Blog, Genel, HABERLER, MANŞET, YEŞİL YAŞAM|31 Temmuz 2015 20.12

Aslında Hepimiz Oraya Daha Yeni Geliyoruz…

Bu Haberi Paylaşın:

54. sayısıEkoloji ve din ilişkisi üzerine ne kadar uzun süredir konuşmak istediğimizi bilemezsiniz. Daha EKOIQ’yu yayınlamaya başlamadan önce, ekoloji söyleşilerinden oluşan “Umudu Yeşertenler” kitabını hazır­lamış; konunun uzmanlarının gö­rüşlerini, bakış açılarını anlamaya, aktarmaya çalışmıştık. O kitabın 15 söyleşisinden biri, ekoloji ve İslam ilişkisi üzerine çalışan Prof. İbrahim Özdemir’leydi ve dinler ile manevi­yat ilişkisi üzerine konuşmayı baş­latmıştık aslında…

Haziran ayında, Papa Fransis’in tüm Katolik alemine duyurduğu, iklim değişikliği ve ekoloji sorunları ek­senli genelgesi, artık konuyu daha fazla ertelemememiz gerektiğine dair bir uyarı gibiydi. İşte tam o yola koyulma anlarında, uzun zamandır haberleşmediğimiz İbrahim Özde­mir Hocanın mesajı geldi… Ağustos ayında İstanbul’da, dünyanın dört bir yanından Müslüman uzman, aka­demisyen ve aktivistlerle birlikte ha­zırladıkları İslam İklim Değişikliği Deklarasyonu’nu duyuracaklarını; dünyadaki tüm Müslüman toplulukla­rın iklim değişikliğine karşı harekete geçmesi için duyurunun camilerde Cuma hutbesi olarak okutulmasına uğraştıklarını haber veriyordu.

Batı dillerinde “Serendipity” diye az bilinen, kullanılan bir terim vardır. Aramazken bulunan, mutlu tesadüf, mutlu kaza şeklinde tercüme edile­bilir sanırım. İslam literatüründe, birbirine denk gelme, latîfâne (hoş, zarif) bir şekilde uyum içinde olma anlamına gelen Tevâfuk terimine denk düşer gibi geliyor bana. Ama zaten terimin kökeni de, Binbir Gece Masalları’nda geçen bir adanın ismi: Yakın zamana kadar Seylan olarak bilinen Sri Lanka’nın en eski isimlerinden biri olan Serendip’ten geliyor imiş.

İbrahim Hoca, bunları hatırlatmamı, “Eskiler her şeyin bir vakt-i merhu­nu var derlermiş” şeklinde yanıtla­dı. “Vakt-i merhun”a baktım, o da, serbest bir biçimde çevirirsek, gü­nümüzde sık kullanılan Zeitgeist’a (zamanın ruhu) denk geliyor gibi.

Ne dersek diyelim, hangi kaynağı referans alırsak alalım, hangi kavra­mı kullanırsak kullanalım, bir denk düşme ve rast gelmeler dizisi söz konusu. Bu da, içine düştüğümüz kaçınılmazlığın bir sonucu olmalı eninde sonunda… Zaten kesişmeler bunla da bitmedi… İklim Değişikliği üzerine çalışan genç akademisyen­lerden Arif Cem Gündoğan, COP 21 öncesi son büyük bilimsel iklim değişikliği konferansı kabul edilen ve yine Paris’te düzenlenen “İklim Değişikliği Altında Ortak Geleceği­miz” (Our Common Future under Climate Change) etkinliğiyle ilgili bir yazısını bizlerle paylaştı. O me­tinde de gözüme en hızlı çarpan, Oslo Üniversitesi Profesörü Karen O’Brien’ın iklim değişikliğinin yal­nızca teknolojik yaklaşımlarla çö­zülemeyecek bir sorun olduğunun; inançlar, değerler ve duyguların öneminin altını çizmesi oldu.

****

Evet, giderek içine Türkiye’yi de alan Ortadoğu ve karanlıklar girdabından büyük bir korku ve tedirginlik duy­duğumuz bugünlerde, din ve ekoloji gibi hayli hassas bir konuya değin­menin tedirginliği de vardı aslında üstümüzde… Suruç Katliamı ve kat­lanarak artan acılar sonrası belki din hakkında konuşmak daha da zorlaşa­cak ama bir yandan da konuşmanın tam zamanı değil mi! Birçoklarının zannettiğinin tersine, gözleri kapat­mak bazı şeyleri yok etmiyor. Ter­sine gözleri faltaşı gibi açarak, olan biteni, ötekini ve berisini anlamak, anlatmak, nüfuz etmek, hemhal ol­mak gerekiyor. Ekoloji, doğa ve evet sürdürülebilirlik bize bunu söylüyor. Kendi çıkarını maksimize etmek iste­yen, sadece kendi varlığının sürmesi için uğraşan, aslında kendi bindiği dalı kesiyor, kendi varoluşunun ko­şullarını da yok ediyor.

Ve aslında bütün bu rast gelmelerin, denk düşmelerin, kesişmelerin bir anlamı ve bir nedeni var; aynı şekilde tarih, doğa, ortak değerlerimiz, an­lamlarımız ve inançlarımız hep aynı şeyi söylüyor: Siz kurduyla, kuşuyla, o veya bu inancı, dini, mezhebiyle, inananı, agnostiği ve inançsızıyla, hep beraber bir bütünsünüz. Tüm işaret­ler aynı şeyi işaret ediyor ve hepimiz galiba oraya daha yeni geliyoruz…

Arapçada ‘Hamse Eli’ olarak ifade edilen sembol, aslında daha birçok inanç sisteminde varolmuştur. Hindularda ‘Humsa Eli’, Musevi ve Hristiyan sembolizminde ise ‘Hameş Eli’ veya ‘Meryem’in Eli’ isimleri ile çağrılmıştır. Anadolu’da ise Fatma’nın Eli olarak bilinir ve koruyucu gücüne inanılır… Fatma’nın Eli, gezegenimizin üzerinde olsun…

hameş eli

  • Bu yazıyı paylaşın
  • Facebook
  • Twitter
  • Delicious
  • Digg