Yazı: Sibel BÜLAY, [email protected]

Bu ayki konuğumuz COL·LECTIU PUNT 6 ekibinden Sara Ortiz Escalante. Kendisi sosyolog, aynı ekip arkadaşları gibi o da lisans öğreniminden sonra şehir planlama alanında master yapmış. COL·LECTIU PUNT 6 ekibini kısaca tanıtmak gerekirse, Arjantinli Adriana Ciocoletto bir mimar, şehir planlama konusunda doktora yapmış. Mimar ve şehir planlama konusunda master yapan Roser Casanovas; sosyolog ve şehir planlama konusunda doktoralı Blanca Valdivia Gutiérrez ve Kolombiyalı mimar ve şehir plancısı Marta Fonseca, ekibin diğer üyeleri…

“COL·LECTIU PUNT 6’’ ismi ne anlama geliyor?
Biz üniversiteler ve belediyelerle şehir planlamada feminizm üzerine çalışıyorduk. 2004’de mahallelerin iyileştirmesine yönelik şartları belirleyen Katalan Mahalle Kanunu kabul edildi. Kanunun 6. maddesi “Kamu alanları ve kamu tesisleri kullanımında cinsiyet eşitliğinin sağlanması” üzerinedir. Yani şehir planlamaya kadın görüşünün dahil edilmesini sağlıyordu. Biz de yeni kurulmuş olan ekibimize bu ismi verdik: Col·Lectiu Punt 6. (6. Nokta Kolektifi)

Siz kendinizi tanıtırken özellikle feminist sözcüğünü kullanıyorsunuz. Feminist sözcüğüne odaklanmanızın nedeni nedir?
Mimar, şehir plancısı ve sosyolog eğitimi almış, daha sonra da şehir planlama konusunda master yapmış kadınlarız biz. Ve çalışma alanımız şehir planlamasına kadın bakışının dahil edilmesi. Feminizm siyasi açıdan çok yüklü bir sözcük. Yaptığımız işin tanımı “feminizm”: Yani cinsiyet eşitliğini sağlayacak bir değişimi gerçekleştirmek. Yaptığımızı “şehir planlamasına cinsiyet açısından bakmak” olarak tanımlamak çok hafif kalıyor. Biz değişim için çalışıyoruz. Şehir planlamada cinsiyet eşitsizliğini yok etmek için çalışıyoruz.
Ayrıca 1970’lerin sonu, 1980’lerin başında kadın hakları için üniversitelerde ve sivil toplum örgütlerinde çalışmış olan kadınların da unutulmamalarını istiyoruz. Şehirlerimizin gündemine kadın haklarını oturtmak feminist hareketten doğdu.

Şehir planlama konusunda bir makalenizde şöyle diyorsunuz: “Şehir planlama beyaz, orta sınıf, iş sahibi, orta yaşlı, fiziksel ve zihinsel engelleri olmayan erkekler tarafından yapılıyor. Şehrin yapısı da bu grubun ihtiyaçlarını yansıtıyor.” İnsanlar şehir planlamanın istatistik veriler ve modelleme üzerine kurulu olduğunu düşünüyor. Cinsiyetle ilişkili olduğu düşünülmüyor. Kamu alanlarının da cinsiyet ayrımı gözetmeden tasarlanan yerler olduğu düşünülüyor.
Şehirler, şehir alanları erkek merkezci, üretim ve tüketime odaklı bir anlayışla gelişti ve biz bu yaklaşımı eleştiriyoruz. Erkeklerin günlük yaşantısı ev ve iş arasında gidip gelmek. Kamu alanları gibi, kamu hizmetleri de erkeklerin ihtiyacına göre düzenleniyor. Örneğin toplu taşıma saatleri işe gidiş, işten çıkış saatlerine göre ayarlanıyor. Ulaşım hatları ağırlıklı olarak konut alanlarını iş merkezlerine bağlıyor.
Şehirler geliştikçe konut alanları iş merkezlerinden uzaklaşıyor. Böylece kadınlar da konut alanlarına hapsediliyor. Şehir fonksiyonlara göre ayrılıyor; alışveriş merkezi, iş merkezi, konut alanı gibi. Erkekler ev ve iş arasında tek hat üzerinde gidip gelirken kadınların gün içinde hareketliliği çok farklı. Ev dışında çalışan kadın bile olsa, çocuğun okula gidip gelmesi, ailede hasta varsa onunla ilgilenmek, alışveriş, evin bakımı hep kadının işi. Bu nedenle kadınlar günün her saatinde toplu taşımayı kullanıyor olabilir. Farklı yerlere de gidip geldiklerinden, tek hat üzerinde seyahat etmiyorlar ve çoğu kez transfer yapmak zorunda kalıyorlar. Kısacası şehirlerimiz kadınların ihtiyaçlarına göre tasarlanmıyor.

