<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>EkoIQ</title>
	<atom:link href="http://ekoiq.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://ekoiq.com</link>
	<description>Türkiye&#039;nin ilk Yeşil İş ve Yaşam Dergisi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Feb 2012 14:07:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Edun; Made in Africa</title>
		<link>http://ekoiq.com/edun-made-in-africa/</link>
		<comments>http://ekoiq.com/edun-made-in-africa/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 14:07:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Hewson]]></category>
		<category><![CDATA[Bono]]></category>
		<category><![CDATA[Edun]]></category>
		<category><![CDATA[moda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ekoiq.com/?p=1779</guid>
		<description><![CDATA[Bu haber çok ünlü bir müzisyenle ilgili. “İyi de müzisyen haberinin trend köşesinde ne işi var?” demeyin. Bahsi geçen isim]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ekoiq.com/edun-made-in-africa/edun/" rel="attachment wp-att-1780"><img class="size-medium wp-image-1780 aligncenter" src="http://ekoiq.com/wp-content/uploads/2012/02/edun-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a>Bu haber çok ünlü bir müzisyenle ilgili. “İyi de müzisyen haberinin trend köşesinde ne işi var?” demeyin. Bahsi geçen isim U2’nun, dünya meselelerine ziyadesiyle duyarlı muhalif, aktivist vokalisti Bono olunca, disiplin başlıkları anlamını yitirebiliyor. Bundan önce Live Earth konserlerinde aktif olarak mesai harcayan Bono, eşi Ali Hewson’la birlikte 2005 yılında kurduğu Edun markasıyla insanlığı moda sektöründe de “adil” olmaya çağırıyor. Edun kâr amacı gütmeyen bir marka. Markanın bütün ürünleri Afrika’da, Afrikalılar tarafından yapılıyor.</p>
<p>Üstelik Edun’un faaliyet alanı sadece üretim ve satış da değil. Kenya’da ilkokul öğrencileriyle “kendi dünyanı çiz” temalı tişörtler yapıp, bu tişörtlerden elde edilen geliri okullara bağışlamışlar. Ayrıca 2008’de Uganda’daki pamuk üreticilerine eğitim ve destek vermek amacıyla Uganda Pamuk Girişimi’ni (CCIU) kurmuşlar. Bono tok sesiyle seslendirdiği şarkılar bir tarafa, sadece böyle alelade bir moda girişimini bu kadar dallı budaklı bir sosyal sorumluluk projesine dönüştürmeyi başardığı için bile alkışın en şiddetlisini hak etmemiş mi sizce de?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ekoiq.com/edun-made-in-africa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Çimlere Basmayın”dan “Çimleri Ekmeyin”e! XERISCAPE</title>
		<link>http://ekoiq.com/%e2%80%9ccimlere-basmayin%e2%80%9ddan-%e2%80%9ccimleri-ekmeyin%e2%80%9de-xeriscape/</link>
		<comments>http://ekoiq.com/%e2%80%9ccimlere-basmayin%e2%80%9ddan-%e2%80%9ccimleri-ekmeyin%e2%80%9de-xeriscape/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 08:13:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[çim]]></category>
		<category><![CDATA[doğal peyzaj]]></category>
		<category><![CDATA[Kurakçıl Peyzaj]]></category>
		<category><![CDATA[Xeriscape]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ekoiq.com/?p=1772</guid>
		<description><![CDATA[Şöyle halı gibi uzayıp giden yemyeşil çimler için harcanan su miktarı hakkında bir fikriniz var mı? Tam bir su canavarı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ekoiq.com/%e2%80%9ccimlere-basmayin%e2%80%9ddan-%e2%80%9ccimleri-ekmeyin%e2%80%9de-xeriscape/kurakcilpeyzaj/" rel="attachment wp-att-1773"><img class="size-medium wp-image-1773 aligncenter" src="http://ekoiq.com/wp-content/uploads/2012/02/kurakcilpeyzaj-300x207.jpg" alt="" width="300" height="207" /></a></p>
<p><strong>Şöyle halı gibi uzayıp giden yemyeşil çimler için harcanan su miktarı hakkında bir fikriniz var mı? Tam bir su canavarı olan monokültür çim alanlar yerine, bölgenin iklimine ve havasına uygun bir peyzaj tasarlanamaz mı? Elbette tasarlanabilir. 1980’lerde Amerika’nın kurak bölgelerinde başlayan Kurakçıl Peyzaj, asıl ismiyle Xeriscape, daha az su, zaman ve enerji harcayarak çok güzel ve doğal peyzajlar oluşturmanın mümkün olduğunu gösteriyor. Çevre dostu belediyelerimizin dikkatine!</strong></p>
<p><strong>Yazı: Hatice BÜYÜKGÖZ, Peyzaj Mimarı, Sarıyer Belediyesi</strong></p>
<p>Park, bahçe ve yeşil alanların, kentin gürültü ve kirliliğin­den uzaklaşıp biraz olsun nefes alabilmemize olanak sağlayan en önemli sosyal yaşam alanlarımız olduğunu söyleyebiliriz herhalde. Kentsel yaşam için böylesine büyük önem taşıyan mekanların varlığını sürdürebilmesi de en iyi şekilde ba­kımına bağlı. Ama bu bakımın en önemli maliyetlerinden biri de su. Küresel iklim değişikliği ve küresel ısınma nedeniyle temiz su kaynak­larına erişimin giderek zorlaştığı ve daha da zorlaşacağı düşünüldüğün­de, kentsel peyzajın sürdürülebilirli­ği üzerine tekrar eğilmemiz gerekti­ği açık. Yani bir yandan yeşil alanları korur ve artırırken, bir yandan da su kaynaklarının korunmasını sağlaya­bilmek gerekiyor. İşin iyi tarafı bu konuda çalışmalar uzun süre önce başlamış; bir hayli de yol alınmış.</p>
<p>Suyun en az düzeyde kullanılma­sıyla, su kaynaklarının ve çevrenin korunmasını ilke edinen nitelikli peyzaj düzenlemelerine, “Kurakçıl Peyzaj Düzenlemesi” veya dün­yada bilinen ismiyle “Xeriscape” deniyor. “Kuru” anlamına gelen Yunanca “Xeros” ile “peyzaj” anlamına gelen İngilizce “Land­scape” sözcüklerinden geliştirilen “Xeriscape”le, susuzluğa dayanıklı bitki türleri kullanılarak su kullanı­mı minimum düzeyde tutulabiliyor.</p>
<p><strong>Kurakçıl Peyzajın Doğuşu…</strong></p>
<p>Aslında hikâye, 1950’lı yıllardan sonra, nüfus artışı ve sanayileşme sonucu su tüketiminin artması ve su kaynaklarının sınırlı olduğunun an­laşılmasıyla başlıyor. Ve tabii hemen suyun etkin kullanımına yönelik çe­şitli su stratejileri geliştirilmeye baş­lanıyor. Yeşil alanların sulanmasın­da, “Su-Etkin Peyzaj Düzenlemesi” (Water-Efficient Landscaping) genel başlığı altında “Suyun Akılcı Kulla­nımı” (Water-Wise, Water-Smart), “Az Su Kullanımı” (Low-Water) ve “Doğal Peyzaj Düzenleme” (Natu­ral Landscaping) ortaya çıkıyor. Ve en sonunda bu yaklaşımların daha da geliştirilmesiyle, 1981 yılında Amerika’nın Colorado eyaletinde “Kurakçıl Peyzaj Düzenleme” ya da tüm dünyada bilinen ismiyle “Xeris­cape” ortaya çıkıyor.</p>
<p>İlk kez, Amerika Birleşik Devletleri’nin Colorado eyaletinde Denver su departmanında kulla­nılmaya başlanan Xeriscape aynı bölgede bugün de yoğun olarak uygulanıyor. Colorado eyaletinin, Pueblo bölgesinde, Xeriscape yön­temlerine göre düzenlenmiş olan bir bahçe yaklaşık 13 bin metrekare alan kaplıyor. Bu bahçede, bitkiler kurak, yarı kurak şeklinde su ihtiya­cındaki farklılıklara göre bölümlere ayrılmış durumda. Bu durum sula­ma esnasındaki su kayıplarını azal­tıyor. 240’ın üstünde çok yıllık ve yer örtücü bitki,15 süs çimi, 35 çalı, 30 ağaç tür ve varyeteleri kullanıl­mış olan bu bahçe, Kurakçıl Peyzaj için neredeyse bir müze niteliğinde. Tam da bu yüzden yoğun ilgi görü­yor; çeşitli turlar düzenleniyor ve haftanın yedi günü ziyaretçilerine hizmet veriyor.<br />
<strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ekoiq.com/%e2%80%9ccimlere-basmayin%e2%80%9ddan-%e2%80%9ccimleri-ekmeyin%e2%80%9de-xeriscape/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Sahi Siz Bu Gürültülü Yerlerde Nasıl Yaşıyorsunuz?”</title>
		<link>http://ekoiq.com/%e2%80%9csahi-siz-bu-gurultulu-yerlerde-nasil-yasiyorsunuz%e2%80%9d/</link>
		<comments>http://ekoiq.com/%e2%80%9csahi-siz-bu-gurultulu-yerlerde-nasil-yasiyorsunuz%e2%80%9d/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Feb 2012 08:03:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[RÖPORTAJLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Kentsel Dönüşüm ve Dünya Habitat Ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[kentsel dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Stefan Forster]]></category>
		<category><![CDATA[Vizyon 2050]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ekoiq.com/?p=1765</guid>
