Decathlon Türkiye Sürdürülebilirlik Lideri Hilal Adalı ile karbon salımı azaltımı, enerji tasarrufu ve geri dönüşüm konularında çalışmalarını ve yapmayı planladıkları projeleri üzerine konuştuk. Karbon ayakizini azaltmak için çalıştıklarını söyleyen Hilal Adalı “Çok yakında sesimizi daha fazla duyacaksınız” diyor.

COVID-19 bize, sağlıklı insan için sağlıklı bir çevre dersi verdi. COVID-19 sürecinin sizin için ne gibi etkileri oldu?

COVID-19 hepimize ilkleri yaşattı. İlk defa mağazalarımızı ve ofisimizi kapattık, bazı üretim sahalarımız operasyonu durdurdu, evden çalışmaya başladık… Tüm bunların kişisel ve profesyonel hayatlarımızdaki etkileri aylardır konuşulan konular…

Çevresel anlamda değerlendirecek olursak; karbon ayakizi hesaplamalarımızda ürünlerimizi, nakliyeyi, harcadığımız enerjiyi, takım arkadaşlarımızın ve müşterilerimizin Decathlon’a seyahatini ve daha nice girdiyi hesaba katıyoruz. Bu süreçte CO₂ hesaplamalarımıza müşteri veya takım arkadaşlarımızın ulaşımı gibi bazı girdiler sıfırlandı. Bu da doğal olarak karbon ayakizimizin azalmasını sağladı.

Ancak total emisyonumuzun azaltılması bizim nihai hedefimiz olsa da asıl takip ettiğimiz karbon yoğunluğumuz. Geçtiğimiz yıl Science Based Targets (bilime Dayalı Hedefler) tarafından 2026 karbon yoğunluğu hedeflerimiz onaylandı. Hedefimiz ürün başına düşen emisyonu 2016’ya kıyasla 2026’da %40 azaltmak. Bu sebeple bu soruya daha sağlıklı verilerle yanıt verebilmek için bu hedefin yılsonunda incelenmesi gerekiyor.

Tedarik zincirinizden kaynaklanan karbon ayakizini azaltmak için herhangi bir çalışma yaptınız mı?

Karbon ayakizimizin %19’u ulaşım kaynaklı (%2’si takım arkadaşlarımızın işyerine ulaşımı, %13’ü müşterilerimizin mağazalarımıza ulaşımı ve %4’ü ürünlerimizin nakliyesi).

Ürün nakliyesi konusunda uluslararası taşımacılık hedefimiz hava taşımacılığını %1’in altında tutmak. Türkiye’de üretip ihraç ettiğimiz ürünleri havayollarını kullanmadan naklediyoruz diyebiliriz. İthal ürünlerde ise 2019’da %1,2 ile hedefimizin çok az üzerinde bir sonuç elde ettik. 2020’de mağazalarımızın kapalı olduğu süreçte azalan siparişlerimizin neticesinde %0,3 ile hedefimizi gerçekleştirmiş görünüyoruz.

Burada önemli olan COVID-19 sonrası gelişmeler ile gerçekleştirdiğimiz oranları ilerleyen yıllarda da benzer tutabilmek. Bu anlamda ithalat ve hava taşımacılığıyla oluşturduğumuz karbon ayakizimizi azaltmanın en etkili yollarından biri de yerel üretime hız vermek olacak. Şu anda en çok ithal ettiğimiz 25 ürünün yerel üretimi için üretim ekiplerimiz tedarikçi arayışındalar. Teknik ürünlerimizin insana ve çevreye saygılı tesislerde üretilmesi için ince eleyip sık dokuyoruz. Bu sebeple bu sürecin en az bir yıl süreceğini öngörüyoruz.

Yurtiçi taşımacılığındaysa “milk run logistics” dediğimiz sistemi uyguluyoruz. Yani depomuzdan yalnızca bir mağaza için ürün sevk edilmiyor birkaç mağaza için tek ve dolu bir tır yola çıkıyor. Bazı illere yalnızca belirli günlerde araç çıkıyor ve üç ile sevkiyat yapmak üzere tek araç çıkıyor. Bu sevkiyatlarda aynı zamanda mağazadan teslim alınan online siparişler de sevk ediliyor. Tek bir sipariş için sefer yapılmamış oluyor.

Projelerinizde yenilenebilir enerjiye dönüşüm konusunda ciddi planlamalar yapıldığını görüyorum. Üretim hattında ve tüketiciye sunumu sırasında enerji tasarrufu konusunda gerçekleştirdiğiniz ya da gerçekleştirmeyi planladığınız projeler var mı?

