Yeni Dönüşüm Çağı
O halde bu gidişata nasıl dur dene­bilir? Petrole bağımlı olmayan bir ekonomi ve yaşam biçimi yaratmak ütopik görünse de kaçınılmaz. Pet­rol sonrası dünya için yeni bir ya­şam biçimi tasavvur eden farklı sivil inisiyatifler bu konuda yol göstere­bilir. Analist Karbuz da bu görüşü destekliyor: “Petrol üretim zirve­sinin getireceği kaostan mümkün olduğu kadar az etkilenmeyi hedef­leyen bazı gruplar yaşam biçimleri­ni şimdiden değiştirmeye başladılar bile.
Bu grupların amacı ekolojik, biyolojik, gerektiğinde kendi para birimi bile olan küçük topluluklar kurarak petrole bağımlı olmayan yeni bir hayat biçimi geliştirmek ve uygulamak.”
Ekolojik dizayn kültüründen gelen ve kalıcı tarım (permakültür) ders­leri veren Rob Hopkins’in öncülü­ğünü üstlendiği Transition (Dönü­şüm) Hareketi işte tam da bunu düşünen bir inisiyatif olarak alter­natif bir gelecek öneriyor. Rob Hop­kins “The Transition Handbook” adlı kitabında şu yorumu yapıyor: “Petrol tepe noktasının zamanını kimse bilmiyor. Benzer şekilde kü­resel sıcaklıkların 2 santigrat derece eşiğini ne zaman aşacağını ve aşma­sı durumunda ne olacağını da. Fa­kat emin olduğum şey şu: Toplum­larımızı ucuz petrol bağımlılığından çıkarıp, sosyal ve ekolojik ahengin­den ve sürdürülebilirliğinden kopar­mayacak şekilde yönlendirebilirsek ve göreceli olarak istikrarlı bir ikli­me kavuşturursak hayatımızın her cephesinde değişimin sıradışı aşa­malarıyla karşılaşacağız.”
Transition Hareketi insanlara bu türden bir dönüşümü gerçekleştir­me çabalarında yardımcı olacak şe­kilde yapılandırıldı. Başta kentlerde dönüşüme odaklanan hareket, daha sonra faaliyet alanını yarımadaları, vadileri kapsayacak şekilde geniş­letti ve bugün insanoğluna gıda ve tarım sistemlerinde dönüşümü sağ­layacak bir model öneriyor. İklim değişiminin ve tükenmekte olan petrolün yol açacağı kritik döneme ilişkin senaryoları masaya yatıran Hopkins, dönüşüm inisiyatiflerinin dört temel varsayım üzerinde kurul­duğunu belirtiyor:
1- Çok az miktarda enerjinin tüke­tildiği bir yaşam tarzı kaçınılmazdır ve bir sürprizle karşılaşmadan önce bunun planlaması yapılmalı.
2- Yerleşim alanlarımız ve insan top­lulukları şu anda petrol tepe nok­tasının neden olacağı ciddi enerji şoklarını atlatabilecek güçten mah­rumdur.
3- Ortak hareket etmek ve hemen şimdi harekete geçmek zorundayız.
4- Daha az enerji tüketimini sağla­mak üzere etrafımızdaki insanların kolektif zekâsını yaratıcı ve proaktif bir tarzda harekete geçirmek sure­tiyle, birbirine daha sıkı sıkıya bağlı, gezegenimizin biyolojik sınırlarının farkında olan daha zenginleştirici yaşam tarzları inşa edebiliriz.
Transition Hareketi petrol tepe nok­tası kavramından yola çıkarak, ucuz petrol devrinin bittiğini ve geleceğin dünyasını buna göre yeni baştan di­zayn etmenin kaçınılmaz olduğunu vurguluyor. Fosil yakıtlar kıtlaşıp, iklim değişikliğiyle mücadele kap­samında kullanımları hızla yeniden düzenlendiğinde dünyanın işlevini nasıl yerine getireceği, insanların daha az petrolle nasıl yaşayacağı ve toplumların neye benzeyeceği soru­larına yanıtlar arıyor. Bu dönüşüm için Transition Hareketi topluluk­ları yerel olarak kendine yeter bir hale getirmek gerektiğine dikkat çekiyor. Bu kapsamda toplulukları küreselleşmiş dünyaya, yenilenebi­lir olmayan enerjiye ve çevreye ha­sar veren sanayilere daha az bağımlı kılmaya dönük yeni sistemler yarat­maya çalışmak çabaları arasında.
İngiltere merkezli Transition Ağı’na göre, son beş yılda dünya çapındaki resmi Transition girişimlerinin sayısı 2011 ortaları itibariyle 374’e çıktı. Girişimlerin çoğu Avrupa’da (özel­likle İngiltere’de), Kuzey Amerika’da ve Avustralya’da faaliyet gösteriyor. Yerel Transition gruplarının projele­ri arasında insanlara kendi besinleri­ni yetiştirmeyi ya da kıyafet takasını öğretmeyi hedefleyen atölye çalış­maları gibi basit projeler yanında, yerel para birimini geliştirmek ya da “Enerji azaltma eylem planı” gibi daha uzun dönemli ve karmaşık pro­jeler de yer alıyor.