		<description><![CDATA[Avrupa Kentsel Dönüşüm ve Dünya Habitat Ödülleri sahibi Stefan Forster kentsel dönüşüm tartışma ve pratiklerinin giderek arttığı günümüz Türkiyesi için]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ekoiq.com/%e2%80%9csahi-siz-bu-gurultulu-yerlerde-nasil-yasiyorsunuz%e2%80%9d/mimar-6/" rel="attachment wp-att-1768"><img class="size-medium wp-image-1768 aligncenter" src="http://ekoiq.com/wp-content/uploads/2012/02/mimar2-187x300.jpg" alt="" width="187" height="300" /></a></p>
<p><strong>Avrupa Kentsel Dönüşüm ve Dünya Habitat Ödülleri sahibi Stefan Forster kentsel dönüşüm tartışma ve pratiklerinin giderek arttığı günümüz Türkiyesi için önemli şeyler söylüyor.</strong></p>
<p><strong>Yazı: Balkan TALU</strong></p>
<p><strong>Sürdürülebilir İş ve Kalkınma Der­neği tarafından hazırlanan Vizyon 2050 metninde Kahverengi Şehir­ler adıyla anılan bir bölüm vardı. Bu kategorideki şehirlerin haliha­zırda bir altyapıları olduğu için dö­nüştürmenin çok daha zor olduğu söyleniyordu. Öte yandan siz tam da bunu yapıyorsunuz.</strong></p>
<p>Bizim için Almanya’nın Hamburg ve Frankfurt gibi kentlerinde yaptı­ğımız bu çalışmanın en önemli kıs­tası enerji tasarrufuydu. Binalarda yaşanan ısıtma problemi yüzünden enerji giderleri çok fazla şişiyordu. Özellikle 1950’lerde yapılmış bina­lar arasında bu anlamda çok kötü örnekler vardı. Bu yüzden düzelte­mediğimiz, tarihi değeri olmayan çok sayıda binayı yıktık. Bu binalar II. Dünya Savaşı sonrası yapılmış binalardı. Çok hızlı bir şekilde inşa edilmişlerdi çünkü çok fazla sayıda insana barınak sağlamak gereki­yordu. Bugünün ihtiyaçları ise çok daha farklı. Bugünün yaşam stan­dartları çok daha yüksek. Diğer ta­rafta ise 18. yüzyıldan kalma tarihi binalar vardı. Onlara da özellikle çatı izolasyonu uygulamak gerekti.</p>
<p><strong>Bildiğimiz kadarıyla özellikle 1950’lerde yapılmış olan binalar aynı zamanda düşük gelirli nüfus için tasarlanmış olan yapılardı. Siz bu yapıları geliştirince veya yeni­den yapınca adaptasyon sorunları yaşanmadı mı?</strong></p>
<p>Evleri onardığımız, iyileştirdiğimiz zaman kiralarda görece bir artış oldu ama kiracıların yakıt masrafı azaldığı için fazla bir sorun olmadı. Evlerin çok büyük kısmı devletin elinde, çok az bir kısmı özel mülki­yet. Mülk sahipleriyle ilgili en büyük problem, evlerini yenilemekle falan fazla ilgilenmemeleri. Bu engeli yıkmanın yolu da yasal düzenleme. Şu anda tüketilen toplam enerjinin yüzde 45’i konutlarda harcanıyor. 20 yıl içinde bu oranın yüzde 20’ye çekilmesi gerekiyor. Bununla ilgili yasal düzenleme de bu yıl yürürlü­ğe girecek. Çünkü ancak bu şekilde 20 sene içinde nükleer santralları kapatıp yenilenebilir enerjiye dön­menin bir anlamı olabilecek.</p>
<p><strong>Enerji ve su tasarrufuna yönelik ne tür tedbirler aldınız?</strong></p>
<p>Tuvalet temizliği için yağmur suyu­nun toplandığı bir sistem kurduk. Böylece suyun tekrar tekrar kulla­nılmasını sağladık. Ev içinde özellik­le suyun geri dönüşümü ve yeniden kullanımı için yan bölmeler oluş­turduk. Almanya geri dönüşüm ve yeniden kullanımı epey ciddiye alan bir ülke. Ve bu bağlamda önümüz­deki 10-20 yıl için önüne çok ciddi hedefler koymuş durumda. Bence dünyada çok az ülke enerji verimli­liği, su verimliliği ve geri dönüşüm konularını bu kadar ciddiye alıyor.</p>
<p><strong>Dünyadaki en yeşil şehirlerden biri olan Freiburg, Almanya’da. Si­zin bu şehirle ilgili gözlemleriniz neler?</strong></p>
<p>Diğer bütün kalabalık kentlerde olduğu gibi Freiburg’da da hava kirliliği ve gürültü çok büyük problemdi. Çok fazla arabanın ya­rattığı trafik sorunu da cabasıydı. Freiburg’da yapılan en önemli şey kamusal alanların tekrar halka geri verilmesi oldu. Normalde yaya yolu olması gereken yerin otopark alanı olmaması gerekir. Sonuçta moder­nitenin ölçülerinden biri de budur. Çağdaş olmanın ölçüsü sadece ara­baların rahat hareket ettiği büyük otoyollar demek değildir. İnsanların da bu kamusal alanlardan aynı şe­kilde yararlanabilmesidir. Bu şekil­de gürültü kirliliğinin de önüne geç­mek mümkün oldu. Bu yüzden bir keresinde İstanbul’da Ataşehir adıy­la bilinen bölgeye gitmem gerekti ve dehşete düştüm. Otoyolların yanına kurulmuş lüks yerleşimleri anla­makta epey zorluk çekiyorum. Sahi insanlar öyle gürültülü ortamlarda nasıl yaşıyorlar?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ekoiq.com/%e2%80%9csahi-siz-bu-gurultulu-yerlerde-nasil-yasiyorsunuz%e2%80%9d/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yunuslara Özgürlük!</title>
		<link>http://ekoiq.com/yunuslara-ozgurluk/</link>
		<comments>http://ekoiq.com/yunuslara-ozgurluk/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Feb 2012 12:56:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Ticaret Odası]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Ticaret Odası]]></category>
		<category><![CDATA[tolga baştak]]></category>
		<category><![CDATA[WWF-Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yunus]]></category>
		<category><![CDATA[yunus gösteri merkezi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ekoiq.com/?p=1761</guid>
		<description><![CDATA[Yunusların yakalanması, tutsak edilmesi ve ticari amaçla kullanılması, Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası Bern Sözleşmesi gereğince yasak olmasına rağmen ülkemiz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ekoiq.com/yunuslara-ozgurluk/yunus-gosteri/" rel="attachment wp-att-1762"><img class="size-medium wp-image-1762 aligncenter" src="http://ekoiq.com/wp-content/uploads/2012/02/yunus-g%C3%B6steri-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a><br />
</strong></p>
<p>Yunusların yakalanması, tutsak edilmesi ve ticari amaçla kullanılması, Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası Bern Sözleşmesi gereğince yasak olmasına rağmen ülkemiz yunus gösterisi cenneti olma yolunda hızlı ve emin adımlarla ilerliyor. Türkiye bu nedenle daha önce WDCS (Whale and Dolphin Conservation Society) tarafından Avrupa Konseyi’ne şikâyet edilmiş ve Avrupa Konseyi tarafından izlemeye alınmıştı hatta. Şimdi de İzmir Ticaret Odası’nın tarihi mendirek projesinde bir yunus parkının açılacağı haberi geldi. Haber üzerine WWF-Türkiye, bu projeye tepki göstererek, tüm yunus parklarının bir daha açılmamak üzere kapatılması ve bu konudaki yasal düzenlemelerin bir an evvel tamamlanmasını talep etti.</p>
<p>WWF-Türkiye Genel Müdürü Tolga Baştak bu konuda şunları söyledi: “Türkiye’de tutsak edilmiş yunuslar ve diğer deniz memelilerinin havuzlarda gösteri amaçlı kullanılması veya bu faaliyetlerin yasaklanmasıyla ilgili yasal bir düzenleme henüz yok. Bern sözleşmesi gereğince koruma altında olan yunusların, eğlence sektörünün bir aracı olarak kullanımına acilen son verilmeli. Gelecekte yunusların benzer amaçlarla yakalanmasını önlemek ve yunusları koruma altına almak için uygun yasaların çıkarılması şart. Yeni tesisler asla açılmamalı, mevcut tesisler de bir daha açılmamak üzere kapatılmalı.”</p>
<p>Bilimsel altyapısı olmayan yunus terapisine ve yunusların açlıkla terbiye edilerek eğlence sektörünün bir aracı haline getirilmesine göz yumulmamalı. İnsanların iyi vakit geçirmesi için yunuslar bugünün doğa koruma anlayışına uygun olmayan gösteri merkezlerine hapsedilmemeli, doğal ortamlarında yaşamlarını sürdürmeleri sağlanmalı. EKOIQ olarak mevcut ve yapılması planlanan yunus gösteri merkezlerine karşı olduğumuzu belirtiyor, WWF’nin talebini destekliyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ekoiq.com/yunuslara-ozgurluk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vekillerden Türler Arası Dayanışma’ya Destek</title>
		<link>http://ekoiq.com/vekillerden-turler-arasi-dayanisma%e2%80%99ya-destek/</link>
		<comments>http://ekoiq.com/vekillerden-turler-arasi-dayanisma%e2%80%99ya-destek/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Feb 2012 12:37:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[Egemen Bağış]]></category>
		<category><![CDATA[HAYTAP]]></category>
		<category><![CDATA[Veysel Eroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Yonca Evcimik]]></category>
		<category><![CDATA[“Var Olmak Haktır”]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ekoiq.com/?p=1756</guid>
