Pandemi konusunda görüşlerini aldığımız Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Dördüncü dünya genelinde herkes için sağlık, güvenlik, adalet, refah ve eşitlik gibi en temel hak ve ihtiyaçları sağlayamazsak hiçbir ülkenin tek başına bunlara ulaşmasının mümkün olmayacağını vurguluyor ve “UN Global Compact’in 10 ilkesi bu süreçte iş dünyası liderlerine yol gösterebilecek bir pusula niteliğinde” diyor.

Röportaj: Barış DOĞRU

Bir süredir herkes aynı soruyu soruyor: Koronadan sonra her şey aynı kalacak mı? Ya da hiçbir şey aynı kalmayacak mı? Bu pandeminin dünyayı ne oranda değiştireceğine inanıyorsunuz? Tabii ki bugünden yanıtlamak zor ama sizce dünya iyi yönde mi, kötü yönde mi bir değişime uğrayacak?

COVID-19 salgını, dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşen bir felaketin ne kadar çabuk tüm dünyanın sorunu hale gelebildiğini ve küresel ekonominin, zincirin en zayıf halkası kadar güçlü olduğunu bizlere bir kere daha gösterdi. Salgının kısa vadeli sonuçlarını şimdiden deneyimliyoruz. Uzaktan çalışma, uzaktan eğitim gibi uygulamalar hayatımızın bir parçası haline geldi. Diğer yandan altüst olan ekonomiler, artan işsizlik ve eşitsizlikler önümüzdeki dönemde bizi bekleyen zorlu bir dönemi işaret ediyor. Bu sürecin iş dünyası açısından da hiç şüphesiz sonuçları olacak. Üretim ve tüketim alışkanlıklarımızı, iş yapış şekillerimizi sorguladığımız bu sürecin sonunda, iklim değişikliği gibi hepimizi ilgilendiren ama sürekli görmezden geldiğimiz küresel risklerin iş dünyası gündeminde hızla ön sıralara çıkacağını tahmin etmek zor değil. Ancak uzun vadede bu felaketten nasıl sonuçlar çıkaracağımız bizim elimizde. Gereken dersleri alabilirsek ve gerekli adımları bugünden atabilirsek önümüzdeki dönemde karşılaşacağımız küresel risklere karşı daha güçlü ve avantajlı konumda olabiliriz. Andy Grove’un “kötü şirketler krizlerde yok olur, iyi şirketler hayatta kalır, çok iyi şirketler krizden güçlenerek çıkar” lafı bugüne ışık tutuyor.

Dünya tarihi sürekli olarak, insanların kendi türünü yok edebilecek nitelikte felaketleri başına açması ve insanlığın kaderini değiştiren mucizevi buluşlara imza atması döngüsüne tanık oluyor. Hayatta kalma güdümüz ve adapte olma yetimiz o kadar güçlü ve yaratıcılığımız o kadar yüksek ki, en önemli özelliğimiz olan “işbirliği” yapabilme yeteneğimiz sayesinde kendi sonumuzu getirmenin eşiğinden defalarca dönebildik. Dünya genelinde herkes için sağlık, güvenlik, adalet, refah ve eşitlik gibi en temel hak ve ihtiyaçları sağlayamazsak hiçbir ülkenin tek başına bunlara ulaşması mümkün olmayacak. Bu sürecin sonunda, ulusallaşma ve içe kapanma yerine işbirlikleri ve beraberIlik ruhunun üstün gelmesini ve 2030 Gündemi’nin tekrardan hız kazanmasını umut ediyorum.

 

UN Global Compact olarak Covid-19 krizinde şirketlere neden bir çağrı yapma gereği duydunuz?

Emsalini tecrübe etmediğimiz bir dönem içindeyiz. Hiç kimse hazırlıklı, ne yapacağını bilerek örgütlenmiş bir durumda yakalanmadı. Bu durum karar alıcılar ve iş dünyası liderleri için de geçerli. Belirsizliğin salgınla had safhaya çıktığı bu dönemde toplumsal ve ekonomik anlamda eşitsizliğin artmaması için ne yapılabileceği ile ilgili ciddi bir yol haritasına ihtiyaç var. UN Global Compact’in 10 ilkesi bu süreçte iş dünyası liderlerine yol gösterebilecek bir pusula niteliğinde. Birleşmiş Milletler’in evrensel bildirgelerini temel alan ve iş dünyasını insan hakları, çevre, çalışan hakları ve yolsuzlukla mücadele alanlarında sorumlu hareket etmeye davet eden bu 10 ilke bu zorlu dönemde iş dünyasına rehberlik edebilir. İşte bu ihtiyaçtan hareketle UN Global Compact olarak COVID-19 ile mücadelede şirketlerin 10 ilke çerçevesinde atabilecekleri adımları özetledik ve iş dünyasına güçlerini birleştirmeleri için açık çağrıda bulunduk.

 

Çağrınız 10 ilke etrafında şekilleniyor, bu noktada şirketlere ne gibi önerilerde bulundunuz?

UN Global Compact’in 10 ilkesinden yola çıkarak yaptığımız bu açık çağrı dünyanın her yerindeki iş dünyası liderlerine, COVID-19 küresel salgınından etkilenen çalışanlara, topluluklara, şirketlere ve bütün karar vericilere ilham oluyor. Bu çağrı ile uluslararası işbirliği ve dayanışma ruhuyla iş dünyası için 10 ilkemizin felsefesini herkese bir kez daha hatırlatmış bulunuyoruz.