Petrolden Sonra Tarım!


New York merkezli Monthly Revi­ew dergisinin 2011 Temmuz sayı­sında “Artan enerji fiyatları yeni bir tarımın doğmasına mı neden oluyor?” başlıklı bir yazı kaleme alan Frederick Kirschenmann “modern tarım sistemi tamamen fo­sil yakıtlarla besleniyor” diyor. Zira gübreler, tarım ilaçları, tarım araç ve gereçleri, sulama, işleme, pa­ketleme ve nakliyat tamamen fosil yakıtlara dayanıyor. Kirschenmann Birleşmiş Milletler’in “Tarım Tek­nolojisi ve Büyüme İçin Teknoloji Uluslararası Değerlendirme” ra­poruna dayanarak bugün tarımın önemli bir yol ayrımında olduğunu belirtiyor. “2050’de dünya nüfu­su dokuz milyara çıkacak, 2070’e kadar da dünya et tüketimi iki ya da üç kat artacak. Ancak fakir ül­kelerde kentlere göç nedeniyle tarımla uğraşan nüfus yaşlanıyor. 21’inci yüzyılın yarısına gelmeden yaklaşık iki katı kadar insanı, yarı miktarda arazi ve bu arazileri iş­leme konusunda çok az bir dene­yimle beslemeye çalışacağız” diyen Kirschenmann soruyor: “Bir varil petrolün fiyatı 300 dolara çıkabilir varsayımıyla sürdürülebilir tarımı nasıl yaratacağız? Gıdaları, petrolü ve lifli bitkileri üretmek ve işlemek için elimizde şu andakinin yarısı kadar temiz su kaynağı olacak; şu andakinin iki katı kadar şiddetli hava olaylarıyla karşılaşacağız, ürün yetiştirme, suları koruma, toprağın restorasyonu konularında öğrenilmiş yeteneklere sahip çok az sayıda insan olacak”.
İşte eğer başarılabilirse yeni yaşam biçimi burada devreye giriyor. Kirs­henmann dünyadaki küçük çiftçile­rin yüksek oranda enerji girdisine ihtiyaç duyulan, istikrarsız iklim koşullarına dayanıksız monokül­tür tarımdan vazgeçerek çeşitlilik gösteren, enerjiden tasarruf eden, yüksek verimliliğe sahip, biyolojik sinerji yaratan ve çok az enerji gir­disi gerektiren biyolojik polikültür tarım faaliyetine yöneldiğine dik­kat çekiyor.
Bir başka umut veren gelişmeyse kent çiftçiliğine olan ilginin hızla artması. New York Gıda Zirvesi’nde geliştirilen Gıdada eşitlik, Gıda demokrasisi ve Gıda egemenliği ilkeleriyle, gıda hav­zası kavramı üzerine kurulu yeni gıda sistemini Krishenmann şöyle tasvir ediyor: “Tarım havzası kav­ramında birinci öncelik, bu havza içindeki insanların yine bu hav­zada yaşayan insanlar tarafından beslenmesi, insanların olabildiğin­ce kendine yeter hale gelmesi ve bunun ardından ticari faaliyetlerle diğer ihtiyaçların giderilmesi. Gı­danın geleceğine yönelik