Ataerkil toplumlarda erkeklerin yeri kamu alanları, kadınların yeri evleri, ailelerinin yanında olmak. Erkeklerin ev dışında ücret karşılığı yaptıkları işler değerli. Kadınların ev içinde aile bakımı işleri kadının görevi, ücretsiz ve dolayısıyla değersiz.
Biz bunu kabul etmiyoruz. Kamu alanları erkeklerin kullanımına açık olduğu kadar kadınların da kullanımına açık olmalı. Ama ataerkil toplumlarda kadının kamu alanlarında bulunması doğru değil. Kamu alanında bulunan bir kadına iyi gözle bakılmaz. Durumu en azından şüpheli, hatta fahişe gözüyle bile bakılır ve kadınlar bu yüzden şiddete uğrayabiliyor. Kamu alanları aynı zamanda gücün alanı. Kadınları evlerine kapatarak yönetime, karar süreçlerine katılmaları güce sahip olmaları engelleniyor.

Kadınları şehir planlama sürecine nasıl dahil ediyorsunuz?
Farkındalık Çalıştayları: Hükümetin düzenlediği bir program çerçevesinde Katalunya’da 100’ün üzerinde şehir ve kasabada Farkındalık Çalıştayları düzenledik. Amaç kadınların oturdukları çevre hakkında bilgilerini artırmak; yaşadıkları yer hakkında farkındalıklarını artırmak. Aslında kadınlar çok şey biliyor. Mahalleleri hakkındaki bilgileri bizi çok etkiledi. Onlarla ilk çalışmaya başladığımızda bir şey bilmediklerini sanıyorlar. Dolayısıyla ilk işimiz bu kadınlarda öz farkındalık yaratarak onları yetkilendirmek oluyor. Öz güvenleri artıkça da mahalleleri ve oradaki günlü yaşamla ilgili çok şey bildiklerini görüyorlar.
Şehir planlama eğitiminde bunun bilimsel, uzmanlar tarafından yapılan bir iş olduğu vurgulanıyor. Bizim işimiz bu paradigmayı değiştirmek. Bu çalışmalarımızla şehir planlamaya feminist metotlar getiriyoruz. Örneğin mahalleye yeni bir meydan düzenlemesi yapılacaksa önce kadınlar oradaki günlük yaşantılarını inceliyorlar. Ben bu alanı günlük yaşantımda nasıl kullanıyorum? Burayı kullanırken ne gibi sorunlar yaşıyorum. Nasıl kullanmak isterim? Alt yapısı yeterli mi? Yaşantımı kolaylaştırıyor mu? Renklendiriyor mu? Kendi açılarından inceledikten sonra bir araya geliyorlar ve mahalledeki toplum açısından inceleniyor. Bu süreçte mahalledeki yaşamla ilgili önemli bilgiler elde ediyoruz ve mahallenin öncelikleri belirleniyor.
Özünde bu basit bir çalışma. Ama kadınlar bu sayede kendi yaşantıları konusunda en uzman kişi olduklarını görüyorlar ve biz bu cinsiyet odaklı bakış açısını planlama sürecine dahil ediyoruz.
Kadınların katkısının çok değerli olmasının bir nedeni de sadece kendi gereksinimlerine odaklanmıyorlar. Ailelerinde genç, çocuk, yaşlı, engelli, LGBT kişiler de olduğundan, onların da gereksinimlerini, sıkıntılarını dile getiriyorlar. Yani toplumu en iyi onlar biliyor.

