Taraf Olmak mı, Olmamak mı?

Bu Haberi Paylaşın:

Türkiye’nin Paris Anlaşması’na taraf olması/olmaması hususu ile Türkiye’nin iklim müzakerelerinde etkin rol alması için atılması gereken adımların değerlendirilmesi amacıyla 20-21 Ocak tarihlerinde Antalya’da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı ve İklim Değişikliği Başmüzakerecisi Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar başkanlığında bir istişare toplantısı düzenlendi.

2015’te Paris’te gerçekleştirilen konferansta 195 ülkenin oybirliği ile kabul edilen Paris Anlaşması, küresel iklim değişikliği ile mücadelede dönüm noktası olarak görülüyor. Bugüne kadar Paris Anlaşması’na, 196 ülkeden 194’ü imza attı, 127’si ise taraf oldu. Gerekli şartlar sağlandığı için Paris Anlaşması 4 Kasım 2016 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye, Paris Anlaşması’na 22 Nisan 2016’da imza atsa da henüz taraf olmadı. Taraf olmadığı sürece de 2030 yılına kadar sürecek olan Paris Anlaşması ile ilgili esas ve usullerin belirlenmesi müzakerelerinde söz sahibi olamayacak. Ancak Türkiye Paris Anlaşması’na ilişkin olarak ulusal katkısını (INDC) 30 Eylül 2015 tarihinde sundu. Buna göre Türkiye 2030 yılına kadar seragazı emisyonlarını % 21 oranında artıştan azaltmayı taahhüt etti. Prof. Dr. Birpınar, toplantıda, bundan sonraki dönemde özellikle özel sektör, akademi ve sivil toplumdan daha geniş bir katılımla benzer nitelikte toplantıların düzenlenmesine devam edileceğini belirtti. Bu kapsamda, Mayıs ayında Bonn’da gerçekleştirilecek iklim müzakereleri öncesinde Şubat, Mart ve Nisan ayları sonunda yapılması planlanan toplantılarda iklim değişikliği ile mücadele bağlamında başka konu başlıklarının, ilk olarak İklim Değişikliği ve Hava Yönetimi Koordinasyon Kurulu’nun yeniden yapılandırılması konusunun istişare edileceği de ifade edildi.

Türkiye Rolünü Nasıl Güçlendirir?

Toplantıda Türkiye’nin müzakerelerdeki rolünün güçlendirilmesi konusunda ortaya konan başlıkları şu şekilde özetlemek mümkün:

  • Türkiye’nin müzakerelerdeki rolünün güçlendirilmesi öncelikle Paris Anlaşması’na taraf olmasından geçiyor. Taraf olunmayan bir anlaşma üzerine kurulacak olan iklim rejiminin müzakerelerinde etkin rol almak mümkün değildir.
  • Devletimiz açısından bu noktadaki önemli konu Türkiye’nin uluslararası konumuna ilişkin. 1992 yılında Rio’da iklim rejimi ilk kez şekillendiğinde Türkiye gelişmiş ülkeler arasında yer aldı. Bu nedenle de gelişmekte olan ülkelere maddi ve teknolojik yardım sağlamak da dahil olmak üzere pek çok sorumluluk üstlenmesi beklenebilir. Ülkemiz özellikle iklim açısından son derece kırılgan bir bölgede yer aldığından çevre ülkelere iklim değişikliği konusunda yol gösterici bir rol oynayabilir.
  • Başmüzakereciyi desteklemek amacıyla kamu, özel sektör, üniversite veya STK’lardan başmüzakereci yardımcıları atanabilir. Müzakerelerde, azaltım, uyum, finans, teknoloji, kapasite geliştirme, hukuki süreçler gibi müzakere başlıklarını takip edecek ekipler oluşturulabilir.
  • Türkiye’nin müzakerelerdeki “yalnız ülke” konumunun değiştirilmesine yönelik alternatif yöntemler de mevcut. Türkiye iklim değişikliği konusunda vereceği doğru mesajlarla uluslararası sivil toplumun ve en az gelişmiş ülkelerin desteğini alabilir.
  • Uluslararası iklim ve çevre müzakerelerinde, özel sektör, akademi ve sivil toplumun da Türkiye heyetine katılımı ve katkısı sağlanmalıdır. Özellikle uluslararası hukuk konusunda deneyimli akademisyenlerin ve uzmanların müzakere heyetlerine katılımı sürekli hale getirilmelidir.
  • Türkiye’nin uluslararası çevre ve iklim platformlarında görünürlüğünün artırılması için Türkiye’de uluslararası konferans, panel vs. düzenleme imkanları araştırılmalıdır. Bu çerçevede, Türkiye’nin yenilenebilir enerji fuarlarına ev sahipliği yapması sağlanmalıdır.
  • Türkiye için sürdürülebilir kalkınma hedefleri, iklim değişikliği ve yeşil ekonomiyi kapsayan bütünleşik strateji hazırlanmalı ve bunun içinde yönetişim ve iletişim konusuna yer verilerek kamu ile özel sektör, akademi ve sivil toplum arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağına dair ilkeler belirlenmelidir.
  • Türkiye’nin uluslararası kuruluşlarda daimi olarak temsil edilmesi sağlanmalı, toplantılara katılımda süreklilik tesis edilmelidir.
  • Kapasite geliştirme ve altyapının oluşturulması için insan kaynağı ve bilim üretilmesi amacıyla Yüksek Öğretim Kurumu’na bağlı bir araştırma enstitüsü kurulmalı ve mevcut iklim değişikliği merkezleri desteklenmelidir.
  • Türkiye’de kamuoyunun duyarlılığının ve farkındalığının artırılmasına yönelik çalışmalara ivme kazandırılmalı, yapılan çalışmalar kamuoyu ile paylaşılmalıdır.