bu yeni vizyon, her bir insan topluluğuna üretilecek ve tüketilecek gıda ürü­nünün ne olacağının belirlenmesi konusunda yetki veriyor. Bu yeni hareketin, hızla büyüme, esnek üretim ve uzun vadeli kazanımlar üzerine kurulmuş bir gıda sistemi­nin kurulması yolunda çiftçilerin, tüketicilerin, ‘gıda yurttaşları’ ola­rak birlikte çalışacakları kent-kır koalisyonlarına dönüşme potansi­yeli var. Bu süreç, bu toplulukları kendisinden hiçbir fayda sağlaya­mayacakları ve üzerlerinde hiçbir kontrollerinin olmadığı uzak yer­lerde bulunan şirketlere tamamen bağımlı hale gelmekten kurtara­cak, onlara iktisadi, ekolojik ve sosyal faydalar sağlayacaktır.”
Kirshenmann tarımın bir yol ayrı­mında olmasının bize tarımı gele­cekte sürdürülebilir kılacak şekilde değişiklikler yapabilmemize imkân sağlayan eşi benzeri görülmedik fır­satlar sunduğu görüşünde: “Enerji fiyatlarının artması yeni bir tarım sisteminin geliştirilmesi yönünde fırsatlar doğuruyor. Fosil yakıtların fiyatı yükseldiğinde, yoğun enerji girdisi kullanan tarım maliyetli bir iş haline gelecek ve bu durum, daha büyük karmaşık doğal sistemler bütünü içinde yer alan, kompleks biyolojik sinerjiler üzerine kurulan yeni tarım sistemlerinin ekonomik açıdan karşılaştırmalı bir üstünlüğe sahip olmasını sağlayacak.”
Türkiye’de faaliyet gösteren Ema­netçiler Derneği’nin Başkanı Tracy Lord Şen’e göre de bu alan­da bilinç düzeyi her geçen gün ge­lişiyor: “Yeniden toprağa dönen, yerellik kavramına sarılan, şehirde gıda üretimi için girişimlerde bulu­nan, ‘küçük, yavaş ve yakın’ olan sürdürülebilir yaşam biçimlerini benimseyen insan ve gruplar ço­ğalıyor. Bunların sayısı henüz az. Gıda üretimi faaliyetleri az sayıda ve dağınık olduğundan etkili, özel­likle nakliyattan bağımsız bir alter­natif oluşturmak için zaman gere­kiyor. Yine de çok zor şartlarda bu prensipleri somutlaştıranlar önü­müzdeki dönem için çığır açıyor.”
Şen, Transition Hareketi ve benzer girişimleri yeni sistemleri kurmak ve önümüzü görmek için önemli uğraşlar olarak görüyor: “İlk etapta gıda üretimi gündemde; sonra gün­delik hayat için kullanılan materyal üretimi ile barınma ve sağlık gibi gereksinimler. Permakültür gibi hareketler, gezegenin imkânlarını zorlamayan bütünlüklü yaşam bi­çimlerini oluşturmakla meşgul.”

“Kentsel Dönüşüm Yeşil Binaları Hızlandıracak”

Önceki Haber

Türkiye'nin İlk Yeşil Kamu Binası Geliyor

Sonraki Haber

Diğer Haberler