Yürüyüşler: Değerlendirmekte olduğumuz alanları bir de yürüyerek değerlendiriyoruz. Gündelik Yaşam Yürüyüşünü beraber yapıyoruz ve bu yürüyüşte kullanılmak üzere cinsiyet odaklı günlük yaşamı ilgilendiren; ulaşım, alt yapı hizmetleri, hijyen, sosyalleşme ve güven konularını içeren bir anket hazırladık. İncelenecek yeri gezerken günlük yaşantıları açısından olumlu, olumsuz ne varsa, hayatlarını kolaylaştıracağını düşündüklerini bizimle ve birbirleriyle paylaşıyorlar. Sokak sokak inceleme yapıyoruz. Fotoğraflar çekiyoruz. Planlamayı mahallede kadınlarla yaptığında ofisten algılayamayacağınız detayları yerinde görüyorsunuz. Sosyal sorunlar da ortaya çıkıyor. Tabii bu süreç içinde insan ister istemez ofisinden çıkmadan, tepeden planlama yapan, şehir plancılarını da hatırlıyor.
Geceleri kadınlarla Keşif Yürüyüşleri de yapıyoruz. Bunlar güvenlik, cinsel taciz ve şiddet konularına odaklı oluyor. 2005’den beri bu yürüyüşleri yapıyoruz. Kısa bir süre içinde önemli veriler topluyoruz. O mahalleyi, mahalleliyi uzmanlarıyla (yani kadınlarıyla) beraber tanıma fırsatı oluyor. Bu süreçten ben büyük keyif alıyorum.

Belediyelerde kapasite geliştirme çalışmalarınızı anlatır mısınız?
Çok sayıda belediyede feminist bakış açısından şehir planlama eğitimleri veriyoruz. Çoğu zaman belediyelerle ilk temasımız bu eğitimler üzerinden oluyor. Daha sonra bizimle bir proje yaptıklarında, bu eğitimleri almamış belediyelere kıyasla, daha olumlu, değişime daha açık oluyorlar.
Şehir plancıları aldıkları eğitimle uzman olduklarını düşünüyor ve “uzman” olmayan kişilerin işlerine “karışması” onları rahatsız ediyor. Ama katılımın olduğu projelerde çok daha iyi sonuçlar alınıyor. Belediye de verileri inceleyip kararı gerekçeleriyle halkla paylaştığında, katılım sağlayanlar yaptıkları işin değerini anlıyor; kararı beğenmese bile, kararın nasıl alındığını anladığı için çoğunlukla kabul ediyor.

15 yıldır bu konu üzerinde çalışıyorsunuz. Sizi zorlayan konular neler? 
Belediyelerdeki şehir plancılarına cinsiyet odaklı planlama konusunda kapasite geliştirme eğitimi veriyoruz ve bu konular bazı erkekleri zorluyor. Bizleri, anlattıklarımızı, yaptığımız işleri küçümseyenler oluyor çünkü biz kadınız, feministiz ve toplum hala çok ataerkil. Ama sevindirici olan, cinsiyet odaklı planlama her geçen gün daha çok kentte, kasabada, hatta kırsal bölgelerde uygulanıyor. Hatta son beş yıldır bu konu Barselona’da, İspanya’da moda olmaya başladı. Bunun birçok nedeni var. Son iki yerel seçimde Barselona’da daha ilerici partiler seçildi ve feminizmin popülerliği arttı (Son 2 seçimde Ada Colau, aktivist bir feminist, Barselona’nın belediye başkanı seçildi). Bu çok olumlu bir gelişme. Üzerinde çalıştığımız konular ve alanlarda farkındalık artıyor. Çalışmalarımızdan daha etkin sonuçlar alıyoruz. Bu da bizi mutlu ediyor. Ama bazı insanlar feminizmi kabullenmekte zorlanıyor. Evet çoğu kişi bu yaklaşımdan yararlanacak ama bazıları da ayrıcalıklarını kaybedecekleri için buna karşı çıkıyor. En büyük zorluk da bu.

