Esas Tehlike Küresel Isınma
Petrol üretimindeki azalıştan daha önemli olan sorunsa küresel ısınma­nın olumsuz etkileri. Uluslararası Enerji Ajansı dahi “enerji politikala­rında cesur önlemler alınmadığı tak­dirde, dünyanın güvenli ve etkili ol­mayan, yüksek karbon içeren enerji ile kendi geleceğini kilitleyeceği” yorumunu yapıyor. Yeni enerji poli­tikalarını hayata geçirmek için hâlâ zaman bulunduğu ancak fırsatların giderek azaldığı uyarısında bulunan Kurum, dünyanın güvenli olmayan ve çevre faktörü gözetmeyen, sür­dürülebilir olmayan enerji kullanı­mına artık daha fazla güvenemeye­ceğini belirtiliyor. Çarpıcı bir diğer tahminse şu: Gelecek 25 yıldaki karbon salımı miktarı son 110 yıla denk gelecek ve bu hava sıcaklığın­da 3,5 derece artışa yol açabilecek.
Hem petrolün tükenmesi hem de yol açtığı iklim değişikliği faciası böyle devam ettiği takdirde gelecek kuşaklar için oldukça tekinsiz bir dünya bıraktığımız gerçeğine işaret ediyor. İklim değişikliği, enerji ve­rimliliği ve petrol ithalatı verilerinin sürekli olumsuz geldiğine dikkat çe­ken Birol, “Yenilenebilir enerji kay­nakları için sağlanan sübvansiyonla­rın toplam değeri 66 milyar dolar. Bu teşviklerin 38 milyar doları AB kaynaklı. Önümüzdeki dönemde özellikle AB bölgesinde ekonomik durgunluğun devam etmesi halin­de bu sübvansiyonların azaltılması gündeme gelecek” diyor. Sübvan­siyonların hükümetlerce kesilmesi durumunda henüz tam anlamıyla gelişememiş durumdaki yenilene­bilir enerji sektörünün sıkıntılar yaşayacağına dikkat çeken Birol, güncel durumda dünya enerji politi­kalarının küresel ısınmanın 6 dere­ce artış senaryosunu desteklediğini ve bunun tam anlamıyla bir felaket senaryosu olduğunu söylüyor. “He­deflenen 2 derece artış senaryosuna ulaşılması için ülkeler tarafından bir an önce Kyoto Anlaşması sonrası bir iklim rejimi belirlenerek taah­hütler sağlanmalı. Ancak, maalesef ülkeler kendi çıkarını ve ekonomik gelişimini düşünerek bu taahhütleri vermekten kaçınıyor.”
 
Yenilenebilir enerji için AB ül­kelerinin sübvansiyonları kesme ihtimaline karşılık birçok ülkede halen petrole sübvansiyon sağlanı­yor. Fiyatların bu sayede aşağıda tutuluyor olması dünyanın gelece­ği açısından ayrı bir tehdit unsuru. “Malezya, Hindistan, Meksika ve Çin gibi ülkelerde petrol fiyatlarının sübvanse edilmesi nedeniyle petrol kullanımındaki artış çok büyük bo­yutlarda. Yılda 650 milyar doların üzerinde petrol kullanımı için sağ­lanan sübvansiyonun, yüzde 50’si yenilenebilir enerji için harcansa dünyada iklim problemi başta ol­mak üzere, su, gıda ve güvenlik gibi temel sorunlara ciddi çözümler ge­tirmek mümkün” diyor Okumuş.
2005’ten itibaren dünya günlük ham petrol üretiminin hemen he­men yatay bir seyir izlediğini be­lirten enerji analisti Dr. Sohbet Karbuz ise petrol tepe noktasına önümüzdeki birkaç yıl içinde ula­şılacağını ve kolay bulunabilen, çı­karılması kolay ve ucuz ham petrol döneminin biteceğini düşünüyor: “Petrol ekonomisinin geleceğinin tehlikede olduğu ihtimalinin sürekli olarak göz ardı edilmesi gerek ülke ekonomileri, gerekse dünya ekono­misi ve hatta insanoğlu için çok cid­di sonuçlara yol açacak.”
Okumuş’a göre petrol tepe noktası ile petrol üretiminin azalması ve do­layısıyla petrol fiyatlarının artması, ekonominin her alanını etkileyecek, üretim ve tüketim biçimlerinin de­ğiştirilmesi gerekliliğini ortaya çıka­racak: “Örneğin, Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2009 verilerine göre, Türkiye’deki elektrik üretiminin yüzde 80’i, ısıtma ve soğutmanın ise tamamı fosil bazlı yakıtlardan sağla­nıyor. Türkiye elektrik piyasası yılda yüzde 6’lık büyümeyle Avrupa’da en hızlı büyüyen piyasa ve kişi ba­şına düşen enerji talebinin nüfusun artmasıyla 2020’de iki katına çıkma­sı bekleniyor. Artan enerji talebiy­le petrol fiyatları artışının mevcut yaşam biçimine getireceği yük ve petrole dayalı bir ekonomik mode­lin sürdürülebilir olmadığı aşikâr. Enerji kullanımında farkındalığın ve enerji verimliliğinin artırılması, yenilenebilir enerji kaynakları ala­nında yatırımlar yapılması, mevcut ekonomik düzenin düşük karbon ekonomisine evrilmesi için gereken yapısal değişimlerin gerçekleştiril­mesi gerektiği ortaya çıkıyor.”
Gelinen noktada insanoğlu mev­cut alışkanlıklarıyla yok oluşa ve krizlere gitmekle yeni ve sürdürü­lebilir bir dünya yaratmak arasında tercihte bulunmak zorunda. Ama olumsuz tablo kendi içinde iyimser­liğin dinamiklerini de barındırıyor. “Çöküş Süreci: Ekonomi, Enerji ve Çevremizin Sürdürülemez Ge­leceği” adlı kitabın yazarı Chris Martenson, değişimin olumlu yönlendirebileceğini düşünenler­den. “Dev değişimler bizi bekliyor. Önümüzdeki 20 yıl geçmiş 20 yıl­dan tamamen farklı olacak” diyen Martenson, değişimin kapsamının temel sosyal kurumların adaptas­yon yeteneğini alt edecek boyutta olduğuna inanmıyor: “Kendimize daha iyi bir gelecek inşa etmek için gereken teknoloji ve kavrayış­tan yoksun olduğumuza inanmıyo­rum.” Martenson, ekonomi, enerji ve çevre başlıkları altında topladığı tehlikeleri şöyle kategorize ediyor: “Ekonomide giderek katlanan para arzı ve kullanımı, kredi balonuyla patlak veren küresel kriz, yaşla­nan nüfus, yetersiz tasarruf. Enerji konusunda petrol tepe noktasının doğurduğu enerji krizleri tehlikesi ve çevre konusunda ise azalan kay­naklar ve biyosistemdeki tahribatın kritik sonuçları.”
Martenson bu üç problemle daha önce bu seviyelerde karşılaşılmadığını ve iç içe olan bu problemlerin bir arada düşünülme­si gerektiğini savunuyor.

“Kentsel Dönüşüm Yeşil Binaları Hızlandıracak”

Önceki Haber

Türkiye'nin İlk Yeşil Kamu Binası Geliyor

Sonraki Haber

Diğer Haberler