Evet, 2026’ya kadar tüm sahalarımızın (fabrika, depo, ofis, mağaza) yenilenebilir enerji kaynakları ile çalışmasını RE100 platformu üzerinden taahhüt ettik. Türkiye’deki mağazalarımız ve ofisimiz için yaptığımız alımlarda bu tarihe kadar beklemek istemiyoruz; önümüzdeki yıl hedefimizi gerçekleştirebilmek için çalışmalarımızı hızlandırdık.

Öncelikle Türkiye’de Decathlon’un sahip olduğu bir fabrika bulunmuyor. Partner, KAS tedarikçiler ve diğer tedarikçilerle çalışıyoruz. Her birinin tedarikçi olarak seçilebilmesi için çevre ve sosyal denetimlerden geçmesi gerekiyor. Bu denetimlerde A veya B alan tedarikçilerle daha uzun soluklu çalışmak işimizin sürdürülebilir olması açısından çok değerli çünkü sosyal ve çevre odağında aynı vizyona sahip olduğumuzu görebiliyoruz.

Türkiye’deki en büyük operayonlarımızdan biri çorap üretimi. Türkiye’de ürettiğimiz çoraplar Decathlon Türkiye mağazalarındaki çorapların %92’sini, Avrupa’daki Decathlon’lardaki çorap satışlarının %84’ünü oluşturuyor. Üretimimizi üstlenen partner tedarikçimiz Alpin Leed Gold Sertifika, KAS tedarikçimiz olan Gelal ise Leed Platinum Sertifika sahibi. Yani yenilenebilir enerjiye geçmeden zaten yalıtımı, aydınlatma sistemleri, atık değerlendirme sistemleri gibi birçok alanda enerji kullanımı minimize edilmiş. Fabrikaya giriyorsunuz ve içeride ışıklar açık sanıyorsunuz, sonra fark ediyorsunuz ki hiçbir lamba yanmıyor. Tüm fabrikanın aydınlık olmasını sağlayan çatı pencereleri yerleştirilmiş…

Mağazalarımıza baktığımızda ise, Türkiye’de mülkiyeti bize ait olan tek bir mağazamız var, Antalya Muratpaşa. Diğer mağazalarımızda yapısal değişiklikler çok zor ancak mülkiyeti bize ait olan mağazamızı inşa ederken çevreye daha az etkisi olması için Leed Sertifikası standartlarında tasarladık ve Leed Silver almayı başardık.

Bu sertifikaların enerji tasarrufu ve minimize edilmiş çevre etkisi yadsınamaz ancak her zaman daha fazlası yapılabilir. Bu yüzden mağaza ve merkez ofis operasyon ekiplerimiz enerji verimliliği konusunda ciddi optimizasyonlar yapıyor. 2019’da bir önceki yıla oranla mağazalarımızda %7’lik bir kWh tasarrufu sağladık. Tabii ki bu, şans eseri elde ettiğimiz bir sonuç değil.

Analiz olmadan doğru aksiyonların alınması çok güç. Bu yüzden her bir mağazamızın enerji tüketimini inceleyip analizini yapabileceği bir platform kullanıyoruz. Burada saatlik kırılımdan m² başına düşen kWh’a kadar tüm verilerimizi karşılaştırabiliyoruz. Bu takip sonucunda mağazalarımız bazen yerel kararlarla bazen de merkez ofisimizdeki operasyon ekibimizin yönlendirmesiyle harekete geçiyor.

Örneğin Samsun mağazamızın yaptığı mal kabul alanı izolasyonu sayesinde 2017’ye oranla 2018’de %31,57 enerji tasarrufu sağlandı. Bu proje tamamen mağaza operasyon liderimizin araştırması, çok basit ve neredeyse maliyetsiz diyebileceğimiz bir çözüm ile gerçekleşti. Yine 2018 yılında İzmit mağazamız mağaza içi aydınlatma sistemini LED aydınlatma ile değiştirdi ve bir önceki yıla göre %22 enerji tasarrufu sağlandı. Şu anda dört mağazamız hariç tüm mağazalarımızda LED kullanıyoruz. Bu mağazalarımızın da önümüzdeki dönemde LED’e geçiş yapması planlarımız arasında.

Neredeyse her mağazamızda LED olsa da aydınlatma ve enerji otomatize edilmedikçe kullanımı optimize etmek oldukça zor. İkisi hariç, tüm mağazalarımızda aydınlatma ve enerji otomasyonu kullanıyoruz. Bu sistem basitçe müşteri olan ve olmayan saatlerde aydınlatmaları kapatıp açıyor. Bu sistemi 2019’da mağazasına kuran Gaziemir bir önceki yıla oranla %7 enerji tasarrufu sağladı.

