Prof. Dr. Erinç Yeldan, Doç. Dr. Sevil Acar ve Doç. Dr. Ahmet Atıl Aşıcı’nın hazırladığı raporda Paris Anlaşması ve Avrupa Yeşil Mutabakatı ile oluşan çerçevenin Türkiye ekonomisine ve ticaretine olası etkileri ele alındı.

TÜSİAD’ın “Ekonomik Göstergeler Merceğinden Yeni İklim Rejimi Raporu” tanıtım toplantısı, Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı ve İklim Başmüzakerecisi Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Düzenlenen online toplantıda açılış konuşmaları, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Enerji ve Çevre Yuvarlak Masası Başkanı Murat Özyeğin tarafından yapıldı. Toplantıda, iklim değişikliğinin dünyadaki etkileri tartışıldı.

Raporu hazırlayanlardan Doç. Dr. Sevil Acar giriş konuşmasında, “carbon leakage” denilen karbon sızıntısından bahsetti. AB’nin, üreticiler için karbon emisyonlarına vergi koyması, üretimin AB dışına kayarak karbon salım mekanizmaları AB’ye göre daha esnek olan ülkelere kaymasına neden olduğunu belirten Acar, bu durumun AB açısından üretim ve istihdam kaybının sakıncalı olduğunu bildirdi. Bu yüzden karbon sızıntısını azaltma hedefiyle sınırda karbon düzenleme mekanizmasının (carbon adjustment mechanism) AB için önemli olduğunu belirtti.

Sınırda karbon düzenleme mekanizması, örneğin Türkiye’nin kendi sınırları içerisinde karbon fiyatlandırması yapmamış olması, Türkiye’de üretilmiş bir ürünün AB’ye girdiği andan itibaren karbon vergisi uygulanması anlamına geliyor. Karbon yoğunluğu referans değeri burada önem kazanıyor. Karbon yoğunluğu düşük referans değer olarak belirlendiği zaman AB dışı ihracatçıların bulundukları ülkelerin emisyon değerleri ele alınıyor.

Referans Değeri Nasıl Hesaplanıyor?

Referans değerinin birimi kimi ürünler için farklı olsa da, “ton başına ürün için havaya salınan ton CO₂ eşdeğeri” olarak tanımlanıyor. Raporda bulunan listede yer alan emisyon yoğunluğu değerleri, AB içinde en temiz %10’luk dilimdeki üreticilerin ortalamasını ifade ediyor.

Sınır Düzenleme Mekanizması Nedir?

Sınır düzenleme mekanizması (SKD) iki basamaklı bir analizle raporda senaryolaştırılmış. Birincisi girdi-çıktı analizi, ikincisi ise makroekonomik analiz. SKD, Türkiye ihracatı için hem bir fırsat hem bir risk. Riski önleyici adımlar atmak Türkiye’de karbon salımı açısından bazı fırsatlar yaratabiliyor.

Raporu hazırlayan Doç. Dr. Ahmet Atıl Aşıcı, raporda Türkiye’de üretilmiş bir ürünün AB’ye girdiği zaman ne kadar vergi vermesi gerektiğinin üç senaryo üzerinden oluşturulduğunu bildirdi. SKD’nin insanlık tarihinde ilk defa olarak AB dışında geçerli olan ETS (Emissions Trading System-Emisyon Ticareti Sistemi) uygulamasının sınır dışına taştığını dile getirdi. Maliyet dezavantajını AB’li üreticiler için ortadan kaldırmayı amaçlayan SKD’nin Türkiye için getiri-götürü analizini iki senaryoda değerlendirildiğini söyledi.

TÜİK 2018 verilerine dayanan rapora göre, Türkiye’de 2018 yılında 155 milyon ton karbon elektrik sektörü kaynaklı olarak oluştu.

 

SKD altında karbonun ton fiyatı, güncel değeri olan 30 euro/tCO₂ eşdeğeri ve SKD devreye girdiğinde ulaşması beklenen 50 euro/tCO₂ eşdeğeri düzeyinde fiyatlandığında Türkiye ihracatının maruz kalabileceği toplam karbon maliyeti aşağıdaki gibi olacaktır:

Bu durumda, örneğin çimento sektöründeki bir üretici 30 euro olduğu durumda her 100 euronun 13 eurosunu, 50 euro olduğunda ise her 100 euronun 22 eurosunu karbon vergisi olarak ödeyecek. AB pazarına yapılan ihracat kaynaklı CO₂ eşdeğeri emisyon için ton başına 30 euro ödenmek zorunda kalınması durumunda bundan en çok 170 milyon euro ile çimento sektörünün etkileneceği söylendi.

Bunun Türkiye’ye etkisi nasıl olacak?

Eğer karbon emisyonunda Türkiye herhangi bir iyileştirme yapmazsa Türkiye’nin 2030 yılında 608 milyon CO₂ salacağı hesaplanıyor. Avrupa Yeşil Mutabakatı uygulanmadığı ve pandemi gibi sebepler oluşmadığı durumda GSYH oranı 2030 yılında 5,358.1 milyar tl olacağı tahmin ediliyor. Bu tahmine göre yapılan araştırmada, 30 euroluk vergi uygulanırsa GSYH’deki kayıp 144,9 milyar lira olurken 50 euroluk vergi uygulanırsa 191,2 milyar lira olacağı dile getirildi.

Yapılabilecekler konusunda ise eğer aşağıdaki maddeler sağlanırsa Türkiye’nin hem çevre anlamında hem de ekonomik anlamda kazançlı çıkacağının çerçevesi çiziliyor:

  • Yeşil ekonomik dönüşüm stratejisi çerçevesinde Türkiye’nin 2015 Paris Anlaşması Niyet Beyanı uyarınca, 608 milyon tona kıyasla %21 azaltım yapması,
  • Karbon kotası uygulaması ve kotadan gelen geliri üretici şirket bilançolarına geri dağıtılması,
  • Dönüşümle beraber fon girişi (GSYH’nin %0,5’i) varsayımı,
  • Doğrudan şirketlere kesim geliri olarak aktarılması,
  • Enerji verimliliğinde 2021 itibariyle yıllık %1 artış varsayımında,

2030 yılında GSYH’de toplamda 151,1 milyar lira artış öngörülüyor. Bu durumda Türkiye’nin karbon emisyonu 481,1 milyon tona düşüyor. Böylece yeşil ekonomik dönüşümün, üretimde istihdam artıracağı ve ulusal ekonomide yükselişe neden olacağı dile getirildi.

Rapora buradan ulaşabilirsiniz.

EKOIQ, Eylül-Ekim 2020 Sayısı Çıktı

Önceki Haber

Eşitlik için 100 Yıl Daha Ömrünüz Olsun İster misiniz?

Sonraki Haber

Diğer Haberler