		<description><![CDATA[Hayvan Hakları federasyonu (HAYTAP) bir yıldır “Var Olmak Haktır” projesi kapsamında hayvanlara yönelik şiddetin Kabahatler Kanunu’ndan çıkarılıp Ceza Kanunu kapsamına]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ekoiq.com/vekillerden-turler-arasi-dayanisma%e2%80%99ya-destek/hayvan-hakki/" rel="attachment wp-att-1757"><img class="size-medium wp-image-1757 alignright" src="http://ekoiq.com/wp-content/uploads/2012/02/hayvan-hakk%C4%B1-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a><br />
Hayvan Hakları federasyonu (HAYTAP) bir yıldır “Var Olmak Haktır” projesi kapsamında hayvanlara yönelik şiddetin Kabahatler Kanunu’ndan çıkarılıp Ceza Kanunu kapsamına alınması için uğraşıyor. HAYTAP, kampanyanın vitrin yüzü Yonca Evcimik’le beraber AKP, CHP, MHP, BDP milletvekilleri ve Orman ve Su işleri Bakanı Veysel Eroğlu ile biraraya gelip, ardından Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ı ziyaret ettiler.</p>
<p>HAYTAP Başkanı Ahmet Kemal Şenpolat ve Banu Noyan; hayvanlara yönelik şiddetin Kabahatler Kanunu&#8217;ndan çıkarılıp TCK kapsamına alınması konusunda yasa değişikliğinin hızlanacağı konusunda söz aldılar. Aynı zamanda sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte tüm Türkiye genelinde çalışmalara hız verileceği bildirildi.<br />
Yasa değişikliği konusunda AKP, MHP, BDP ve CHP’nin milletvekillileri ortak tavır aldı. “Var Olmak Haktır” kampanyasına İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve AB Bakanı, Başmüzakereci Egemen Bağış da aktif destek verdi.</p>
<p>“Var Olmak Haktır” ve “Türler Arası Dayanışma” kampanyaları kapsamında, İstanbul’da 25 ilçeyi dolaşarak belediye başkanlarıyla birebir görüşüldü, hayvan barınakları ziyaret edildi. İlköğretim çağındaki çocuklara hayvan sevgisini aşılamak için yaklaşık 12 bin çocuğa ulaşılarak farkındalık çalışması yapıldı. Ankara’da yapılan toplantıya AKP’den Belma Satır ve Ayşenur Bahçekapılı, CHP’den Umut Oran ve Melda Onur, MHP’den Özcan Yeniçeri, BDP’den Hasip Kaplan katıldı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ekoiq.com/vekillerden-turler-arasi-dayanisma%e2%80%99ya-destek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeşil Elektroniğe Doğru Adım Adım</title>
		<link>http://ekoiq.com/yesil-elektronige-dogru-adim-adim/</link>
		<comments>http://ekoiq.com/yesil-elektronige-dogru-adim-adim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Feb 2012 09:30:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[elektronik ev eşyası]]></category>
		<category><![CDATA[enerji tasarrufu]]></category>
		<category><![CDATA[EPA]]></category>
		<category><![CDATA[GEC]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşil Elektroniğe Doğru]]></category>
		<category><![CDATA[yeşil elektronik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ekoiq.com/?p=1752</guid>
		<description><![CDATA[Diğer bütün sektörler gibi elektronikler de yavaş yavaş yeşilleniyor. Enerji tasarrufu bu konuda başrolde; ama dikkat! İş bununla sınırlı değil]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ekoiq.com/yesil-elektronige-dogru-adim-adim/beyazesya_enerjibelgesi/" rel="attachment wp-att-1753"><img class="size-medium wp-image-1753 alignright" src="http://ekoiq.com/wp-content/uploads/2012/02/BeyazEsya_EnerjiBelgesi-202x300.png" alt="" width="202" height="300" /></a></p>
<p><strong>Diğer bütün sektörler gibi elektronikler de yavaş yavaş yeşilleniyor. Enerji tasarrufu bu konuda başrolde; ama dikkat! İş bununla sınırlı değil. Artık her etiketin ve reklamın üzerinde görmeye alıştığımız A+++, ne demek? Tüketicinin zihin haritasında, yeşil ürünler nasıl bir yer tutuyor?</strong></p>
<p><strong>Yazı: Balkan TALU</strong></p>
<p>Son birkaç yıldır çevreye duyarlı, sürdürülebilirliğe önem veren bireyler olmaya başladık, en azından bazılarımız. An­cak diğer bütün duyarlılıklarımızda olduğu gibi bu hassasiyetimizin de geçici bir trend olmaması gündelik yaşamımızı nasıl kurguladığımıza bağlı. “Musluğu, elektrik düğmesini kapadık mı? Tasarruflu ampul kul­lanıyor muyuz?” (eski usul akkor, tungsten ampuller zaten piyasadan silindi. Dayanıklı flüoresanları da aştık, LED aydınlatmayı konuşu­yoruz artık) fasıllarını geçtik. İşin yavaş yavaş detayına giriyoruz. Diğer bütün sektörler gibi elektro­nik sektörü ve teknolojik ürünler için de aynı şey geçerli. Tabii şimdi bu noktada temel hedeflerden biri elektrik ve su sarfiyatını azaltmak­ken “bulaşığınızı makinede yıkayın” gibi kampanyalar veya elektrikli aletlerle sürdürülebilirlik kavra­mını yan yana getirmek insanların zihninde bir tezat yaratabiliyor. Gelin görün ki diğer bütün ürün kategorileri gibi elektronik aletler de yeşilleniyor. Tedarik zincirinden üretime, yedek parçadan, ömrünü tamamlamış eşyaların geri toplan­masına ve elektronik atık yönetimi­ne kadar bir ürünün Yaşam Çevri­mi Değerlendirmesi’nin (YÇD) her aşaması uzmanlar tarafından tek tek sorgulanıyor.</p>
<p><strong>Yeşilleniyor Ama Tam da Değil</strong></p>
<p>Yeşillenen elektroniklerle ilgili en güncel sorgulamalardan biri Green­peace örgütü tarafından yapılıyor. Yeşil Elektronikler Bölümü’nü 2005 yılında açan Greenpeace’in bu konuyla ilgili en güncel araştır­malarından biri 2011 yılının Ocak ayında yayınlanan “Yeşil Elektroni­ğe Doğru” başlıklı araştırması. 2011 yılında üçüncüsü yayınlanmış olan raporun altbaşlığı da manidar: “Her geçen gün daha da yeşilleniyor ama tam yeşil değil”. Aynı Daniel Goleman’ın çığır açıcı eseri “Eko­lojik Zekâ” isimli kitabında dediği gibi: “Yeşil bir sıfat değil, bir fiildir”. Dolayısıyla bir ürüne yeşil demek­ten öte, adım adım gelen bir “yeşil­lenmeden” söz etmemiz gerekiyor.</p>
<p>Aynı yolu izleyen “Yeşil Elektro­niğe Doğru” araştırması, hemen tüm bilgisayar, cep telefonu, akıllı telefon ve televizyon markalarını tek tek sorgulayıp verilen cevap­lara göre bir çeşit karne dağıtıyor. Soruşturmanın genel kıstaslarının ilki tehlikeli kimyasallar üzerine. Özellikle PVC (Polivnil Klorür) ve BFR (Brom içerikli alev geciktiri­ci) kullanımına yönelik sınırlama kıstaslarına uyulup uyulmadığı en önemli ölçüler arasında yer alıyor. Söz konusu tehlikeli kimyasalların sınırlandırılması ile ilgili kıstaslar esas olarak AB tarafından belirleni­yor. AB tarafından hazırlanmış olan Tehlikeli Maddelerin Sınırlandırıl­ması Direktifi (RoHS) kıstas olarak alınıyor.</p>
<p>Yeşil atılım yapan birçok elektronik firması ürettikleri mallardaki kon­vansiyonel plastik miktarını azalt­mak için de çeşitli yöntemler gelişti­riyorlar. Biyoçözünür plastikten cep telefonu üreten markalar da var; bambudan dizüstü bilgisayar üre­ten de. Greenpeace’in diğer önemli bir kıstası da enerji tasarrufu. ABD merkezli Yeşil Elektronikler Kon­seyi (GEC) tarafından hazırlanan “Elektronikler ve Sürdürülebilirlik Arasındaki İlişki” başlıklı araştırma raporuna göre buzdolabı, çamaşır makinesi ve buzdolabı gibi eşyala­rın üretiminde harcanan enerji, tüm Yaşam Döngüsünün sadece yüzde 20’lik bir dilimini oluşturuyor. Öte yandan bilgisayarlar ve diğer bili­şim materyallerinde bu oran yüzde 80’lere kadar çıkıyor.<br />
Greenpeace bu konuda ABD Çevre Koruma Ajansı’nın (EPA) düzen­lemelerini baz alıyor ama son dö­nemlerde reklamlarda bol bol gör­düğümüz, kırmızıdan yeşile uzanan “Enerji Sınıfı” değerlendirme ska­lasının patenti Avrupa Birliği’ne ait.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ekoiq.com/yesil-elektronige-dogru-adim-adim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Türkiye İki Yıldır Önemli Bir Dönüşüm Yaşıyor”</title>
		<link>http://ekoiq.com/%e2%80%9cturkiye-iki-yildir-onemli-bir-donusum-yasiyor%e2%80%9d/</link>
		<comments>http://ekoiq.com/%e2%80%9cturkiye-iki-yildir-onemli-bir-donusum-yasiyor%e2%80%9d/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2012 11:37:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJLAR]]></category>
		<category><![CDATA[YEŞİL İŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Özkaya]]></category>
		<category><![CDATA[elektrikli ev aletleri]]></category>
		<category><![CDATA[enerji verimliliği]]></category>
