Yazı: Doç.Dr. Murad Tiryakioğlu, Afet Bilinci Derneği Genel Koordinatörü,
[email protected]

Bu kadar özensiz, düzensiz ve üst üste beton dökmeye devam edersek, toprağın intikamı çok acımasız olacak diyoruz ya oluyor. Ortaya çıkan etkileri göremiyoruz zira gözlerimiz, görmek istemediğimiz, can sıkıcı konulara kapalı. Gözümüz, ancak sosyal statümüzün göstergelerimiz mevzu bahis olduğunda açılıyor.

08 Ekim 2020 günü için ulusal yayın kanalları İstanbul başta olmak üzere, pek çok şehirde kuvvetli dolu yağışı beklendiği yönünde uyarılar geçti. Hepimizin aklına ilk evvelâ, yüz binlerce liralık arabalarımız -siz dolar kuruna baksanız da bakmasanız da şu günlerde arabalarımız daha da pahalı- geldi. Kasko primine sel, doğal afet, dolu yağışı dahil miydi, yoksa yüzlerce bin lirayı verdiğimiz arabanın güvenliği için fazladan beş yüz lirayı veremediğimiz gerçeği ile mi yüzleşiyorduk. Zira arabanın tam donanım olduğunu eşe-dosta, sosyal medya takipçilerine göstermek mümkündü ama kasko paketinin içeriği gösterilemiyordu!

  • Gösteremeyeceksek de sahip olmanın ne anlamı vardı?!
  • Sahi, sahip olmanın ne anlamı vardı?!…
[Tam bu noktada, kendisi de sosyolog olmasına ve bu tür felsefi mülahazalara meyyal olmasına karşın sevgili editörüm Barış, -Hoca, hadi ama burası felsefe dergisi mi? dercesine bir bakış atıyor ya da ben öyle hissediyorum, susuyorum ve yazmaya devam ediyorum…]

Arabanın gösterilebilir donanım paketleri kadar önemli olan bir şey daha var ise, o da yaşadığımız evlerin gösterilebilir olması. Özellikle bu karantina süreçlerinde birbirimizin evlerine, hem de oldukça kamusal alanlardan, özgürce girdik, nerede yaşıyoruz, yaşadığımız yerin neresinde çalışıyoruz ve ne kadar da çok çalışıyor ve o kadar da çok okuyoruz, hepsini görme ve gösterme şansımız oldu. Bu noktadaki ironik gündemlerden biri idi, çevrimiçi toplantıların yapıldığı köşelerin ne kadar da kitaplıklı olduğu konusu.

[Yazar burada bir evin çok kitaplıklı olmasını bir metafor olarak kabul ediyor ve kitaplı evlerle kitaplıklı evler arasında farka gönderme yapıyor. Ya Barışcım, gel biz dergiyi, ‘yeşil iş ve yeşil yaşam’ dergisi ile birlikte ‘yeşil felsefe’ dergisi de yapalım… Tamam, sustum! ]

Kitaplık yine iyimser, istenen ve beklenen bir durum. Karantina dönemi, çevrimiçi toplantıların dışında, artan Instagram canlı yayınları ve hikâye paylaşımlarıyla mahrem alanlarımızı teşhir etmemizi daha da meşru kıldı. Ve tam da bu noktada, yine kendimize, değerlerimize, ailelerimize, içinde bulunduğumuz aile yapısına ilişkin samimiyetsizliğimiz ortaya çıktı.

Ne mi oldu?!…

Skoç battaniye ile şömine başında, şöminesi olmayan fakirler (!) ise televizyon ekranındaki alevli arka planla birlikte, tercihen yalnız olmadığımızı da belirtmek için iki kadeh şarap ile Instagram paylaşımları yaparken, gelen dolu haberleri üzerine hemen harekete geçiyorduk. Gösterebileceğimiz şeylerin zarar görmesini engellemek için, insanların paylaşmaya da kıymadıkları gibi asla atamadıkları, çeyizlerinden kalma aslanlı kaplanlı, dallı güllü battaniyelerini gün yüzüne çıkardılar. Aslanlı-kaplanlı battaniyenin arasına sıkışan samimiyetsizlik de bu vesileyle aşikâr oluverdi.

Arabalarımızı da örtüp, güvence altına aldığımıza göre devam edebiliriz, nerde kalmıştık?!…

Yağmur, topraktan süzülüp dünyaya can verebilme özelliğini çoktan yitirdi ve sele, taşkına dönüşerek can alıcı bir cellada dönüştü. Kendi ellerimizle, “can”dan “canî” yarattık. Bunu aslında ve sadece tüketerek yaptık, bol bol tüketerek. Bu Kara Cuma’lar kaç kişinin hayatını kararttı diye düşünmeden edemiyorum. 2019 yılının Kara Cuma’sına ilişkin veriler, az olmadığını söylüyor. Keza, karantina döneminde yapılan ihtiyaç-dışı alışveriş rakamları da benzer eğilimin, güçlenerek devam ettiğini söylüyor.

Tüketimimiz sadece kılık-kıyafet, ayakkabı-çanta gibi ürünlerle sınırlı değil, aynı zamanda yaşam alanlarımızı da hızla ve sınırsızca tüketiyoruz. Salgına ilişkin alınan ekonomik önlem paketinde yer alan konut kredi faizlerinde yapılan indirimler ve vadelerin uzatılması, ev sahibi olanları, yeni bir eve daha sahip olmak için tahrik etti ve Anadolu’nun küçük bir şehrinde, sınırlı çevremde bile en az 4-5 arkadaşım, sahip oldukları harika evlere rağmen hemen bir ikincisini ve hatta kimileri üçüncüsünü aldı.

Bu arada, yaşadığım şehirde var olan ve gittikçe güçlenen bir akımdan da bu süreçte haberdar oldum. İnsanlar yeni ev aldıkları zaman taşınmıyorlarmış. Ne demek ki o, yatırım amaçlı mı almışlar, kiraya mı veriyorlarmış diye soruyorum, saf saf…

Karşımdaki arkadaşta müstehzi bir gülümseme, ne kadar cahil olduğumu yüzüme vurur nitelikte, sadece kıyafetlerini alıp gidiyorlarmış yeni evlerine. Zira evle birlikte daha yeni, daha ışıltılı, gösterilmesi çok daha mümkün, ezcümle daha fotojenik mobilyalar da alınıyormuş!…

Daha lüks, daha pahalı, daha yüksek, daha ışıltılı, ah evet evet, daha çok, tüketmeye devam et!…

[EKO-IQ için yazıyordum değil mi bu yazıyı, ahh be editörüm neden uyarmıyorsun beni!…]

Okuyucuya Not: Eğer bu son yazıma rağmen, EKO-IQ beni yazarları arasında görmeye devam etmek istiyorsa, 2021’de, umuyorum ki daha iyi ve yaşanabilir bir yılda, görüşürüz…

Pandemi Enerji Talebini Düşürdü

Previous article

İklim Değişikliği Performans Endeksi 2021: Hiçbir Ülke Yeterince İyi Değil, Türkiye Zayıf, AB İse Yol Ayrımında

Next article

You may also like