water splash on brown rock formation during daytime
Photo by NOAA on Unsplash

Yazı: Doç. Dr. Ahu ERGEN, Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi
[email protected]

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2020 Küresel Risk Algısı Raporu’nda ilk sıralarda şiddetli hava şartları, iklim değişikliği, doğal afetler, biyoçeşitlilik kaybı yer alıyor. Biyoçeşitlilik kaybı insanlık için tahminlerin ötesinde tehlikeleri beraberinde getiriyor. Gıda ve sağlık sistemlerinin çöküşünden tüm tedarik zincirlerinin zarar görmesine değin pek çok sonuca neden olabilecek derecede hayati. İklim değişikliği de benzer şekilde, yaşam kaybı, sosyal ve jeopolitik gerilimler ve olumsuz ekonomik etkilere neden olabilecek kadar ciddi tehlikeler barındırıyor.
Son beş yılda sıcaklık rekorları kırıldı. Kuraklık, sel, fırtına ve yangın gibi iklimle ilişkili felaketler çok daha yoğun ve sık yaşanır oldu. Buzullar tahmin edilenden daha hızlı eriyor. Okyanuslar ısınıyor, yağmurlar daha asidik hale geliyor ve fırtınalar artıyor. Bunlar tüm ekosistemin sağlığını etkiliyor. 2008 ile 2016 arasında, 20 milyondan fazla insan sel, kuraklık, fırtına gibi aşırı hava koşulları nedeniyle evleri terk etmek zorunda kaldı. Yükselen deniz seviyeleri yakın gelecekte göçleri artıracak. Savunma ve istihbarat servisleri devletleri, iklim değişikliği kaynaklı olası çatışmalar için uyarıyor. Bu küresel risklerin gerçekleşmesi orta ve uzun vadede pandeminin yıkıcı etkileriyle birleştiğinde insanlığı fazlaca zorlayacak. Özellikle artan işsizlik, daralan ekonomiler nedeniyle sağlığa ve temel hizmetlere erişimde yaşanan sorunlar, yoksulluk ve gelir adaletsizliği gibi pandeminin etkisiyle artan sorunlar da eklendiğinde, yeni bir ekonomik çıkış ya da yeni bir düzenin nasıl olması gerektiği üzerine tartışmalar ve öneriler de arttı.

Yeşil rotada neler var?
Pandemi sonrası iyileşme paketinde AB Komisyonu üyesi Ursula von der Leyen “Doğaya nasıl davrandığımızı, nasıl ürettiğimizi ve tükettiğimizi, nasıl yediğimizi ve ısındığımızı, nasıl seyahat ettiğimizi ve ulaşımımızı değiştirmenin zamanı geldi” diyor ve ekliyor “AB Yeşil Düzeni, Avrupa’nın yeni büyüme stratejisidir”. AB Yeşil Düzen (Green Deal) ile emisyonları azaltırken yeni iş imkanları yaratmayı ve yaşam kalitesini arttırmayı hedefliyor. Özellikle pandemi sonrası daralan ekonomiler ve artan işsizlik için yeşil işler bir çıkış yolu olabilir. Ulaştırmadan vergilendirmeye, gıdadan tarıma, sanayiden altyapıya tüm politikalara yeşil bakış açısı yansıtılacak. Yeşil Düzen ile temiz enerjiye yatırım yapılacak, döngüsel ekonomi hızlanacak ve Avrupa’nın biyoçeşitliliği korunacak. Diğer yandan, OECD’nin 5 Haziran tarihli “Building Back Better: A Sustainable, Resilient Recovery after COVID-19” adlı raporunda, “pandemiden sağlam ve kalıcı şekilde çıkmanın yolu, asla çevreyi tahrip eden eski iş yapış biçimlerine dönmek değildir” deniyor. Pazarlama alanının önde gelen ismi Philip Kotler, insanların istekleri sınırsızdır ve kaynaklar sınırsızdır argümanlarının artık sorgulanması gerektiğini, sürekli büyümeye odaklı ekonomik sistemin sürdürülebilir olmadığını sık sık vurguluyor. Özellikle pandemi ile birlikte hem ekonomik nedenlerle hem de karantinanın getirdiği zorunluluklarla tüketim kalıplarında ve tüketimi harekete geçiren psikolojik unsurlarda da değişimler meydana geldi. Örneğin, tüketimle mutlu olmak mı, yoksa anlamlı yaşam mı? Ya da artan yoksulluk, gelir adaletsizliği ve gezegenin tükenen kaynakları çerçevesinde nasıl bir tüketim? gibi konular artık daha fazla insanın gündeminde. Bu değişen tüketim kalıpları da elbette kapitalizm üzerinde etkili olacaktır.