		<category><![CDATA[Siemens Ev Aletleri]]></category>
		<category><![CDATA[tasarruf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ekoiq.com/?p=1746</guid>
		<description><![CDATA[Aletler küçük ama toplam sarfiyatları oldukça büyük. Herkesin evinin ayrılmaz parçası olan beyaz eşya ve elektronik cihazlardan bahsediyoruz. Siemens Ev]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ekoiq.com/%e2%80%9cturkiye-iki-yildir-onemli-bir-donusum-yasiyor%e2%80%9d/siemens2/" rel="attachment wp-att-1747"><img class="size-medium wp-image-1747 alignright" src="http://ekoiq.com/wp-content/uploads/2012/02/siemens2-162x300.jpg" alt="" width="162" height="300" /></a></p>
<p><strong>Aletler küçük ama toplam sarfiyatları oldukça büyük. Herkesin evinin ayrılmaz parçası olan beyaz eşya ve elektronik cihazlardan bahsediyoruz. Siemens Ev Aletleri Pazarlama Müdürü Ayşe Özkaya, elektrik fiyatlarındaki artış doğrultusunda, tasarruflu aletlere yönelik talebin giderek artacağını söylüyor.</strong></p>
<p><strong>Genel olarak ev eşyalarının enerji tüketimi hakkında bilgi verebilir misiniz?</strong></p>
<p>Evlerdeki elektrik tüketiminin yüzde 46’sı, elektrikli ev aletleri tarafından gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla su ve enerji tüketiminden tasarruf sağlayan çevreci ürünler doğal kaynakların korunması açısından önemli avantajlar sunuyor. Ev aletlerinin çevreci özellikleri, evlerdeki enerji tüketiminin minimum düzeye indirilmesi kadar, karbon salımının azaltılması açısından da büyük önem taşıyor. Özellikle hanelerdeki iyi yalıtım koşulları ve ev aletlerinin sahip olduğu ileri teknoloji, elektrikli ev eşyalarının karbon salımının azaltılmasına destek oluyor. Çevrenin ve doğal kaynakların sürdürülebilirliği konusunda tüketici bilinci güçlendikçe, çevreci ürünlere ilgi ve talep de giderek artıyor. Tabii bunda, özellikle ev aletleri sektöründe sunulan enerji tasarruflu ürünlerin giderek çeşitlenmesinin de etkisi var.</p>
<p><strong>Son zamanlarda enerji verimliliği konusunda gerçekten çok önemli gelişmeler yaşandı; yaşanıyor. Peki bu verimliğin getirdiği toplam kazanç konusunda neler söyleyebilirsiniz?</strong></p>
<p>Türkiye’de enerji verimliliği trendi doğrultusunda son iki yıldır hızlı bir dönüşüm ve kabullenme yaşanıyor, oysa bu konu özellikle son beş yıldır tüm dünyada yükselen trend haline geldi. Türkiye’de son yıllarda bir yandan enerji ve su tüketimi açısından verimli ürünlerin satışı artarken, tüketici gözünde de bu konu giderek daha da önem kazanıyor. Özellikle de elektrik fiyatlarındaki artış doğrultusunda bu yönelimin potansiyelinin yüksek olduğunu görüyoruz.<br />
“Ne kadar ihtiyaç, o kadar tüketim” mantığıyla ortaya koyduğumuz ecoPlus yaklaşımımız ile 1990’ların başından bu yana yürüttüğümüz ürün geliştirme çalışmaları sonucunda soğutma, yıkama, durulama ve pişirme alanlarının tümünde tüketim değerlerini mümkün olan en az seviyeye çekiyor ve en üst düzeyde tasarruf sağlıyoruz. Bu oran enerji tüketiminde soğutucularda yüzde 69’lara, fırınlarda yüzde 43’lere, bulaşık makinelerinde yüzde 50’lere, çamaşır makinelerinde yüzde 38’lere, kurutma makinelerindeyse yüzde 62’lere varıyor. Su tüketimindeyse, bulaşık makinelerinde yüzde 60’a, çamaşır makinelerinde ise yüzde 29’a varan tasarruf oranlarına ulaşabiliyoruz.</p>
<p><strong>Siemens Ev Aletleri olarak bu konuda ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz? Hem üretim süreçleri hem de ürünlerin nitelikleri açısından…</strong></p>
<p>Doğal kaynakların sürdürülebilirliğinin sağlanması, bunun için üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmek öncelikli konularımız arasında yer alıyor. Sahip olduğumuz ileri teknolojileri su ve enerji tasarrufu sağlayan, çevre dostu ürünler geliştirmek için kullanırken, tüketicileri çevrenin korunması için yapılabilecekler konusunda bilinçlendirmeye de gayret ediyor, sosyal sorumluluk projeleri ile bu alandaki faaliyetlerimizi pekiştiriyoruz. Güçlü çevre vizyonumuz ve 1990 yılında ArGe departmanımızın kurulmasıyla daha da uzman bir kimlik kazanan çevreci ürün geliştirme çalışmalarımız bu sürece önemli bir destek sağlıyor.</p>
<p>Çevre alanında çalışmalarımızı 1975 yılından bu yana toplam kalite altında, üç aşamada kapsamlı bir şekilde hayata geçiriyoruz. Geri dönüşümlü ürünlerin tasarlanması, çalışmalarımızın ilk ayağını oluşturuyor. İkinci aşama olan ürün/çevre analizinde, geri dönüşümlü ürünlerin tasarımının yanı sıra kullanılan kaynak ve materyallerin en aza indirilmesini hedefliyoruz. Son aşama olan doğal kaynakların korunmasında ise üretilen cihazların en düşük seviyede su ve elektrik tüketerek çalışması sağlanıyor. Toplum sağlığını iyileştirmeyi amaçlayan Siemens, ozon tabakasına zararlı FCKW ve FKW gazlarından yüzde 100 arındırılmış ürünler üretiyor. Cihazların kullanım kılavuzları geri dönüştürülmüş kâğıtlara basılırken, tamamının ambalajlarında yüzde 100 geri dönüşüm sağlanabiliyor.</p>
<p>Üretim süreci sonunda fabrikalarda oluşan geri dönüşümlü atıklar ve su, laboratuar sonuçları alındıktan sonra tekrar kullanılıyor. Fabrikadaki ısıtma sistemleri enerji verimliliğini maksimum düzeyde sağlayacak şekilde oluşturuluyor ve elektrik tüketiminin minimum seviyelerde tutulması sağlanıyor. Böylece minimum doğal kaynak tüketimi ve atık seviyesiyle daha temiz bir çevre ve gelecek hedeflerine katkıda bulunuluyor. Özel bir boyut ve kâğıtla bayi ve tüketicilerimize yönelik hazırladığımız çevre kitapçığımız da bu konuyla ilgili dikkat çeken çalışmalarımız arasında yer alıyor.</p>
<p>2011 yılında piyasaya sunduğumuz ve yükselen çevre bilincine paralel olarak sadece Avrupa’da değil, Türkiye’de de tüketicilerden büyük ilgi gören ecoPLUS ürünlerimizin başında, dünyanın ilk akıllı dozaj sisteminden kaynaklanan çevreci özelliğiyle dikkat çeken WM14S840TR model iDos çamaşır makinesi geliyor. Siemens iDos akıllı dozaj sisteminde, 20 yıkama için çamaşır makinesinin deterjan gözünü 1,3 litrelik sıvı deterjan ile doldurmak yeterli. iDos teknolojisi, kumaşın cinsine, yüküne ve sudaki kireç oranına göre optimum deterjan ve su kullanımıyla çevreyi düşündüğünü kanıtlıyor. Siemens iDos çamaşır makinesi, temizlik teknolojileri alanında faaliyet gösteren bağımsız wfk Araştırma Enstitüsü tarafından yapılan bir çalışmaya göre, su tüketimini yılda 7062 litre kadar azaltarak, A+++ enerji sınıfıyla doğal kaynakların etkin kullanımı konusunda örnek bir performans sergiliyor.</p>
<p>Bunun dışında Siemens’e ait bir buluş olan Zeolit kurutma teknolojisi sayesinde her damla sudan daha fazla performans elde eden ve sadece 7 lt su kullanarak, A+++ enerji sınıfına sahip olan Siemens jetMatic eco bulaşık makineleri ve kendi kendini temizleyen filtresi sayesinde sadece A%50 enerji tüketen WT 46 W 561 TR model Siemens kurutma makinelerinin ise ilgi gören ürünlerimiz arasında yer aldığını söyleyebiliriz.</p>
<p><strong>Son olarak, santralistanbul Enerji Müzesi’yle birlikte, çocuklara yönelik gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan söz edebilir misiniz?</strong></p>
<p>Müzenin açıldığı 2007 yılından bu yana, santralistanbul Enerji Müzesi’nde, Siemens sponsorluğunda “Gelecek=Çocuk ve Enerji” eğitimleri düzenliyoruz. Program kapsamında 36 yaş, 712 yaş, 1315 yaş ve 1618 yaş olmak üzere dört gruba farklı içerikler sunuluyor. Eğitimlere öğretmen ve öğrenciler birlikte katılıyor. Yaklaşık 25 kişilik gruplar halinde gerçekleştirilen eğitimler, yaş gruplarına göre 1,5 2 saat sürüyor. Eğitim, Enerji Müzesi içinde yer alan “Enerji Oyun Alanı”nda, tüm yaş gruplarının ilgisini çeken elektrik ve enerji temalı etkileşimli oyunlarla sona eriyor.<br />
Eğitim programı içinde çamaşır makinesi, ütü, bilgisayar gibi elektrikli ev aletlerinin ne kadar enerji harcadıkları bilgisinden hareketle geliştirdiğimiz bir grup oyunu oynatıyoruz. Üzerinde çeşitli beyaz eşya resimleri ve enerji tüketim miktarlarının yer aldığı kartlarla, çocukların etkileşimli bir ortamda, yaşayarak çevre bilinci kazanmalarına destek sağlıyoruz. Çocuklar, kartlar aracılığıyla hangi beyaz eşyanın ne kadar enerji tükettiğine ilişkin fikir yürütüyor. 2010 2011 eğitim öğretim döneminde düzenlediğimiz oyunlarda 11 bin 800 öğrenciye kart dağıttık. Bu dönemde eğitimlerimize toplam 3.818 öğrenci katıldı. “Gelecek=Çocuk ve Enerji” eğitimlerimiz 2012 yılında da devam edecek.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ekoiq.com/%e2%80%9cturkiye-iki-yildir-onemli-bir-donusum-yasiyor%e2%80%9d/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiyeli Şirketlerin Sürdürülebilirlik Stratejileri Var mı?</title>