Türkiye için sürdürülebilir kalkınma hedefleri, iklim değişikliği ve yeşil ekonomiyi kapsayan bütünleşik strateji hazırlanmalı ve bunun içinde yönetişim ve iletişim konusuna yer verilerek kamu ile özel sektör, akademi ve sivil toplum ilişkisinin nasıl kurulacağına dair ilkeler belirlenmelidir.

Nasıl Bir Kalkınma?

Türkiye açısından Paris Anlaşması’nın değerlendirilmesine bakacak olursak:

  • Çevre politikaları değerlendirildiğinde sürdürülebilir kalkınmanın ulusal çıkarları zedelediği argümanı 1970’lerde kaldı. Günümüzde sürdürülebilir kalkınma ile birlikte ekolojik modernizasyon hesaba katıldığında ulusal çıkarların zarar görmesi anlamında bir kayıptan söz etmek mümkün değildir.
  • Türkiye kalkınmada fosil yakıtlara dayalı bir politika bağımlılığı yaklaşımından kurtulmalı; enerji verimliliğini ve yenilenebilir enerjiyi kalkınmanın motoru haline getirmelidir. Ekonomik çeşitliliği sağlamak için uluslararası müzakerelere ve politika geliştirme süreçlerine geleneksel sektörlerin yanında enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji gibi yeni gelişen sektörlerin de katılım sağlaması gereklidir.
  • Paris Anlaşması’na taraf olunması durumunda özel sektörün nasıl etkileneceği konusunda farklı yaklaşımlar var:
  • Mevcut altyapı ile ihracat ürünlerine karbon sınırı, ürün etiketlemeleri, enerji verimliliği standartları gibi birtakım kriterler getirilmesi durumunda özel sektörün uluslararası rekabet edebilirliği olumsuz etkilenebilir. Bu nedenle, uygulama maliyeti yüksek olan firmalar için yasal düzenlemeler ile esneklikler sağlanmalıdır.
  • Paris Anlaşması’na taraf olmak uluslararası finans desteğine erişimde önemli bir kriter olacaktır. Taraf olmama halinde finans kaynaklarından yararlanma imkanı tamamen ortadan kalkacak; ayrıca Türkiye’nin sürdürülebilir rekabet avantajını kaybetmesine sebep olarak uluslararası fonlara erişim maliyetini artıracaktır.
  • Türkiye’nin net bir iklim politikasının olmaması özel sektörü de gelecek planlaması konusunda belirsizliğe düşürüyor ve uluslararası ölçekte yalnızlaştırıyor.
  • Özel sektör, anlaşma hükümlerinin uygulanması maliyetini karşılamakta zorlanabilir. Bununla birlikte, Paris Anlaşması’na taraf olmak veya olmamak uluslararası finans ve teknoloji desteklerine erişimi garanti etmeyeceğinden Türkiye’yi proaktif bir şekilde uluslararası finans ve teknoloji destekleri için cazip hale getirecek politikalar geliştirmeli ve uygulamalıdır.
  • Paris Anlaşması’na katılmanın sürdürülebilir kalkınma ile ilişkili olarak istihdam, yeni iş alanlarının yaratılması, enerji tasarrufu ve sağlık harcamalarının azaltılması gibi yan faydaları vardır.
  • Türkiye’nin ulusal katkısı, ülkemizin iklim değişikliğinden etkilenebilirliği yüksek olduğu için uyumu içerecek şekilde revize edilmelidir. Mülteci sorunu iklim ile ilişkilendirilerek destek talep edilebilir. Kayıp- zarar konusu mülteciler bağlamında ele alınarak müzakerelerde ülke pozisyonu oluşturulabilir. Türkiye kayıp-zarar müzakerelerini şekillendiren ülkelerden biri olabilir. Türkiye uyum konusunda bir bölgesel merkez işlevi görebilir.

Sonuç Olarak

Türkiye’nin iklim müzakerelerindeki rolünün güçlendirilmesinin şart olduğu konusunda ortak bir kanaat mevcut. Önümüzdeki dönemde iklim rejimi büyük ölçüde Paris Anlaşması esas alınarak belirleneceği için Türkiye’nin rolünün güçlendirilmesinin ilk ve en önemli aracı Paris Anlaşması’na taraf olmaktır. Aksi halde müzakerelerde etkin bir rol almak teorik ve pratik olarak mümkün değildir.

NOT: Bu yazı sözü geçen toplantının sonuç notları kullanılarak hazırlanmıştır.

  • Bu yazıyı paylaşın
  • Facebook
  • Twitter
  • Delicious
  • Digg