Kâbus Senaryosu mu, Fırsat mı?
Bu noktada petrol fiyatlarında bek­lenen aşırı yükselişin insanlığı pet­rolsüz bir gelecek için düşünmeye, dahası bu geleceği tasarlamaya teş­vik etmesi aynı zamanda bir şans fak­törü olarak ortaya çıkıyor. Alternatif enerji konusundaki gelişmeler de he­nüz yavaş olmakla beraber tıpkı ta­rımsal dönüşüm gibi yeni bir dünya­nın kapısını aralamaya başladı bile. Bu süreç Okumuş’a göre dünya için büyük bir fırsat yaratıyor: “Petrol fiyatlarındaki artışlar ve piyasanın istikrarsızlığı bugün ülkeleri alterna­tif enerji kaynakları konusunda ciddi araştırmalar ve yatırımlar yapmaya itiyor. Brezilya bundan 36 yıl önce 1970’lerdeki Petrol Krizi sonrasında bu alana yatırım yaptı ve bugün dün­yanın en büyük biyoyakıt üreticisi ve ihracatçısı konumunda. Danimarka, yine 1970 Krizi ve fiyat şoku son­rası, rüzgâr enerjisine yatırım yaptı. Toplam elektrik üretiminin yüzde 20’sinden fazlasını rüzgâr enerjisin­den sağlıyor ve dünyanın en büyük rüzgâr teknolojisi ihracatçısı.”
Okumuş ayrıca petrol üretimindeki düşüşten önce, petrol tüketiminde ciddi azalmalar yaşanacağını da dü­şünüyor. “Teknolojinin gelişimiyle birlikte önümüzdeki 30 yılda pet­rolle çalışan araçlardan çok daha fazla elektrikli araçlar yollarda ola­cak. Uçaklarda biyoyakıt kullanımı yavaş yavaş hayata geçiriliyor. Bu­gün dünya devi olan Pepsi ve Coca Cola yüzde 100 bitki temelli şişeler kullanmaya başladılar ve petrol tü­revi olan plastiklerden önümüzdeki yıllarda tamamen vazgeçiyor ola­caklar. Benzer örnekleri çoğaltmak mümkün.”
Diğer yandan, birçok ülke düşük karbon ekonomisine dayalı yeni bir ekonomi modeli yaratmak için çalış­malar yapıyor ve bu modeli yeni bir kalkınma modeli olarak gelişmekte olan ülkelere örnek olarak sunuyor. “Bugün ekonomi, ekolojik ve sosyal sınırlar içerisinde değerlendirilmeye başlıyor ve ekonomide ciddi para­digma değişiklikleri yaşanıyor” di­yen Okumuş, bu sürecin asıl olarak petrol tepe noktası yüzünden değil, iklim değişikliği çerçevesinde ulus­lararası antlaşmalardan kaynaklana­rak, karbonun fiyatlandırılması ve artan maliyetler dolayısıyla yaşan­dığının altını çiziyor: “Bu nedenle, günümüzde petrol kaynaklarının kısıtlı olmasından çok, iklim deği­şikliğinin küresel ekonomiye geti­receği geri döndürülmesi asla müm­kün olmayacak fiziksel, ekonomik, sosyal ve çevresel etkiler önemli. Bu etkiler o kadar büyük ki, petrol rezervlerinin bitişini beklemeden al­ternatif enerjilere yatırım yapılmalı. Bunun için, petrole verilen sübvan­siyonlar acilen sonlandırılmalı ve petrolün gerçek yüksek piyasa fiya­tını bulması sağlanmalı. Aksi takdir­de, şuursuzca büyük bir yok oluşa doğru ilerliyor insanoğlu.”
Özellikle 2008’de patlayan küresel krizle birlikte sürdürülebilirliğin öneminin artması ve küresel eko­nomide yaşanan düşük karbon ekonomisi modeline geçiş yönün­deki adımlar umut veriyor. Bu yeni modelde enerji tasarrufu ve yenile­nebilir enerji teknolojilerinin geliş­tirilmesi gibi yenilikçi yaklaşımlar dikkat çekici düzeyde. Okumuş, İngiliz hükümetine bağlı Business Enterprise Regulatory ve Reform bölümünün (BERR) 2009 tarihli bir çalışmasına göre düşük karbon ve çevre sektörünün dünyadaki pi­yasa büyüklüğünün 3 trilyon 651 milyar Euro’ya ulaştığını hatırlatı­yor: “Düşük karbon ekonomisinde pazar büyüklüğü açısından alterna­tif yakıtlar ve bina teknolojileri bu pazarı temsil eden en büyük iki sek­törü oluşturuyor. Rüzgâr ise yeni­lenebilir enerji sektörünü temsilen üçüncü sırada yer alıyor.”
Öyle veya böyle petrolün sonunun bir gün geleceğini söylemekte bir sakınca yok. Zamanlama ve Tepe Noktası konusunda farklı görüşler olmasına karşın, petrolün giderek daha pahalı bir kaynak olacağı da neredeyse apaçık ortada. Son 10 yıldır sayısız saygın kuruluş ve basın yayın organı, “Ucuz Petro­lün Sonu”nu ilan etti bile. Birleş­miş Miletler Kalkınma Programı UNDP’nin yaklaşık 1,5 ay önce ya­yınladığı Rapor’un da birinci mad­desi ve talebi, hükümetlerden fosil yakıtlara uygulanan teşviklerin son­landırılmasıydı. Söz konusu teşvik ve sübvansiyonlar kalktığında bile, belki petrolün gerçek fiyatını (yani dışsallık başlığı altında toparlayabi­leceğimiz çevresel zararını) yine de görmüş olmayacağız ama en azın­dan yenilenebilir enerji kaynakları­na rekabette daha adil bir kulvar aç­mış olacağız. Ve umarız, temiz, adil ve yenilenebilir olan kazanır, çünkü dünyanın geleceği biraz da bu yarışı kimin kazanacağına bağlı…
 

“Kentsel Dönüşüm Yeşil Binaları Hızlandıracak”

Önceki Haber

Türkiye'nin İlk Yeşil Kamu Binası Geliyor

Sonraki Haber

Diğer Haberler