		<link>http://ekoiq.com/turkiyeli-sirketlerin-surdurulebilirlik-stratejileri-var-mi/</link>
		<comments>http://ekoiq.com/turkiyeli-sirketlerin-surdurulebilirlik-stratejileri-var-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2012 07:42:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[YEŞİL İŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Şirket]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilirlik stratejisi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk İş Dünyası’nda Sürdürülebilirlik Uygulamaları Değerlendirme Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[yeşil iş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ekoiq.com/?p=1741</guid>
		<description><![CDATA[Yerli şirketlerimizin sürdürülebilirlik stratejileri var mı? Bir solukta yanıtlaması zor bir soru. Bunun için, şirket stratejisinin, sürdürülebilirliğin ve sürdürülebilirlik stratejisinin]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ekoiq.com/turkiyeli-sirketlerin-surdurulebilirlik-stratejileri-var-mi/business_people_in_front_of_a_green_map/" rel="attachment wp-att-1742"><img class="size-medium wp-image-1742 aligncenter" src="http://ekoiq.com/wp-content/uploads/2012/02/Business_People_In_Front_Of_A_Green_Map-300x202.jpg" alt="" width="300" height="202" /></a></p>
<p><strong>Yerli şirketlerimizin sürdürülebilirlik stratejileri var mı? Bir solukta yanıtlaması zor bir soru. Bunun için, şirket stratejisinin, sürdürülebilirliğin ve sürdürülebilirlik stratejisinin tam olarak ne olduğunda anlaşmamız lazım. Ve tabii dünyadaki iyi örneklerle karşılaştırmak.</strong></p>
<p><strong>Yazı: Bahar KESKİN ve Özlem ÇEVİK KOPER, CSR Consulting Turkey</strong></p>
<p>Eylül 2011’de yayınlanan “Türk İş Dünyası’nda Sürdürülebilirlik Uygulamaları Değerlendirme Raporu” başlıklı araştırmaya göre; sürdürülebilirlik stratejisi olan Türk şirketlerin oranı %62. Dünyada lider konumundaki şirketlerin bile ancak yeni yeni sürdürülebilirlik stratejilerini hayata geçirdiği bu alanda ülkemizde “sürdürülebilirlik stratejimiz var” diyebilen şirket sayısının böyle yüksek bir oranda çıkması ne kadar gerçekçi olabilir? Bu oran, bahsi geçen rapor kapsamında yürütülen anket çalışmasının sonuçlarından elde edilmiş. Anket, 215 halka açık şirketin, şirket içerisinde temel strateji ve şirket politikalarının uygulanmasından sorumlu icra görevine sahip üst düzey yöneticileri tarafından doldurulmuş. Raporda da değinildiği gibi %62 oranında sürdürülebilirlik stratejisi olduğunu belirten şirketlerin %80’inden fazlası ise halihazırdaki misyon, vizyon, değer ve stratejilerinin sürdürülebilirlik stratejileriyle örtüştüğünü düşünüyor. Bu demek oluyor ki, ankete cevap veren 215 Türk şirketinin neredeyse yarısı sürdürülebilirliği gerçekten içselleştirmiş. Peki, biz bu şirketlerin paydaşları olarak bu saptamayı doğrulayabilir miyiz? Bunun somut yansımalarını görüyor muyuz?</p>
<p>Bizce bu soruların yanıtı maalesef en azından şimdilik ‘hayır’. Zira sürdürülebilirliği bir şirketin stratejisine entegre etmek, tüm değer zincirini sürecin parçası kılmayı, bütün birimlerinin katılımını, şirket kültürüne ve iş süreçlerine stratejinin yerleşmesini ve tabii ki büyük kaynakları gerektirir. bu alanda lider konumundaki pek çok yabancı şirket bu niteliklerde bir sürdürülebilirlik strateji geliştirip hayata geçirmek için uzun soluklu ve yoğun çabalar sarf ediyorlar. Acaba Türkiyeli şirketler de aynı çabayı sarf ediyor mu?<br />
Bu sorulara net yanıt bulmak için önce şu soruyu cevaplamamız gerekiyor: Sürdürülebilirlik Stratejisi nedir?</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik Stratejisi Nedir?</strong></p>
<p>İdeal olan sürdürülebilirliğin kurumsal stratejiye entegre edilmesi, dolayısıyla kurumsal stratejinin ayrılmaz bir parçası olmasıdır. Bu anlamda, sürdürülebilirlik kapsamına giren tüm konuların ana stratejiyle bütünleşmesi çabalarını “sürdürülebilirlik stratejisi” olarak adlandırabiliriz.</p>
<p>Sürdürülebilirlik stratejisi “Sürdürülebilirlikle, yani çevresel, sosyal, etik ve yönetişimle ilgili riskleri belirleyip fırsatları değere dönüştürerek şirketin finansal sürdürülebilirliğini koruması amacıyla uygulanan strateji” anlamına gelir. Başarılı bir strateji, yönetim kurulundan çalışanlara, tedarikçilerden tüketicilere kadar uzanan geniş paydaş yelpazesinin tüm üyelerinin beklentilerini dikkate alır. Sürdürülebilirlik stratejisinde de esas olan; kurumun yarattığı tüm çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerin bütüncül bir yaklaşımla ele alınmasıdır. Yani bu unsurlar biri için diğerinden ödün vermeden, bir denge içinde yönetilmelidir. Örneğin üretimde kullanılan s uyu azaltmak için bir önlem alınacaksa, bunun çalışanların sağlığını ve ürün güvenliğini olumsuz etkilememesine dikkat etmek mutlak bir zorunluluktur.</p>
<p>Örnekler gösteriyor ki, sürdürülebilirliği stratejilerine entegre eden şirketler risk ve fırsatları etkin ve proaktif bir yaklaşımla yönetiyorlar. Bu sayede de rekabet güçlerini ve marka değerlerini artırabiliyorlar; bu da sonuç olarak finansal sürdürülebilirliğe önemli bir katkı sağlıyor.</p>
<p><strong>Şirketinizin Sürdürülebilirlik Stratejisi Var mı?</strong></p>
<p>Peki, hangi durumlarda bir şirketin sürdürülebilirlik stratejisi olduğundan bahsedilebilir? Gerçekten böyle bir stratejinin varlığından söz edebilmek için öncelikle şu sorulara yanıt verebilmeniz gerekir.<br />
Sektörünüz ve şirketiniz açısından önemli ve öncelikli (sürdürülebilirlik jargonunda İngilizcesi ‘material’ olarak adlandırılan) olan sürdürülebilirlik konularını belirlediniz mi? Bunları belirlerken paydaşlarınızın kurumunuzdan beklentilerini, kamuoyunda yaygın endişe yaratan çevresel, sosyal ve etik sorunları (örneğin, iklim değişikliği, yolsuzluk ve gıda güvenliği gibi) ve küresel trendleri (örneğin, artan su ihtiyacı) göz önünde bulundurdunuz mu?</p>
<p>Bu önemli ve öncelikli konuları uzun vadeli hedef ve taahhütler koyarak yönetiyor musunuz?<br />
Sürdürülebilirlik tüm iş fonksiyonlarına entegre edildi mi? Pazarlamadan, Satın Almaya, İnsan Kaynaklarından Operasyon Yönetimine kadar her bir birimin DNA’sında sürdürülebilirlik mevcut mu? Örneğin satın alma kriterlerinize tedarikçilerinizin çevresel performansı ile ilgili kriterler eklendi mi? Binalarınızda enerji tüketimini azaltmak için uyguladığınız bir model var mı? Pazarlama faaliyetlerinizden kaynaklanabilecek müşteri mağduruyetlerini önleme amacıyla prosedürlerinizi revize ettiniz mi?</p>
<p>Sürdürülebilirlik hizmet ve ürün değer zincirinize entegre edildi mi? Ürün geliştirmeden, ürün için kullanılan hammaddenin kazanımına, ürünün üretilmesi, taşınması, tüketilmesi ve bertarafı (ya da yeniden kullanılması) aşamalarının tümünde ürün ve hizmetin çevresel ve sosyal etkilerinin analizi yapıldı ve bu etkilerin en aza indirilmesi için çalışmalar yürütülüyor mu?<br />
Bu sorulara cevabınız ‘evet’ ise bir sürdürülebilirlik stratejiniz olduğunu gönül rahatlığıyla savunabilirsiniz.</p>
<p><strong>4 Adımda Başarılı Sürdürülebilirlik Stratejisi Uygulaması</strong></p>
<p>Herhangi bir alanda strateji geliştirerek hayata geçirmek isteyen kurumlara aşağıdaki denenmiş yaklaşım önerilebilir, bu dört adımdan biri atılmadığında stratejinin başarıyla uygulanabilmesi de zorlaşacaktır. Neredeyiz? Kurumun her biriminde varolan sürdürülebilirlikle ilgili uygulamaları, paydaş beklentilerini, yerel ve küresel trendleri içeren bir durum değerlendirmesi ve önceliklendirme analizinin yapılması.<br />
Nerede olmak istiyoruz? Orta ve uzun vadede şirket için öncelikli olan sürdürülebilirlik konularında nerede ve hangi konumda olunmak istendiğine karar verilmesi.<br />
