Yazı: Konca Çalkıvik, İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği Genel Sekreteri

Mart ayından bu yana tüm dünya olarak çok değişik bir süreçten geçiyoruz. Bu süreçte, hem doğamız kendini yeniledi, hem de bizler insanlık olarak mevcut koşullara adapte olurken yeni deneyimleri gözlemledik. Örneğin, salgının Türkiye’de yayılmaya başladığı ilk günden itibaren birçok şirket evden çalışmayı uygulamak zorunda kaldı. İçerisinde uzaktan çalışma, hareketlilik, dijital iş gücü gibi unsurları barındıran bu yeni düzende elbette ulaşım da değişime uğradı.

Özellikle içerisinde bulunduğumuz dönemle birlikte, birçok hükümet, kamu ve özel sektör oyuncusu, iklim krizinin görmezden gelinemeyecek kadar büyük risk yarattığını ve bu kısa vadeli gelişmeleri uzun vadeli kazanımlara dönüştürmek için acil aksiyon planları kurgulamaları gerektiğini fark etmiş oldu.

Tedarik zincirlerinin yerelleşmesi, evden çalışma ve sosyal hayatın minimum seviyelerde tutulması gibi faktörler emisyonların hızlı bir şekilde azalmasını sağladı. Normalde gerçekleşmesi çok daha yavaş olacak pek çok ekolojik değer yaratan gelişme, pandemi sayesinde hızlandı. Örneğin salgın nedeniyle insanların evde kalması, trafik yoğunluğunun azalması ve ofis işlerinin eve alınması sonucu yakıt tüketimi %70 oranında azaldı. Bu durum havadaki karbondioksit miktarını aşağı çektiği için pandeminin ortalarına doğru, İstanbul’da hava kirliliği %36, Ankara’da %45 oranında azaldı (İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Toros).

Mevcut Sistemler Değişecek
Normalleşmenin sürdüğü bu yeni dönemde sistem değişikliklerine ve mevcut sistemlerin dönüştürülmesine odaklanmalıyız. Çatı örgütümüz Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi (WBCSD) çalışmalarına göre bu sistemlerin başında, çevresel ve sosyal etkilerin dikkate alındığı sürdürülebilir kalkınmayı esas alan ekonomik sistemler geliyor.

Pandemi sonrasında, eğer devletler daha korumacı bir ekonomik yapı benimsemeye karar verirse, Avrupa Birliği’nin (AB) iklim değişikliğiyle mücadelede en önemli kaynak olan Paris Anlaşması’na uygun davranan devletleri yanına çekmesini bekleyebiliriz. Bu durum da özellikle ulaşımın bir parçası olan tedarik zinciri için oldukça kritik bir önem taşıyor.

SKD Türkiye olarak, bu süreçte yaşanan krizin negatif etkilerini azaltma yönünde çalışmalar yaptık. Öncelikle pandeminin henüz başındayken, çatı örgütümüz WBCSD ile krize karşı odaklanılması önceliklendirilen alanlarda ortaklaşa çalışmalar yürüttük. Çalışmalar çerçevesinde düzenlediğimiz çevrimiçi toplantılara iş dünyasından pek çok temsilci, konuşmacı veya izleyici olarak katıldı.

WBCSD tarafından belirlenen üç odak alanının başında hayati önem taşıyan tedarik zincirleri vardı. Gıda sektörü başta olmak üzere, tedarik zincirlerinde kısa vadeli esneklik planlarının yapılmasına yönelik yaklaşımlar paylaştık.

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri, çatı örgütümüz WBCSD gibi bizim de pandemi sürecinde odaklandığımız ve önemle altını çizdiğimiz konulardan biri oldu. Bu konuda düzenlediğimiz webinar ile yapılan iyi uygulamaları paylaşmak ve bu konuda yeni bir vizyon sunma imkanına sahip olduk.

