plume of orange clouds at sunset
Photo by NOAA on Unsplash

Son 50 yılda hava, iklim ve suyla ilgili tehlikeler, 11 binden fazla felaket, 2 milyon ölüm ve 3,6 trilyon dolarlık bir ekonomik kayıp getirdi. 13 Ekim’de yayınlanan State of Climate Services raporuna göre her afette kaydedilen ortalama ölüm sayısı üçte bir oranında düşerken afetlerin sayısı beş katına çıktı ve ekonomik kayıplar yedi kat arttı.

Çeviri: S. Sena Akkoç

İklim değişikliğinin bir sonucu olarak aşırı hava ve iklim olaylarının sıklığı, yoğunluğu ve şiddeti arttı. Ayrıca bu olaylar kırılgan toplulukları orantısız bir şekilde sert vurdu. 2018 yılında yaklaşık 108 milyon insan fırtınalar, seller, kuraklıklar ve orman yangınları nedeniyle uluslararası insani yardım kuruluşlarının yardımına ihtiyaç duydu. 2030 yılına kadar bu sayının yılda yaklaşık 20 milyar dolar maliyetle %50 artabileceği tahmin ediliyor. 13 Ekim Uluslararası Afet Riskini Azaltma Günü’nde yayınlanan 2020 State of Climate Services (2020 İklim Hizmetleri Durum) raporuna göre, erken uyarı sistemleri her üç kişiden birini yeterince korumuyor.

16 uluslararası ajans ve finansman kurumu tarafından hazırlanan rapor, hükümetlerin, ülkelerin hava, iklim ve su ile ilgili birçok tehlikeye karşı direncini güçlendiren etkili erken uyarı sistemlerine nerede ve nasıl yatırım yapabileceğini açıklıyor ve başarılı örnekler veriyor.

Rapor, insanların ve işletmelerin uyarılara göre erken harekete geçebilmesi için etki temelli tahmine, yani “hava nasıl olacak” yerine “havanın etkisi ne olacak” sorusuna geçme ihtiyacını vurguluyor. Rapor, tropikal siklonlar ve kasırgalar, seller, kuraklıklar, sıcak dalgaları, orman yangınları, kum ve toz fırtınaları, çöl çekirgeleri, şiddetli kışlar ve buzul göl patlamaları gibi tehlikeler için başarılı erken uyarı sistemleri hakkında 16 farklı vaka analizi içeriyor.

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) Genel Sekreteri Profesör Petteri Taalas, “Erken uyarı sistemleri (Early Warning Sytems- EWS), afet riskinin etkili şekilde azaltılması ve iklim değişikliğine uyum için bir ön koşulu oluşturuyor. Doğru zamanda ve doğru yerde hazırlıklı olarak tepki verebilmek birçok hayatı kurtarabilir ve birçok topluluğun geçim kaynaklarını koruyabilir. COVID-19, iyileşmenin yıllar alacağı büyük bir uluslararası sağlık ve ekonomik krizi yaratmış olsa da iklim değişikliğinin insanların yaşamları, ekosistemler, ekonomiler ve toplumlar için giderek artan bir tehdit oluşturduğunu hatırlamak çok önemli” dedi.

Kapasite Boşlukları
En az gelişmiş ülkelerin ve gelişmekte olan küçük ada devletlerinin yaklaşık %90’ı, iklim değişikliğine “ulusal olarak belirlenmiş katkılarında” erken uyarı sistemlerini en önemli öncelik olarak belirledi. Ancak bu devletlerin birçoğu gerekli kapasiteden yoksun ve finansal yatırımlar en çok ihtiyaç duyulan alanlara gitmiyor.

Durum, gelişmekte olan küçük ada devletlerinde ve en az gelişmiş ülkelerde daha da şiddetli. 1970 yılından bu yana ada devletleri, hava, iklim ve su ile ilgili tehlikeler nedeniyle 153 milyar doları kaybetti ve ortalama GSYH’lerinin 13,7 milyar dolar olduğu dikkate alındığında bu önemli bir miktar. En az gelişmiş ülkelerde ise bu dönemde hava, iklim ve su ile ilgili tehlikeler nedeniyle 1,4 milyon kişi (toplam ölümlerin %70’i) hayatını kaybetti.

138 WMO Üyesi tarafından sağlanan veriler, ülkelerin sadece %40’ının Çoklu Tehlike Erken Uyarı Sistemlerine (MHEWS) sahip olduğunu gösteriyor ve bu da küresel olarak ortalama üç kişiden birinin hala erken uyarı kapsamında olmadığı anlamına geliyor. Şu anda, yalnızca 75 WMO üyesi (%39), etkiye dayalı tahmin hizmetleri sunduğunu belirtti.

Erken uyarıyı erken eyleme dönüştürmek için dünya çapında yeterli kapasite yok. Afrika, kapasite açısından büyük boşluklarla karşı karşıya: Uçsuz bucaksız kıtada risk bilgisi ve tahmini açısından kapasite olsa da verilerin mevcut olduğu ülkelerde 100 bin kişiden sadece 44 bini erken uyarı kapsamında.

Daha Fazlasına İhtiyaç Var
İklimle ilgili afetlerdeki artış, özellikle hava-su ve iklimle ilgili risk bilgisine erişimi ve çoklu tehlike erken uyarı sistemlerini iyileştirmeye yönelik yatırımlar yoluyla azaltılması dahil olmak üzere, uyum yatırımlarının yükseltilmesi gerektiğini gösteriyor.

Rapor, dünya çapında erken uyarı sistemi uygulamalarının ve etkinliğinin iyileştirilmesi için altı stratejik öneride bulunuyor:

  1. Afrika, az gelişmiş ülkeler ve ada ülkelerinde kapasite boşluklarını doldurmak için erken uyarı sistemlerine yatırım yapın.
  2. Erken uyarı bilgilerini erken eyleme dönüştürmeye odaklanın.
  3. Erken uyarıların temelini oluşturan küresel gözlem sisteminin sürdürülebilir finansmanını sağlayın.
  4. Uygulama ihtiyaçları ile ilgili olarak kaynakların nereye tahsis edildiğini ve bunun etkilerini anlamak için finansman akışlarını izleyin.
  5. Erken uyarı sistemlerinin etkinliğini daha iyi belirlemek için izleme ve değerlendirmede daha fazla tutarlılık geliştirin.
  6. Özellikle az gelişmiş ülkelerdeki veri boşluklarını doldurun.

Bir Sürdürülebilirlik Dersi: Fordlândia

Önceki Haber

Daring Cities 28 Ekim’e Kadar Devam Ediyor!

Sonraki Haber

Diğer Haberler