Oraya nasıl varırız? Öncelikli konulardaki risk ve fırsatları değerlendirmek için hedefler (Kilit Performans KriterleriKPI) ve hedefe ulaşmak için aksiyon planları belirleme; kurum içinde kapasite geliştirme ve çalışanların konuyu sahiplenmesini sağlama (kurum kültürüne entegrasyon).</p>
<p>Oraya vardığımızı nasıl anlarız? KPI’ların takibi için yönetim sistemleri kurma; takım, hedef ve süreçleri belirleme ve aksiyon planlarını uygulama; kaydedilen gelişmeyi kurum içinde ve dışında paydaşlarla paylaşma ve geribildirim toplama.<br />
Alice Harikalar Diyarında kitabının yazarı Lewis Carrol’un dediği gibi; “Nereye gittiğinizi bilmiyorsanız, herhangi bir yol sizi oraya götürür”. Bizce de, “Nereye gittiğinizi bilmiyorsanız, vardığınız noktanın da farkına varamazsınız”.</p>
<p><strong>“Sürdürülebilir Değer Çerçevesi” Modelinin Uygulanması</strong></p>
<p>Yukarıda bahsettiğimiz stratejik analiz modellerinden birine burada kısaca değinmek faydalı olabilir. Değerli akademisyen Stuart L. Hart’ın geliştirdiği “Sürdürülebilir Değer Çerçevesi”, sürdürülebilirliğin dört ana koldan uygulanabileceği bir çerçeve sunuyor. Bu modeli dört kadranda ele almak mümkün: Bugünün ticari faaliyetlerini yöneten ve gelecekteki fırsatları değerlendiren bir yatay eksene karşılık, kurum içi kapasiteyi geliştiren ve kurum dışı paydaşların katılımını sağlayan bir düşey eksenden oluşan bir model. Örneğin kurum içinde geleceğe yönelik sürdürülebilirlik stratejisi “Temiz Teknoloji”ye ağırlık vermek olabilir. Ya da kurum dışında, yani kurumun paydaşlarına ve bugüne yönelik strateji de “Ürün Sorumluluğu” olarak hayata geçebilir.</p>
<p>Şimdi bu modeli bir örnekle somutlamaya çalışalım. Grafik 2’de “Sürdürülebilirlik Değer Çerçevesi” modelinin bir perakende şirketi için ne anlama gelebileceğini görüyoruz. Bu örnekte de hem sosyal (örneğin, alım gücü düşük tüketicilere odaklı), hem de çevresel (örneğin et yerine geçebilecek ürünlerin satışına odaklı) unsurlara yönelik stratejilere yer verdik. Bugün ve yarın, kurum içi ve paydaşlar sabit kalmak üzere, her bir kadranda farklı öncelikli konulara yönelik bir strateji geliştirmek mümkün. Hatırlatmak gerekir ki, bu modeli başarıyla uygulamak için yukarıda bahsettiğimiz “Sürdürülebilirlik Stratejisi Temel Taşları”nı izlemek yine esas.</p>
<p><strong>Ekonomiyi Yeniden Keşfeden Stratejiler</strong></p>
<p>Peki dünyadaki mevcut sürdürülebilirlik stratejileri uygulamaları ne durumda? Bunları iki ana gruba ayırmak mümkün; ilk grupta alışılagelmiş üretim modellerini iyileştirmek amacıyla yapılan uygulamalar var, ki bu nitelikteki stratejileri uygulayan şirketler arasında Unilever, Marks &amp; Spencer, Sainsburry’s, WalMart ve IKEA gibi isimler öne çıkıyor. İkinci grup ise neredeyse varoluş nedeni sürdürülebilirlik olan şirketlerdir ki, bunlar çevresel ve sosyal sorunlara çözüm bulmak amacıyla kurulmuşlardır. Bunlara örnek olarak Patagonia ve The Body Shop gibi şirketleri örnek vermek mümkün.</p>
<p>Sürdürülebilirliğin şirketlerin stratejilerine neden ve nasıl entegre edilmesi gerektiği hakkındaki kitaplarıyla tanınan, ünlü konuşmacı Bob Willard da, günümüz şirketlerini ikiye ayırıyor ve birinci grubu, çıkış noktası sürdürülebilirlik olan şirketler olarak tanımlıyor. Bu şirketler bir yandan “başarılı bir ticari işletme” olurken, “daha iyi bir dünyaya katkıda bulunmak sonucuna ulaşmayı hedefliyorlar. Willard’a göre ikinci gruptaki şirketlerse, sürdürülebilirliği kurumlarına entegre etmiş şirketler. Bunlar ise “daha iyi bir dünyaya katkıda bulunmak” amacayla yola çıkmış ve “başarılı bir işletme” olarak bu amaçlarına ulaşmayı başarmış şirketler. Willard’ın yaklaşımıyla, günümüzde şirketler Grafik 3’teki örneklerde yer alan “ekonomiyi yeniden keşfeden stratejileri” hayata geçirebilirler.</p>
<p><strong>Dünyadan Başarılı Sürdürülebilirlik Stratejisi Örnekleri</strong></p>
<p><em><strong>Marks &amp; Spencer  Plan A “Çünkü Plan B Yok!”</strong></em></p>
<p>İngiltere merkezli perakendeci Marks &amp; Spencer 2007 yılında müşterilerinin sesine kulak vererek, Plan A adlı bir strateji geliştirdi. Bu ismin seçilmesinin ardında “Çünkü Plan B Yok!” anlayışı yer aldı. Şirket yaptığı işin gereği olarak kendisi ve paydaşları açısından en acil ve önemli çevresel, sosyal ve etik konular arasından beşini; iklim değişikliğiyle mücadele, atıkların azaltılması, sürdürülebilir hammadde kullanma (organik tarım, GDO’suz ürünler gibi), adil ticaret ve müşteri sağlığını öncelikli olarak belirledi.</p>
<p>Marks &amp; Spencer oldukça iddialı, zira kendi önüne dünyanın en sürdürülebilir perakendecisi olma hedefini koymuş. Şirket Plan A hedeflerini kamuoyuna websitesi ve farklı iletişim kanallarıyla duyuruyor ve öncelikli beş alanda müşterileri ve tedarikçileriyle işbirliği halinde yoğun şekilde çalışıyor. Örneğin müşteri sağlığı konusunda çıkış noktası şöyle: “Sağlıklı bir yaşam için sağlıklı beslenme kaçınılmazdır”. Şirket Plan A çerçevesinde, bu anlayışı desteklemek adına birçok taahhüt içine girmiş durumda. Bu kapsamda, tüm gıda ürünlerinde müşterilerin bilinçli seçimler yapabilmesi için özel bir etiketleme sistemi geliştirilmiş, ürün skalasında daha sağlıklı gıdaların oranı en az %30 olacak şekilde belirlenmiş ve kasa önündeki raflardan çocuklara hitap edecek şekerlemeler kaldırılmış.</p>
<p>Plan A adlı strateji kapsamında dört yıldır süren çalışmalar Marks and Spencer’ın müşterilerine, çalışanlarına, hissedarlarına, tedarikçilerine, faaliyet alanındaki yöre halkına ve doğaya somut ve gözle görülür faydalar sağlamış durumda. Verimlilikte artış ve yeni iş fırsatları yaratmak gibi faydaların yanı sıra Plan A, Şirket’in finansal performansına da katkıda bulunmuş, ki bunun 2011 Faaliyet Raporunda net 70 milyon Pound tutarında bir değer artışı olduğu ifade ediliyor. Ayrıca Şirket olumsuz piyasa koşullarına rağmen satışlarını %4,2 ve vergi öncesi kârını %12 oranında arttırmayı başarabilmiş.</p>
<p>Tüm bu ilerlemelere rağmen Marks&amp; Spencer’ın Plan A’dan sorumlu direktörü Richard Gillies kurum olarak sürdürülebilirlik yolculuğunun daha başında olduklarını ifade ediyor. Sürdürülebilirlik denince, müşterileri çevresel ve sosyal açıdan sorumlu veya sağlıklı ürünleri satın almaya motive edecek yeterli itici gücün eksikliği, çok sık dile getirilen bir karşı tezdir. Zira tüketicilerin çok küçük bir bölümü sürdürülebilir ürünler için daha fazla harcama yapmaya gönüllüdürler. Gillies bu tezi şöyle yanıtlıyor: “İş dünyasının müşterileri eğitme görevi vardır ve bunun yolu onlara sadece sürdürülebilir ürünler sunmaktan geçer. Bir süpermarketteki tüm ürünlerin hepsi bu nitelikte olsa artık seçim yapmak zorunda kalmayız.”</p>
<p>Marks &amp; Spencer örneğinde de gördüğümüz gibi Willard’ın önerdiği “ekonomiyi yeniden keşfeden stratejileri” hayata geçirmek kolay iş değil. Fakat geleceğe bugün yön verenler için Gillies’ın bir tavsiyesi var: “İş dünyası, yapılması gereken işlerin azameti karşısında bu konuda hareketsiz kalamaz. Sürdürülebilirlik tıpkı bir yolculuk gibidir ve tek yapmanız gereken ‘Dünya’mız için en doğru ve iyi olan neyse ona odaklanmaktır”.</p>
<p><em><strong>Sainsburry’s, “2020’ye kadar 20 Sürdürülebilirlik Planı”</strong></em></p>
<p>Marks &amp; Spencer Plan A ile iyi bir örnek sergilemiş olmalı ki, İngiltere perakendecilik sektörü liderlerinden Sainsburry’s de dört yıl sonra yani 2011’in sonlarında son derece iddialı bir sürdürülebilirlik stratejisini kamuoyuna duyurdu. Şirket “2020’ye kadar 20 Sürdürülebilirlik Planı” adını verdiği strateji sini, sosyal ve çevresel sorumluluğa olan bağlılığını artırmak için tasarlamış ana stratejisinin yeni temel taşı olarak tanımlıyor.</p>
<p>Sainsburry’s, gıda ve sağlık, çevreye saygı, satınalmada güvenilirlik, topluma katkı ve mükemmel işyeri olmak üzere beş temel konu belirlemiş ve 20 önemli taahhütte bulunmuş. Satınalmada güvenilirlik deyince aslında bahsedilen; müşterilere kaliteli ürünleri en makul fiyata sunarken çiftçiler, üreticiler, işçiler ve hatta etini sattıkları hayvanlar için daha iyi ve adil koşullar sunmak ve şirket değer zincirindeki faaliyetlerin doğa üzerindeki etkisini en aza indirmek.</p>