McKinsey’in yeni araştırmasına göre, firmalar tedarikçileri ile daha yakın çalışarak çevresel ve sosyal etkilerini en aza indirgeyebilir ve daha sürdürülebilir bir büyüme imkanına sahip olabilir. SKD Türkiye olarak bu dönemde gerçekleştirdiğimiz webinar ile, pandemiden yola çıkarak şirketler için kısa, orta ve uzun vadede tedarik zincirlerinin sürdürülebilirliğinin yeniden planlanması ve hayata geçirilmesine yönelik önemli bir vizyon paylaşımında bulunduk. Üyelerimizden PwC işbirliği ile düzenlediğimiz bu toplantıda vizyon paylaşımının yanı sıra, üyelerimizden Abdi İbrahim, Unilever ve Yıldız Holding temsilcileri canlı bağlantılar ile katılarak iyi uygulama örneklerini paylaştılar.

Pandemi sırasında tedarik zincirine odaklanılan çalışmalara bakıldığında krizden etkilenen coğrafi bölgelerin pek çok küresel tedarik zincirinin merkezinde yer alması dikkat çekiyor. Çin başta olmak üzere salgından etkilenen ülkelerden tedarik edilen malzemelerin maliyetlerinin artış göstermesi ise beklentilerin başında geliyor. Diğer taraftan altı aydan fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen hala birçok konuda belirsizliğin olması tedarik konusunda izlenecek alternatif senaryoların çalışılmasına yol açıyor. Doğal olarak, birçok firma da bu konuya odaklanmış durumda.

Örneğin PwC, tedarik zinciri ile ilgili olarak alınması gereken önlemleri; bunun yanı sıra kısa ve orta vadede atılması gereken adımları içeren bir çalışma yayınladı. Aynı şekilde KPMG ve EY gibi danışmanlık firmalarının da bu konuda önemli çalışmaları oldu. Bu çalışmaların tamamına SKD Türkiye web sitesi üzerinden ulaşmak mümkün.

Yol Haritası: AB Yeşil Mutabakatı
Son olarak da kısaca geçtiğimiz günlerde açıklanan AB Yeşil Mutabakatı’nı ve paralelinde gerçekleşen gelişmeleri de mutlaka mercek altına almalıyız. AB’de daha sürdürülebilir bir ekonomik düzen oluşturmaya yönelik bir yol haritası olarak açıklanan bu mutabakatı doğru okumak herkes açısından son derecede önemli.

Alınan kararlar çerçevesinde AB ülkeleri arasında daha yakın tedarik noktalarını tercih etmeye yönelik bir eğilim olacak. Ülkemiz gerek coğrafi gerekse yapısal özellikleri göz önüne alınınca oldukça avantajlı bir konuma geliyor. Türkiye’de faaliyet gösteren sektörler fırsatları doğru değerlendirebilirse, risk olarak sayılan birçok durumu fırsata dönüştürmek mümkün görünüyor.

Biz SKD Türkiye olarak çok uzun yıllardır iş yapış biçimlerinin değişmesi gerektiğini savunuyoruz. Daha az otomobil, daha az trafik hayatın yeni dinamiği olabilir. Buralara harcanan kaynaklar sürdürülebilirlik prensiplerine uygun yeni üretim tesislerine, bu krizin bize gösterdiği şekilde tarıma yönlendirilebilir.

Bu dönemde, her fırsatta altını çizdiğimiz gibi, COVID-19 sonrasında, ekonomik, sosyal ve çevresel anlamda dayanıklı bir sistemin kurulması bizlere bağlı. Bu konuda ileri görüşlü kurumlar büyük role sahip. Biz de SKD Türkiye olarak bu alanlarda üyelerimiz başta olmak üzere iş dünyası ile kıymetli ve yol gösterici kaynakları paylaşmayı ve sürdürülebilirlik konusundaki öncülüğümüzü devam ettirmeyi hedefliyoruz.

Dünya Kadın Konferansı’nın 25. Yıldönümü: “Kadınlar Her Yerde Olmalı”

Previous article

AB’den İklim Değişikliğine Uyum Hibe Programı

Next article

You may also like