10 ilke çerçevesinde atabilecekleri bazı adımları özetlemem gerekirse:

Sorumlu firmalar çalışanlarını, müşterilerini ve tedarik zincirlerini korumak için mümkün olan her şeyi yapmalı. Sağlık ve güvenlik şirketlerin birinci önceliği olmalı. Bu kapsamda çalışma ortamlarında her türlü sağlık tedbirleri alınmalı, çalışanların evden çalışabilmesini mümkün kılacak teknolojik altyapılar sağlanmalı.

Alınan tüm önlemler kapsayıcı olmalı, toplumun en kırılgan birey, çalışan ve/veya grupların ihtiyaçları için gerekli özen gösterilmeli. Özellikle çoğu zaman bakım işini üstlenmek durumunda kalan kadın çalışanlar; düşük ücretli sözleşmeli çalışanlar; sosyal sigorta kapsamında olmayan çalışanların gelir akışının sürekliliği sağlanmalı.

Salgının çalışanlar ve iş ortakları, özellikle KOBİ’ler üzerindeki etkisi karşısında esnek, anlayışlı ve dayanışma içinde davranılmalı.

Tutarlı, açık ve şeffaf bir iletişim aracılığıyla başta çalışanlar olmak üzere tüm paydaşlarda güven sağlanmalı

 

UN Global Compact bu süreçte şirketleri nasıl destekleyecek?

UN Global Compact’a imza atan kurumlar, operasyonlarını insan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele alanlarındaki uluslararası kabul görmüş 10 ilkeye uyumlu hale getireceklerini ve bu alandaki çalışmalarını şeffaf bir şekilde her sene raporlayacaklarını taahhüt ediyor. Bu çağrı özelinde herhangi bir raporlama talebimiz veya denetim uygulamamız bulunmuyor. Ancak şirketler düzenli olarak bize 10 ilke etrafındaki çalışmalarını ve gelişmelerini raporluyor. Şirketlerden beklentimiz 10 ilkeyi ve 17 SKA’yı iş süreçlerinde ve bu süreçte daha da içselleştirmeleri. Dünya genelinde salgınla mücadelede birçok ülkenin eşgüdümlü olarak kamu, özel sektör, akademi ve sivil toplum işbirliğiyle çalışması, sürekli altını çizdiğimiz “küresel sorunların ancak küresel işbirlikleri ile çözüleceğinin” en güzel örneğini ortaya koyuyor. Bu sürecin sonunda, dünyada ulusallaşma ve içe kapanma yerine işbirlikleri ve beraberlik ruhunun üstün gelmesini umut ediyoruz. Önümüzdeki dönemde iş dünyası liderleri önemli ve zorlu kararlarla karşı karşıya kalacaklar. Bu kararlarında kendilerine neyi pusula alacakları tarihe not düşecek. Bu dönemde alacağımız kararları hissedarlarımız ve yatırımcılarımız kadar çalışanlarımız, müşterilerimiz ve diğer paydaşlarımızın da unutmayacağını bilmeliyiz.

 

UN Global Compact olarak COVID-19 krizi sonrasında şekillenecek dünyanın, tahminlerin üzerinde bir zamanda toparlanması için önerileriniz nedir?

Dünya eşi benzeri görülmemiş bir testle karşı karşıya. Uluslararası Para Fonu, 2020 ve 2021 büyüme beklentisini yeniden değerlendirerek 2009 yılında olduğu kadar kötü bir resesyona girdiğimizi açıkladı. Virüsün yayılmasını durdurmak ve COVID-19’un tüm bölgelerde neden olduğu sosyoekonomik yıkımı azaltmak için ilk ihtiyacımız olan şey küresel dayanışma. Gelişmiş ülkelerin, daha az gelişmiş olanlara, sağlık sistemlerini geliştirme ve salgını durdurma kapasitelerini artırmada yardım etmeleri çok önemli. Aksi takdirde, azgelişmiş ülkelerde çok daha kötü senaryolarla karşı karşıya kalacağız.

İkinci olarak, bu krizden sosyal ve ekonomik olarak en çok etkilenenlere odaklanmalıyız: Kadınlar, yaşlılar, gençler, düşük ücretli çalışanlar, küçük ve orta ölçekli işletmeler, kayıt dışı sektörlerde çalışanlar ve savunmasız gruplar. Bu kişileri desteklemek için kaynakların doğrudan sağlanması gerekiyor. Gelişmiş ülkeler bunu kendi başlarına yapabilir ve bazıları yapıyorlar ancak yapamayanlar için uluslararası finans kurumlarının, ihtiyacı olan ülkelere hızla mevcut kaynakları yönlendirmesi ve bu ülkelerin borçlarının azaltılması sağlanmalı.

Son olarak, salgın sona erse de virüs bulaşır endişesiyle bir süre daha birbirimizden çekinmeyi sürdüreceğiz gibi görünüyor. Ama bu zorlu dönem bize aynı zamanda hiç tatmadığımız bir aidiyet hissi ve farklı bir toplum olma bilinci de kazandırabilir. Bu sayede COVID-19 krizinden küresel zorluklar karşısında daha dirençli olan daha adil, kapsayıcı ve sürdürülebilir ekonomiler ve toplumlar inşa edebiliriz.

 

Bizi sosyal medyada takip etmek için tıklayın: LinkedIn | Instagram | Twitter | Facebook

2018 Emisyonları ve Ekonomik Daralma Üzerine…

Önceki Haber

“Krizin Ortasında “Fırsatı” Değerlendirebilecek miyiz?”

Sonraki Haber

Diğer Haberler