<p>Satınalmada güvenilirliği sağlamak için hedeflenen koşullardan biri de 2020 yılına kadar Sainsburry’s tedarikçilerinin Şirket’in sosyal ve çevre standartlarını en üst seviyede karşılar duruma gelmeleri. Bu amaçla yapılan çalışmalar arasında, tedarikçi firmaların çevresel ayak izlerini izlemek ve ölçmek için başlattıkları Tedarikçi Çevre Karnesi Sistemi de yer alıyor. Diğer taraftan Şirket değer zincirinde oluşan karbon ayak izini 2020 yılına kadar azaltmak için 20 bin tedarikçi, müteahhit ve çalışanı eğitmek üzere bir<br />
“Karbon Akademisi” de açmış.<br />
Bunlar çok iddialı ve ciddi yatırımlar isteyen hedefler.</p>
<p>Peki, neden Marks &amp; Spencer ve Sainsburry’s bu yatırımları yapıyor? Sebep çok açık. Bu yoğun çabaların özünde finansal performansı sürdürülebilir kılmak yatıyor. Zira doğal kaynakların azaldığı bir dönemde dünya nüfusu öyle hızla artıyor ki, bu durum küresel gıda sistemi üzerinde artan bir baskı oluşturuyor. İklim değişikliği, su kıtlığı ve sürdürülemez tarım uygulamaları dünyadaki gıda üretme kapasitesini tehdit ediyor. Sonuçta tüm gıda üretiminin bağımlı olduğu toprağı daha verimli hale getirmenin ve biyoçeşitliliği korumanın yollarını bulmak zorundayız. Dolayısıyla aslında perakendeciler bu ortamda kendi varlıklarını devam ettirebilmek için, sürdürülebilir gıda üretimini temin edebilecek bir tedarik zincirini oluşturmak zorundalar.</p>
<p><em><strong>Unilever’in “Sürdürülebilir Yaşam Planı”</strong></em></p>
<p>Gıda sektöründe iddialı bir strateji örneği ise, Unilever’in Kasım 2010’da açıkladığı “Sürdürülebilir Yaşam Planı”. Sürdürülebilir Yaşam Planı bir yandan içinde bulunduğumuz gezegene saygı gösterirken diğer yandan herkesin keyifli ve iyi bir yaşam sürmesine yardımcı olmayı hedefliyor.<br />
Şirket 2020 yılına kadar kendisine üç büyük hedef koymuş: Ürünlerinin üretimi ve kullanımından kaynaklanan çevresel ayak izini yarı yarıya azaltmak. Dünyada 1 milyardan fazla insanın sağlık ve esenliklerini geliştirmek üzere harekete geçmelerine yardım etmek. Ve son olarak, ürünlerinin neredeyse yarısında kullanılan tarımsal hammaddelerin %100’ünü sürdürülebilir kaynaklardan elde etmek. Bu üç ana hedef 50 somut ara hedeften oluşuyor.</p>
<p>Unilever’in CEO’su Paul Polman’ın deyişiyle “S ü r d ü r ü l e b i l i r Yaşam Planı, sadece Şirket’in iş stratejisinin m e r k e z i n d e yer almakla kalmıyor, yeni bir iş modeli de sunuyor”. Plan bir yandan Şirket’in iş hacmini iki kat büyütmeyi, diğer taraftan, değer zinciri boyunca oluşan çevresel ayak izini azaltmayı, insanların sağlık ve esenliğini geliştirmeyi ve geçim düzeyini iyileştirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Perakende sektöründen verdiğimiz örneklerde de bahsettiğimiz gibi Unilever de tüketicileri ‘Sürdürülebilir Yaşam Planı’na dahil etmeye çalışıyor. Şirket yaptığı araştırmalarda şunu saptamış: Tüketiciler satın aldıkları ürünlerin etik ve sürdürülebilir şekilde üretilmesini ve hem kendileri hem başkaları için iyi olan markaları seçmeyi istiyorlar. Fakat çevresel, sosyal ve etik sorunların büyüklüğü karşısında birey olarak tek başlarına fark yaratabilecek güçte olmadıklarını düşünüyorlar. Unilever, insanların, marka seçimleriyle dünya genelinde tüm tüketiciler birleşince büyük bir fark yaratabileceklerini anlamalarına yardım etmeyi önüne hedef olarak koymuş.</p>
<p><em><strong>Patagonia’nın Varoluş Sebebi</strong></em></p>
<p>“Varoluş sebebimiz, en iyi ürünleri üretmek, hiçbir şekilde çevremize gereksiz zarar vermemek, çevre krizine çözümler üretmeyi özendirmek ve bunları uygulamak amacıyla ticareti bir araç olarak kullanmaktır” yazıyor Patagonia’nın Misyon tanımlamasında.</p>
<p>Patagonia dağcılık, kayak, sörf gibi doğa sporlarında kullanılmak üzere geliştirilmiş kıyafetler üreten, oldukça özel bir marka. Şirket bir grup sporcu tarafından do ğa sevgisi, kalite tutkusu ve dünyada bir fark yaratma arzusu gibi değerler üzerine kurulmuş. Patagonia’nın doğa sevgisi o kadar güçlü ki, üretim sırasında kullandığı aydınlatmadan tutun da ürünlerin boyanmasına kadar tüm iş süreçlerinin birer yan ürünü olarak çevresel kirlilik yarattığını açıkça kabul ediyor. Şirket, çevreye verdiği zararı azaltmak için devamlı çaba içersinde. İşte bu temel değerler Patagonia’nın otuz yıldan uzun süredir piyasada varlığını sürdürmesine ve başarısını devamlı güçlendirmesine sebep oluyor.<br />
Bizce Patagonia’yı özel kılansa, iş modelini ilk günden beri “çevresel sürdürülebilirlik” felsefesi üzerine kurmuş olması ve bunu finansal değere dönüştürebilmeyi başarması…</p>
<p><strong>Ya Bizim Şirketlerimiz!</strong></p>
<p>Yukarıdaki örnekler de gösteriyor ki, artık ticaret oyununun adı sadece sermayedarın kârını maksimize etmek değil, “müşteri, toplum, doğa, yatırımcı, tedarikçi, kreditör, kısacası değer zincirindeki tüm halkaların beklenti ve ihtiyaçlarına bir denge içerisinde ve sorumluluk anlayışıyla cevap vermek”. Bu yeni paradigmayı kucaklayan şirketler harekete geçtiler. Willard’ın önerdiği “ekonomiyi yeniden keşfeden stratejileri hayata geçiren” bu şirketlerle rekabette olan diğerleri de onları takip etmek durumundalar.<br />
Ülkemizde de özellikle “küresel ticarette ben de varım!” diyen veya “sektör liderliğini korumak isteyen” şirketler, sürdürülebilirlik kavramını artık lugatlarına aldılar. Bu alanda çeşitli projeleri hayata geçiren, performanslarını kamuoyuna raporlayan ve hatta hedefler koyan Türk şirketlerinin sayısı da hızla artıyor.<br />
Türkiye iş dünyasının da bu konuyu stratejik bir öncelik olarak gündemine aldığının en belirgin göstergesi, TÜSİAD’ın sürdürülebilirliği önümüzdeki dönemin temel belirleyicisi ve öncelik alanı olarak tespit etmesi oldu. TÜSİAD 40. yıl faaliyetleri kapsamında hazırladığı ve önümüzdeki 40 yıl için bir yol haritası niteliğindeki “Vizyon 2050 Türkiye” raporunda, ülkemiz için; İnsani Kalkınma, Şehirleşme, Kentsel Ulaştırma, Enerji ve Tüketim Alışkanlıkları ve Üretimde Enerji ve Kaynak Verimliliği konularını öncelikli olarak tespit etti. Bu raporla amaçlanan, sürdürülebilir kalkınma vizyonu için bir yol haritasını tartışmaya açmak ve atılması gereken adımları belirlemek. Hükümetlere, tüketicilere ve şirketlere düşen sorumlulukları iyi anlamak ve bunları hayata geçirmek ise bir sonraki adım.</p>
<p>Sürdürülebilirliği içselleştirme yolunda önemli adımlar atan şirketler arasında Akbank, Arçelik, Bilim İlaç, Eczacıbaşı ve Çimsa gibi yerli şirketlerin yanı sıra Coca Cola İçecek, Vodafone ve Unilever gibi global şirketler bulunuyor. Bu şirketlerin sürdürülebilir olma girişimlerini yayınladıkları sürdürülebilirlik raporlarından da takip edebiliyoruz. Bu olumlu gelişmeleri pek çok paydaş gibi biz de takdir ediyoruz. Diğer taraftan bu dosyanın başında değindiğimiz “Türk İş Dünyası’nda Sürdürülebilirlik Uygulamaları Değerlendirme Raporu” başlıklı araştırma sonucunun önerdiği ve dünyadaki iyi örneklerde gördüğümüz gibi kapsamlı, somut, izlenebilir ve ölçülebilir taahhüt ve hedeflere henüz ülkemizde rastlayamıyoruz. İnovasyon ve vizyonerlikte öncü özel sektörümüzün bu alanda da emin adımlarla ve hızla yol almasını umuyoruz.<br />
Önümüzdeki yıllarda sürdürülebilirlik yönetimini, küresel ve yerel rekabeti, kurumsal itibarı ve finansal performansı etkileyen önemli bir zorunluluk olarak algılayan ve yöneten şirketlerimizin bu işten kazançlı çıkacaklarına hiç kuşku yok. Sürdürülebilirlik, kurumsal stratejilere entegre edilip sadece bir proje konusu olmaktan çıktığında ise sürdürülebilir iş modelinden, toplumdan ve dünyadan bahsetmek mümkün olabilecek. Geç kalmış sayılmayız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ekoiq.com/turkiyeli-sirketlerin-surdurulebilirlik-stratejileri-var-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Termit, Yalıçapkını ve Diğerleri… BİYOMİMİKRİ</title>
		<link>http://ekoiq.com/termit-yalicapkini-ve-digerleri%e2%80%a6-biyomimikri/</link>
		<comments>http://ekoiq.com/termit-yalicapkini-ve-digerleri%e2%80%a6-biyomimikri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Feb 2012 13:42:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[baykuş]]></category>
		<category><![CDATA[Biyomimikri]]></category>
		<category><![CDATA[mercan]]></category>
		<category><![CDATA[termit]]></category>
		<category><![CDATA[Yalıçapkını]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ekoiq.com/?p=1737</guid>
		<description><![CDATA[Tasarım, mühendislik, mimari, inşaat, yönetim stratejileri, Ar&#38;Ge, inovasyon vb. birçok alanda her geçen gün giderek popüleritesi artan bir bilimsel yaklaşım]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ekoiq.com/termit-yalicapkini-ve-digerleri%e2%80%a6-biyomimikri/www-richard-seaman-com/" rel="attachment wp-att-1738"><img class="size-medium wp-image-1738 aligncenter" src="http://ekoiq.com/wp-content/uploads/2012/02/yalicapkini1-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p><strong>Tasarım, mühendislik, mimari, inşaat, yönetim stratejileri, Ar&amp;Ge, inovasyon vb. birçok alanda her geçen gün giderek popüleritesi artan bir bilimsel yaklaşım olan biyomimikri sayesinde birçok problemimize sürdürülebilir yanıtlar bulabilir miyiz? Bunun için, yalıçapkını, baykuş, termit ve mercan resiflerine bakmak yeterli gibi…  </strong></p>
<p><strong>Yazı: Zeynep YURTKURAN</strong></p>
<p>İnsanoğlu doğanın bir parçası ama aynı zamanda doğaya hükmetme, kendi kurduğu tökezleyen sistemini devam ettirme çabasında. Biyomimikri; yani doğayı taklit etme sanatı, işte tam bu noktada imdada yetişiyor. İyi inceleyebildiğinizde, doğadaki canlıların 3,8 milyar yıllık bilgelikle, dünyamızın fiziksel ve kimyasal kurallarına yönelik geliştirdikleri yaşamsal stratejilerine mükemmel çözümler geliştirdiklerini görebilirsiniz. Eğer şu an en ciddi problemler olarak karşımıza çıkan; aşırı seragazı salımlarına neden olan yaşam tarzımız, atık çöplüğüne döndürdüğümüz okyanuslar, bulaşıcı hastalıklar ve obezite gibi aslında insanın kendisinin yarattığı sorunlara çözümler üretmek istiyorsak, ilk yapmamız gereken pencereden dışarı bakmak. Doğayı gözlemlemek ve canlıların var olduklarından beri süregelen yaşamsal öğretilerini iyi gözlemlemek bize birçok sorunun cevabını sunuyor. Tasarım, mühendislik, mimari, inşaat, yönetim stratejileri, Ar&amp;Ge, inovasyon vb. birçok alanda popülaritesi her geçen gün giderek artan bilimsel bir yaklaşım olarak karşımıza çıkan biyomimikri sayesinde birçok problemimize sürdürülebilir yanıtlar bulabileceğimiz her geçen gün artan başarılı örneklerle destekleniyor.</p>
<p>Yunanca’da “bios” (hayat, yaşam) ve “mimesis” (taklit) anlamına gelen kelimelerin birleştirilmesiyle anlam kazanan Biyomimikri (Türkçe’ye Biyomimetik olarak da çevirenler var) kavramı ilk olarak Amerikalı mühendis Otto Schmitt tarafından literatüre kazandırıldı. 1950 yılı öncesinde mühendisliğin birçok alanında farklı seviyelerde kullanılan biyomimikri yaklaşımının en güzel tarihi örneklerinden birisi de hiç kuşkusuz ilk uçak tasarımları. Leonardo da Vinci’nin kuşların anatomisini ve uçuşlarını inceleyerek insanları uçurma isteği sonucu yaptığı teknik çizimler ve araştırmalar, onun ardından gelen Wright Kardeşler’e de ilham kaynağı oldu. Güvercinlerin uçuşlarıyla ilgili detaylı araştırmalarıyla Leonardo’nun çizimlerini geliştiren Wrigth kardeşler ilk uçağı 1903’te tamamlayarak, uçurdular.</p>
<p>Biyomimikri kelimesi ve kavramı, 1997 yılında Janine M. Benyus tarafından yazılan “Biomimicry: Innovation Inspired by Nature” (Biyomimikri: Doğadan Esinlenen İnovasyon) kitabıyla daha da yaygınlaştı ve tanınmaya başladı. Benyus’un tanımladığı gibi; doğa, insanoğlunun fiziksel olarak yapamayıp aklını kullanarak yapmaya çalıştığı; uçmak, okyanusların en derinlerinde ya da en yüksek zirvede yaşamak, mucize materyaller oluşturmak, karanlıkta ışık saçmak, güneş enerjisini yaşamsal enerjiye dönüştürmek ve düşünebilen beyni yaratmak gibi oldukça zor işleri en iyi şekilde yapabiliyor. Benyus’un kitabında bu konu ile ilgili çok güzel ve uygulanmış örnekler mevcut. İşte onlardan birkaç tanesi&#8230;</p>
<p><strong>Termitlerin Evlerine Bak!</strong></p>
<p>Her sene giderek daha da sıcak geçen yaz aylarında genellikle çözüm olarak gidip klima taktırmayı tercih ediyor olabilirsiniz. Çevreci yanınızdan dolayı enerji verimli ve ekonomik olsun diye mümkünse A sınıfı olanlardan hatta değil mi? Aslında bu yaklaşımlarımız kesin bir çözümün ötesinde günü kurtarma eylemi. Size dünyadan sürdürülebilir güzel örneklerden biri olarak sıcak bir iklime sahip Zimbabwe’de yapılan The Eastgate Centre binasının mimarisinden bahsetmek istiyoruz. Termitlerin 1,6-40°C arasındaki hava sıcaklıklarında sabit ısısını koruyabilen evlerindeki doğal havalandırma sistemine benzer şekilde tasarlanan binanın inşaat malzemeleri, duvar kalınlıkları, baca özelliğinde pencereler ve açık renkli duvar boyaları ile ışığı yansıtma gibi temel fiziksel prensiplere dayanılarak yapıldı. The Eastgate Centre binasının havalandırması dışarıdaki havanın çok sıcak ya da soğuk olmasından bağımsız olarak, zeminden en tepedeki baca sistemine doğru sürekli bir hava akışı olacak şekilde sağlanıyor. Hava sürekli olarak fanlar yardımıyla dışarıdan birinci kata çekiliyor, daha sonra iki bina arasında omurga gibi oturtulan dikey borulara iletilerek her kattaki tavandan bayat havayı alıp temiz havayı içeri göndererek en tepedeki bacaya kadar ilerliyor.<br />
Bu teknoloji sayesinde Eastgate Center binası kendi boyutundaki diğer binalara oranla yüzde 10 enerji tasarrufu sağlıyor ve sahiplerine sadece klima sistemi taktırmadıkları için 3,5 milyon Dolar kazandırıyor. Bu nedenle diğer binalara oranla yüzde 20 daha indirimli kiralık ofisler de bulmak mümkün.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ekoiq.com/termit-yalicapkini-ve-digerleri%e2%80%a6-biyomimikri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gazze&#8217;nin &#8220;M&#8221;leri</title>
		<link>http://ekoiq.com/gazzenin-mleri/</link>
		<comments>http://ekoiq.com/gazzenin-mleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Feb 2012 13:04:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[a Metro in Gaza]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Gazze]]></category>
		<category><![CDATA[metro]]></category>
		<category><![CDATA[Mohammed Abusal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ekoiq.com/?p=1730</guid>
		<description><![CDATA[Gazze, yalnızca İsrail’in açtığı savaş ve bir süredir uygulanan ambargodan çekmiyor. Şehir aynı zamanda hava kirliliği ve nüfus yoğunluğunun da]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ekoiq.com/gazzenin-mleri/gazze/" rel="attachment wp-att-1731"><img class="size-medium wp-image-1731 aligncenter" src="http://ekoiq.com/wp-content/uploads/2012/02/gazze-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a></p>
<p>Gazze, yalnızca İsrail’in açtığı savaş ve bir süredir uygulanan ambargodan çekmiyor. Şehir aynı zamanda hava kirliliği ve nüfus yoğunluğunun da en çok vurduğu coğrafyalardan biri. Buna karşın şehrin belli başlı bazı bölgelerinde yükselen “M” tabelaları da yer altından doğan bir güneş gibi şehre umut ışığı olmuş durumda. Tahmin edebileceğiniz gibi, bu “M” harfi, metroyu yani ulaşım sektörünün en büyük nimetlerinden birini simgeliyor. Şehre hali hazırda bir yeraltı metrosu hattı inşa edilmiş değil. Hareketlenmenin nedeni Filistinli sanatçı Mohammed Abusal’ın bir projesi. Abusal projeyle ilgili şunları söylüyor: Bu, reel değil görsel bir çözüm. Çünkü ben mühendis değilim ya da hükümet için çalışmıyorum. Bu bir rüya, bir idea. Ben onu ortaya attım, insanlar da yer metro yapılırsa, çok başka bir hayatları olacağını düşünmeye başladılar.”<br />
Abusal’ın yeşerttiği fikrin önünde yasal engeller var. Öncelikle bölgeye yapı malzemesi sokmak yasak. Ama bu projenin önemi, metroyu insanların kafasında normalleştiriyor olması. Umarız şu anda sadece bir fikirden ibaret olan proje “hayalken gerçek olur”. Zira proje Gazze şehrinin hava kirliliği ve ulaşım sıkıntılarını da büyük ölçüde çözebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ekoiq.com/gazzenin-mleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