Sadece enerji değil her anlamda tasarruf Decathlon’un yapı taşıdır. Aksi halde zaten çevre, sağlık, kalite ve güvenlik standartlarımızı koruyarak fiyatlarımızı mümkün olan en alt seviyede tutmayı başarmamız mümkün değil.

Ürünlerinizin sürdürülebilirliği konusunda farklı çalışmalar yapıyorsunuz; örneğin atık kumaş geri dönüşümü, bisiklet geri dönüşümü gibi. Bunlarla ilgili verileri paylaşmanız mümkün mü?

Şu anda yalnızca kendi değer zincirimizde zarar görmüş veya müşterilerimizden iade gelmiş ürünleri geri dönüşüm firmasına gönderiyoruz. Tüm ürünleri toplu bir şekilde gönderdiğimiz için tekstil veya bisikletin ne kadarı geri dönüşüyor bilmiyoruz. Yalnızca gönderdiğimiz ürünlerin toplam bilgisine sahibiz. Önümüzdeki dönemde bu konuda çok daha ciddi çalışmalar yapmak istiyoruz kategorik anlamda. Bu sürece mağazamızı ziyaret eden müşterilerimizi de katıp onlar için de bir geri dönüşüm fırsatı yaratmak istiyoruz. Neden ömrünü tamamlamış tenis topları geri dönüşüp bir tenis kortu olmasın?

Her bir sürecin ayrı ayrı geri dönüşümüne odaklanmadan önce bu atıkları azaltmanın çok daha etkili bir yöntem olduğunu düşünüyorum. Bir bisiklet hayal edelim; onlarca farklı hammadde işlenmiş ve bir araya gelmiş. O kadar yüksek kalitede üretilmiş ki kadrosu ömür boyu garantili. Üreticideki süreç sonrasında depoya sevk edilmiş yolda hasar görmüş; kadrosu çizilmiş. Bu ürünün geri dönüşümde hiçbir işinin olmaması gerekir. Üretimden nakliyeye enerji harcanmış, zaman ve emek harcanmış ve hatta yeni kaynaklar kullanılmış ama müşteriye sıfır fiyatından satamadığımız için geri dönüşüm… Böyle bir sistemi kabul etmek istemediğimiz için şu anda Viaport Decathlon’da İkinci Şans ürünlerini test ediyoruz. Müşterilerimize çok şeffaf bir şekilde ürünlerin neden İkinci Şans ürünü olduğunu ve neden indirimli satıldığını anlatıyoruz. Uzun ömürlü ürün ürettiğinizde ardında durmanız daha kolay oluyor; bu yüzden yeni ürünlerdeki garanti, iade ve değişim şartları da aynen geçerli. Hedefimiz yılsonuna kadar tüm mağazalarımızda büyük veya küçük İkinci Şans alanları oluşturmak.

İkinci el konusunda çok yakında daha fazla sesimizi duyacaksınız; şimdilik yalnızca Torium Decathlon’da eski B’twin çocuk bisikletlerini alıyoruz ve ikinci el olarak satışını gerçekleştiriyoruz. Bunu yapabiliyoruz çünkü uzun ömürlü ürünler üretiyoruz. Ömür boyu kadro garantisi olan bir çocuk bisikletini tek bir çocuk iki yıl boyunca kullanmıyor, çok daha fazla çocuk seviniyor. Hem satan hem de alan aileye bir alım gücü vermiş oluyoruz.

Amacımız 2026’ya kadar tüm ürünlerimizin tamir edilebilir olması. Yani kullanıcılar veya Decathlon Atölyesi sahip olduğu yedek parçalarla tamiri gerçekleştirip ürün ömürlerini uzatabilecek. Bu yıl oranımız %59, önümüzdeki yıl için hedefimiz atölyemize tamire gelen ürünlerin %85’ini tamir edebilmek. Buna ek olarak partner fabrikalarımızdan dikiş makineleri ve terziler ile mağazamıza gelen müşterilerimiz için özel tamir günleri düzenlemek istiyoruz. Bu şekilde müşterilerimiz normal dikiş makinelerinde çok rahat tamir edemediğiniz sırt çantası, çadır gibi ürünlerin ömrünü uzatabilmiş olacak.

 

Daha İyi Bir Gelecek İçin Markaların Harekete Geçme Zamanı

Önceki Haber

“Türkiye’de Araçların Vergisi Emisyonlara Dayandırılmalı”

Sonraki Haber

Diğer Haberler