Dünya Ekonomik Forumu kurucusu Klaus Schwab ise devlet kapitalizmi, hissedar kapitalizmi ve paydaş kapitalizmi kavramlarına vurgu yapıyor. Şirketlerin paydaş kapitalizmine geçiş yaparak, muazzam bir fırsatı yakalayabileceklerini savunuyor. Paydaş kapitalizmi ile şirketlerin kârın yanı sıra toplum ve gezegene de birşeyler verebileceğini, Paris İklim anlaşmasına ve BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına hizmet edebileceklerine işaret ediyor. Yeni performans göstergesinin ise “paylaşılan değer yaratmak” olduğunu bunun da çevresel, toplumsal ve yönetsel metrikleri finansal metriklerle birlikte hesaplamakla olabileceğini söylüyor. IMF Başkanı Kristalina Georgieva ise yüzyılda bir yakalanan bir fırsat ile sürdürülebilir gelecek inşa edilebilir derken, pandemi ile ortadan kalkan özellikle düşük beceri grubundaki milyonlarca işin, hızlı bir şekilde yeniden yaratılmasında yeşil girişimlere yatırım yapmanın iyi bir çözüm olacağını savunuyor. Örneğin, yenilenebilir enerji fosil yakıtlara nazaran çok daha fazla istihdam yaratmaktadır. Georgieva’ya göre yeni işler yaratmak ve emisyonu aşağıya çekmek bir arada düşünülmelidir. Zenginin daha zengin, yoksulun daha yoksul olduğu bir iyileşmeye vurgu yaparak, kapitalizmde reforma işaret ediyor. Yine, son dönemde çokça tartışılan ve benimsenmeye başlanan Simit Ekonomisi (Doughnut Economy) modeli de sürdürülebilir bir kalkınma çerçevesi sunuyor. Modelde simitin dışında ekolojik tavan yani gezegenin aşılmaması gereken sınırları yer alırken, simitin delik kısmında sağlık, eğitim, sosyal ve siyasal haklar gibi ihtiyaçlar bulunuyor. Bunlar BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına göre tasarlanmış ihtiyaçlar. Kate Raworth’un modelinde kimsenin altına inmemesi gereken bir toplumsal tabanla kimsenin ötesine geçmemesi gereken, küresel baskıların yarattığı ekolojik bir tavan mevcut. Herkesin güvenli ve adil bir şekilde yaşayacağı yer ise bu ikisinin arasında. Raworth bunu başarmak için GSYH ölçütünden vazgeçmek ve insan doğasına odaklanmak gerektiğini savunurken ana akım iktisat modelleriyle çelişen pek çok alternatif çözüm önerilerini de ayrıntılı sunuyor.

Pandemi öncesi başlayan, pandemiyle hızlanan büyük değişimin yolunda yeşil adımların olacağı şimdiden görünüyor. Rota yeşil olunca, bize de pruvanız neta olsun demek düşüyor…

Mangrove Ormanları Kadınları Ve İklimi Koruyor

Previous article

“Deneye Hayır, Hayvanlar Evlerine!”

Next article

You may also like