Bizimle başarılı bir çalışmanızı paylaşır mısınız?
Biz belediyeler ve yerel yönetimlerle çalışıyoruz. Ama fırsat ve ödenek buldukça katılımcılık üzerine araştırmalar da yapıyoruz. Son 10-15 yıldır Barselona’da kent içi bisiklet kullanımı arttı. Ama bugüne kadar bisiklet kullanımını cinsiyet üzerinden inceleyen olmadı. Biz de bu konu üzerinde bir araştırma yaptık. Kentin tümünü kapsayan, kadınların bisiklet kullanımını konu alan bir anket çalışması yaptık. Sonra kadınlarla çalıştaylar yaptık. Bisiklet kullanmayan kadınlara neden kullanmadıklarını sorduğumuzda en büyük sorunun güven olduğunu gördük; alt yapı yetersizliği, trafikte taciz, cinsel tacize uğramak bu sorunlardan bazıları. Ayrıca bisiklet alt yapısı annelerin çocuklarıyla bisikletle dolaşması için uygun değil.
Bu çalışmamız çok ilgi çekti. Ankete katılım çok yüksekti. Çalıştaylardan aldığımız nitel veriler de buna eklendiğinde çok zengin bilgiler elde ettik. Kadın bisikletçiler ve bazı kadın kuruluşlarıyla işbirliği yaptık ve Barselona belediyesine bir manifesto gönderdik. Bisiklet konusuna cinsiyet açısından bakmaları gerektiğini anlattık. Belediye önerilerimizi uygulamaya koymaya başladı. Bisiklet alt yapısını geliştirirken kadınların ihtiyaçlarını, isteklerini göz önünde bulunduruyor.

Sizinle çalıştıktan sonra kadınlarda gelişen özgüven hayatlarına yansıyor mu?
Evet, bazı kadınların daha sonra mahallelerinde örgütlendiklerini görüyoruz. Mahalle güvenliği konusunda çalışma yapanlar oldu. Bir araya gelerek örgütlenmeleri, bilgilerini paylaşarak yaşamlarını, çevrelerini iyileştirme çabaları harika bir gelişme. Çalışmalarımız bitince biz ayrılıyoruz fakat o kadınlar mahallelerine sahip çıkıyorlar. Sorun olduğunda, değişim gerektiğinde öğrendikleri bu süreçleri kullanarak yeni çözümler üretecekler. Bu çalışmanın kalıcı olmasını sağlayacaklar.

Bu işe başladığınız günden bugüne baktığınızda, şehir planlama konusuna kadınların ilgisinde bir artış var mı?
Evet. Üniversitelerde şehir planlamaya ilgi çok ama bu aynı zamanda akademik sıkıntıları da gözler önüne seriyor. Örneğin cinsiyet odaklı planlama konusu hala ana müfredata entegre edilmiş değil. Bunlar ek ders olarak veriliyor. Bizim çalışmalarımıza katılan, Punt 6’da staj yapan genç kadın sayısı çok. Bu konuda çalışmak isteyen çok. Son beş yıldır da bu konunun uluslararası gündemde yer aldığını görüyoruz. Henüz istediğimiz düzeyde değilse de gelişmeler bizi sevindiriyor.

Kolektifin websitesi: http://www.punt6.org/en/

İklim Değişikliği ve Ekonomik Kriz Altında Gıda Sistemi Dönüşümü

Previous article

Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali Başlıyor: Herkes İyiyse Biz de İyiyiz!

Next article

You may also like