Yazı: Barış DOĞRU, Bulut BAGATIR, Burcu GENÇ

Toplumsal organizasyonların üç ayağı var bildiğimiz üzere ezberden sayılan: Devlet (ben kamu yönetimi demeyi tercih ediyorum ama zaten sorun da bu; devlet kamudan özerk bir alan haline geliyor büyük oranda), özel sektör ve sivil toplum. Dünyanın karşı karşıya olduğu devasa çevresel ve toplumsal sorunların bu üçü bir araya gelmeden, işbirliği yapmadan çözülmesi ise neredeyse imkansız. Ama hepsinin derininde yurttaşlar yok mu? Kamu ve özel sektör en nihayetinde üstyapısal ve temsili kurumlar ancak sivil toplum da arzularını, taleplerini ve birikimlerini doğrudan yansıtacak mekanizmalardan
çoğunlukla yoksun…

Tam da bu yüzden 20. yüzyıl, sağlıktan toplumsal refaha kadar önemli gelişmelere rağmen, devlet elitlerinin ve sermayenin çıkarları doğrultusunda evrildi, biçimlendi. Ve bu durum da dar grup çıkarlarını vekısa vadeli kazanımları büyütürken, eşitlikçi ve uzun vadeli toplumsal ve çevresel kazanımların gelişmesi büyük oranda aksadı. Bu kamusal denetimi sınırlı olsa da yapabilen ülkeler ve ulus üstü organizasyonların (bunun başında Avrupa geliyor) hem toplumsal hem de çevresel eşitlikte daha ileride olduğu görüyoruz. Buradan çıkarılacak temel ders, 21. yüzyılda, sivil toplumun güçlendirilmesi ve katılım mekanizmalarının etkinleştirilmesi, yaygınlaştırılması olmalı. Bu noktada ihtiyaç duyduğumuz bilimsel ve teknolojik ilerleme ve yaklaşımlar bile, halkların baskı ve denetiminin yokluğunda, cılızlaşıyor, etkisizleşiyor.

Dolayısıyla uygarlığın iklim krizinden yoksulluğa, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kamu sağlığına kadar ne kadar sorunu varsa, çözümlerinin arkasında güçlü bir halk katılımı ve güçlü bir sivil toplum organizasyonu ihtiyacı ortaya çıkıyor.

Bu tüm dünya ülkelerinin çeşitli oranda sorunu ancak Türkiye için durum daha da vahim ve acil. Özgün toplumsal ve siyasal nedenlerle sivil toplumu yeni yeni gelişen Türkiye, ne yazık ki bu gelişmeleri de bir süredir kaybediyor (bkz. 26 Aralık’ta TBMM’den geçen ve hükümete dernekleri sorgusul sualsiz kapatmak için olağanüstü yetkiler veren yasa). Sivil toplum katılımı olmadan gideceğimiz bir yol olmadığını devleti yönetenlerin bir an önce anlaması hayati öneme sahip.

Bütün bu nedenlerle bu yılın ilk sayısında sayfalarımızı, Türkiye sivil toplumunun sürdürülebilirlik alanında çalışan temsilcilerine ayırdık. Söz, sivil toplumun ve sivil düşünce kurumlarının… Binlerce kelebeğin havalanması ve kanat çarpışlarının bu sene bir “sürdürülebilirlik fırtınası” yaratması dileğiyle…

Paydaş Kapitalizmi Nedir?

Önceki Haber

“Bir Çok Güçlüdür, Her Şey Bir ile Başlar”

Sonraki Haber

Diğer Haberler