkiye de dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanına yayılmaya başladı. İngiltere’de Extinction Rebellion’ın (Yokoluş İs­yanı) dikkat çeken eylemleri medyada yer bulurken, “iklim değişikliği” yerine “iklim krizi” ifadesi kullanılmaya baş­landı ve “iklim grevi” (climate strike) de Collins Sözlüğü tarafından yılın kelimesi seçildi. Bir yandan da hem eşitsizlik hem de iklim değişikliğinin yarattığı ve giderek derinleşen kriz­le başa çıkmanın sosyal, ekonomik ve çevresel anlamda cesur bir dönüşüme ihtiyaç duymasından hareketle önce ABD Kongre Üyesi Alexandria Ocasio-Cortez ve son olarak da Aralık 2019’da Madrid’de gerçekleştirilen COP25 sı­rasında Avrupa, “Yeşil Düzen”lerini ilan ettiler.

Evet, bilimsel raporlar vaktimizin azal­dığını ısrarla vurguluyor. Bir yanda da ciddi bir hareketlilik söz konusu. Bu hareketi en verimli şekilde “iklim ya­rarına kullanmak” doğru bir iletişimle ve yönlendirmeyle mümkün olabilir kuşkusuz. Araştırmalar, bilim insanla­rının sunduğu rakamların ve geleceğe yönelik öngörülerin insanların görüşle­ri üzerinde çok etkili olmadığını ortaya koyarken, iletişim bu noktada biliminin bulgularıyla insanların bu olguları an­lamlandırması arasında bir köprü göre­vi görüyor. İklim krizinin etkileri hem coğrafi olarak farklılık gösteriyor, hem de yaşanan olaylar, etkiler ve yoğunluk­ları bakımından. Bu da, her türlü ileti­şimde olduğu gibi iklim iletişiminde de yerel dinamiklerin göz önünde bulun­durulmasını gerektiriyor.

Avrupa’nın önde gelen iklim ileti­şimcilerinin oluşturduğu Climate Outreach’in direktörü Adam Corner, “İklim değişikliğinin iletişimi çetrefil bir mesele. İnsanlara, örneğin, artan küresel sıcaklıklarla ya da yükselen de­niz seviyeleriyle ilgili rakamları verdi­ğinizde, bu her zaman pozitif davranış değişikliği yaratmaz. Farklı ve daha et­kin bir strateji, çerçeveleme yaklaşımı ve farklı hedef kitleler için ‘kişiye özel’ mesajlardır” diyor. Örneğin halk sağ­lığı bu çerçevelerden biriyken; eriyen buzullar “uzak” gerçekliğiyle birlikte orman yangınlarının, sellerin ve kurak­lıkların da iklim ile bağlantılandırma­sı, insanların kafasında var olan ancak uzak bir geleceğe ve yerlere dairmiş görünen “iklim değişikliği” algısını so­mutlaşıyor, yakınlaşıyor.

Bir yanda iç açıcı olmayan rakamlar, grafikler, uyarılar, önlemler, terimler, kavramlar, yangınlar, seller, kuraklık­lar, yükselen deniz seviyeleri, eriyen buzullar, artan sıcaklıklar, tülerin-bi­yoçeşitliliğin yok olması, korku, umut­suzluk, çaresizlik; diğer tarafta bilgisi ve farkındalığı artan toplumlar ile gi­derek eylemliliğini ve sesini yükselten, “gençleşen” bir hareket, umut… Ve bu ikisi arasında köprüleri kuracak “iklim iletişimi” EKOIQ’nun sorularını yanıtlayan ABD, Colorado Boulder Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Politikaları Araştır­ma Merkezi direktörü ve öğretim üyesi Maxwell Boykoff, “Birbiriyle kesişen bu zorluklarla ilgili nasıl planlama ya­pacağımız ve onlarla nasıl yüzleşece­ğimiz, hayatlarımızın geri kalanını ve gelecek nesillerin hayatlarını belirleye­cek” diyor.

Peki, karamsarlık ve umut arasındaki geniş, zor aşılabilecek uçurumu nasıl kapatmalı, yani çözüme yönelik dav­ranış değişiklikleri yaratmak için bu iletişim nasıl kurgulanmalı? İlerleyen sayfalarda farklı boyutlarıyla bu soruya verilen yanıtları bulacaksınız.

Soyut Fikirler Yerine Gerçek Dünya

Climate Outreach’in hazırladığı “İklim değişikliğinin etkin iletişimi ve kamuoyunu dahil etmek için ilkeler –IPCC yazarları için elkitabı”ndan altı ilke, bilim ile toplum arasında köprü kurmaya odaklanıyor.

1- Kendinizden emin bir iletişimci olun: Bilim insanlarına bir hayli güvenilir. Kendinize has bir dil oluşturarak hedef kitlenizle etkin bir iletişim kurabilirsiniz.

2- Soyut fikirlerden değil gerçek dünyadan bahsedin: Bilimsel ve siyasal söylemi tanımlasalar da, iklim değişikliğinin “büyük rakamları” (küresel ortalama sıcaklık hedefleri ve atmosferik karbondioksit konsantrasyonları gibi) insanların günlük deneyimleriyle ilişkili değildir. İklimle ilgili konuşmanıza, açık bir dil ve hedef kitlenizin aşina olma ihtimalinin yüksek olduğu örnekler kullanarak, ortak bir zeminde başlayın.

3- Hedef kitleniz için önemli olanlarla bağlantı kurun: Araştırmalar, insanların değerlerinin ve siyasi görüşlerinin, iklim değişikliği konusundaki tutumları üzerinde bilimsel bilgi düzeylerine göre daha büyük bir etkiye sahip olduğunu gösteriyor. Yaygın olarak paylaşılan değerlerle veya iletişiminizde “yerel” noktalarla bağlantı kurmak önemlidir.

4- İnsan hikayesi anlatın: Çoğu insan dünyayı istatistik ve grafiklerden ziyade anekdotlar ve hikayeler yoluyla anlamlandırır. Bu yüzden anlatı yapısını tercih etmek ve bilgiyi sunarken bilimin arkasındaki insanı göstermek ilgi çekici bir hikaye anlatmanıza yardımcı olacaktır.

5- Bildiklerinizle liderlik edin: Belirsizlik, iklim biliminin göz ardı edilmemesi gereken bir özelliğidir ancak bilim insanı olmayanlarla yapılan konuşmalarda önemli bir engel yaratabilir. “Bilinmeyenler”den önce “bilinenlere” odaklanın ve güçlü bilimsel araştırmaların desteklediği alanları vurgulayın.

6- En etkili olan görsel iletişimi kullanın: Resim ve grafiklerin, sözlü ve yazılı iletişim kadar kanıta dayalı bir şekilde sunulması gereklidir. Climate Visuals projesi ve ayrıca Tyndall Center’ın rehberi etkili iletişim için faydalı araçlar sunuyor.

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaş