BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ve birçok sivil toplum kuruluşu, COP25’i hayal kırıklığı olarak nitelese de iklim krizine karşı mücadelede umutsuzluk ve vazgeçiş lüksümüz yok. Greta’nın zirvede yaptığı konuşmada da söylediği gibi, “umut var”.

Yazı: Onur AKGÜL, Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Proje Sorumlusu

İklim krizinin her geçen gün daha sert sarstığı gezegenimiz ve üzerindeki misafirler, yani bizler, bir COP daha geçirdik. Yıllık yok oluş ile hayatta kalış arası müzakeremizi, bu sene de “atlattık”. İklim kriziyle mücadelede ülkelerin yol haritalarının tartışıldığı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 25. Taraflar Konferansı (COP25), 2-15 Aralık tarihleri arasında Madrid’de gerçekleşti. Şili’de düzenlenmesi planlanan zirve, başkent Santiago’daki metro zamlarına yönelik protestoların kitleselleşerek ülke geneline yayılması sonucu iptal edilmiş ve Madrid’e alınmıştı.

Resmi müzakerelerle sonuç bildirgesi üzerinde anlaşılamayan zirve, iki gün daha uzatıldı ama sonuç hüsran oldu. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ve birçok sivil toplum kuruluşu, COP25’i hayal kırıklığı olarak niteledi.

COP25 ve Sağlık Durumu Kritik Olan Gezegen

Zirveden önce ve zirve sırasında yayınlanan son raporlar, kıyamet alameti gibiydi: Dünya Meteoroloji Örgütü’nün yayımladığı Yıllık Sera Gazı Raporu’na (2018) göre, ülkelerin Paris Anlaşması’nda verdiği salım taahhütlerine rağmen, emisyonlarda herhangi bir düşüş yok ve atmosferdeki karbon yoğunluğu 407,8 ppm’e ulaştı. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın yayınladığı Emisyon Açığı Raporu’na göre, iklim kriziyle mücadelede mevcut ülke vaatleri, küresel ısınmada 1,5 değil, 3,2°C’lik bir artışa sebep olacak. Küresel Karbon Bütçesi Raporu’na göre ise fosil yakıtların, çimentonun sorumlu olduğu karbondioksit salımları, 2018’e kıyasla %0,6 artışla 37 gigatona ulaşarak insanlık tarihinde bir rekor kırdı.

Bütün bu iç karartıcı bilimsel durumun yanında, COP25, çeşitli açılardan önemli bir zirveydi. Paris Anlaşması’nın uygulanmaya başlamasından önceki son zirve olması bu açılardan biri. İklim değişikliğine karşı mücadelenin mihenk taşlarından olan, 2015’teki Paris Zirvesi’nde (COP21) kabul edilen ve 2020’den itibaren uygulanmasına geçilecek olan Paris Anlaşması, küresel sıcaklık artışını 2100 yılına kadar 2°C’de ve 1,5°C’de tutma gayretini sürdürmeyi, 21. yüzyılın ikinci yarısı içinde de karbon salımlarını net sıfıra indirmeyi hedefliyor.

Bu doğrultuda, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), üç temel konuda rapor hazırlamıştı: Isınmayı 1,5°C’de tutmak için yapılması gerekenler; iklim değişikliği, toprak ve arazi kullanımı arasındaki ilişki ve iklim değişikliğinin okyanuslar ile ilişkisi. COP25, bu üç raporun tamamlanmasından sonraki ilk zirve olmasıyla da öne çıkıyordu. Bu çalışmaların, zirve sonuç bildirgesinde nasıl yer alacağı, ülkelerin bundan sonraki süreçte alacakları iklim aksiyonlarını da yakından ilgilendiriyor.

Ve “Ulusal Katkı Beyanları”. Yani, ülkelerin, anlaşmanın hedeflerine ulaşabilmek için almaya niyetli oldukları aksiyonlar. COP25, bu niyet beyanlarının güncellenme sürecindeki son zirve olduğu için de ayrıca önemliydi. Zirve boyunca pek sesi çıkmayan Türkiye, Paris Anlaşması’nı onaylamayan tek G20 ülkesi olmaya devam ediyor. Türkiye’nin taahhüdü, emisyon artışında azaltım öngörerek, 2030 yılında 929 milyon ton karbon salmış olmak. Türkiye’nin bir an önce Paris Anlaşması’nı TBMM’den geçirerek onaylaması ve niyet beyanını da oldukça ilerici biçimde güncellemesi, kömürden çıkışı gündemine alması gerekiyor.

Madde 6: Paris Anlaşması’nın Yoluna Taş Koymak

Peki COP25, hayatta kalmanın ciddiyetini taşıyabildi mi? Bu sorunun cevabı zirvedeki iklim aktivistlerinin protestosundan Greta Thunberg’e, Vanessa Nakate’den Paris Anlaşması Madde 6’ya kadar bir dizi faktörle verilebilir. Ama Madde 6 ile birlikte tartışılan karbon piyasası açısından, filmin sonunu söylemekte bir sakınca yok: Hayır, taşıyamadı.

Zirvedeki ana gündem, çevresel bütünlük ve küresel emisyonların azaltımını kapsayan Paris Anlaşması’nın 6. Maddesi kapsamında tartışılan karbon piyasasıydı. Basitçe karbon piyasası, gerçekleştirilen azaltım hedeflerini gösterir belgeler üzerinden, emisyon azaltım başarılarının, ülkeler arası ticarette nasıl nakde çevrileceğinin tartışıldığı bir gündemdi. Büyük karbon ekonomilerinin, üzerinde binbir türlü matematik çalıştırarak kârlı çıkabilecekleri, hatta emisyon azaltmama hakkını ileri sürebilecekleri bir fırsat penceresi. Başını Brezilya ve Avustralya’nın çektiği bu ekonomilerin çabası sonucu, zirve bildirgesi taslağında Madde 6’nın uygulama ilkesi üzerinde anlaşılamadı. Politikacıların yapması gereken, acil emisyon azaltımı eylemlerini hayata geçirmekti. Bunu yapmak yerine dünyanın kalan sayılı saatlerini, teknik detaylarda boğulmaya harcadılar. Bu, yerel halkların hayatını tehdit eden ve doğaya fiyat etiketi koyduran fosil lobisinin nüfuzu altında kaldıklarını gösteriyor. Böylece zirvenin sloganı olan “Eylem Zamanı” da, bir diğer iklim krizi ironisi olarak tarihteki yerini alıyor.

Greta ve Vanessa, Fosil Lobisi PR’ına Karşı

İklim için okul grevine başladı başlayalı, insanın iklim kriziyle sınavında, hakikatin, aciliyetin, bilimin sözcüsü, sürükleyicisi oldu Greta Thunberg. Zirvedeki konuşmasına, bu sefer çarpıcı ifadeler kullanmayacağını söyleyerek başladı Greta. IPCC’nin 1,5°C Özel Raporu’na göre, küresel ısınmayı -o da %67 ihtimalle- 1,5°C’de tutabilmek için salınması gereken toplam küresel karbon miktarının, önümüzdeki sekiz sene içerisinde biteceğini hatırlattı. Eylemsizlikten daha büyük tehlikenin, politikacıları ve şirketleri eyleme geçmiş gibi gösteren kurnaz hesaplamalar ve yaratıcı halkla ilişkiler hamleleri (PR) olduğunu söyledi.

Yalan mı? Madrid Zirvesi’nin sponsorları arasında Iberdrola ve Endesa’nın da yer aldığı fosil yakıt lobisi üyeleri bulunuyordu. Gezegeni kundaklamaya akıtılan paraların, aynı zamanda iklim dostu pozisyonlanmasına harcanması PR değilse nedir?

Bu seferki PR, fosil yakıt lobisinin gerçek yüzünü saklayamadı. Zirveye damgasını vuran olay, iklim aktivistlerinin zorla etkinlik alanından kovulması oldu. İklim ve hayatta kalmak için mücadele eden kadınların ve yerli halkların sesini duyurmak üzere ana sahneyi barışçıl protestolarıyla işgal eden aktivistler, Birleşmiş Milletler’in mekan parasını ödettiği fosil yakıt şirketlerinin güvenlik görevlilerince yaka paça dışarı atıldı ve bir daha da içeri alınmadılar. Bu şirketlerden Iberdrola, doğalgazı iklim krizi çağında bir geçiş kaynağı olarak kabul ettirmeye çalışıyor. Diğer taraftan da Brezilya’daki mega baraj projesi Belo Monte’de yaptığı yatırımla, içlerinde yerli halkların da bulunduğu 25 bin insanın yaşam alanlarından sürülmesine sebep oluyor. Kömür, petrol ve doğalgaz operasyonları olan diğer bir sponsor Enesda ise, 2018’de 61,9 milyon ton CO2 eşdeğerde seragazı salımından sorumlu.

İklim Krizinin Çocuk Hakları Üzerindeki Tahribatı

Fosil yakıt lobisinin, iklim krizinin gezegenin güneyinde yarattığı trajedilerle de çok doğrudan bağı var. Zirvede, ülkesi Uganda’da Fridays For Future hareketinin ilk iklim grevcisi olan Vanessa Nakate de konuştu. Vanessa, gezegenin kuzeyindeki varlıklı ülkeler kadar şanslı olmayan Uganda’da, fosil yakıt lobisinin güdülediği karbon ticareti gibi gündemlerin maskelediği gerçekleri anlattı. Ülkede sadece ekolojik değil, toplumsal adalet ve insan hakları da çöküş yaşıyor. Uganda’da Eylül ayından beri her gün çok şiddetli yağmurlar yağdığını ve her birinin ardından ölümlerle sonuçlanan sellerin gerçekleştiğini belirtti Vanessa:

“Her haber izleyişinizde, birilerinin sel sonucu hayatını kaybettiğini, evlerin, tarlaların yok olduğunu görmeyi bekliyorsunuz. Uganda’da bugün yaşadığımız iklim krizi bu. Sellerin ardından da kuraklık geliyor. Ülkemde birçok insanın hayatı tarıma bağlı. Kuraklık ve seller tarım alanlarını yok ettiği için insanların gelecekten umudu kalmıyor. Üretimin düşmesi, gıda fiyatlarının artması ve yoksul insanların gıdaya erişememesi anlamına geliyor. Seller ve kuraklık, Uganda’da açlıktan ölmek anlamına geliyor.”

Vanessa, Uganda ve Afrika’da tarımın çöktüğü kırsal kesimlerde yaşayan insanların hayatta kalma umutlarını da yitirdiklerini anlatıyor. Kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesinde iklim krizinin de etkisi olduğunu düşünüyor. İklim krizine karşı mücadelede umutsuzluk ve vazgeçiş lüksümüz yok. Greta’nın zirvede yaptığı konuşmada da söylediği gibi, umut var. Politikacılarda veya şirketlerde değil, umut bizde, halkta. Aksi takdirde, zirvenin ilk haftasının sonunda Madrid sokaklarını, acil iklim eylemi isteyen 500 bin insan doldurmazdı.

*Yazının başlığı, Naomi Klein’ın; iklim düşmanı çevre politikalarını nefrete ve ötekileştirmeye dayalı toplumsal politikalarıyla birleştiren Donald Trump, Jair Bolsonaro, Rodrigo Duterte ve Narendre Modi gibi politikacıları tarif etmek için kullandığı “Gezegen Kundakçıları”na atıfta bulunuyor.

Arzu Kaprol, WWF-Türkiye İşbirliğiyle Tehlike Altındaki Türler İçin Tasarladı

Önceki Haber

“COP25, Kayıptan Kazanç Olarak Görülebilir”

Sonraki Haber

Diğer Haberler