Swiss Re Enstitüsü’nün yeni endeksi, İklim Ekonomisi Endeksi’nde ülkelerin iklim değişikliğinden nasıl etkileneceği incelendi. Türkiye ise Paris Anlaşması’na uyumlu hedefler benimsemesi halinde GSYİH’de kayıp riskini %2,5 ile sınırlandırabilirken, önlem alınmadığı takdirde, GSYİH’nin yaklaşık %10,3’ünü kaybetme riski taşıyor.

Swiss Re Enstitüsü tarafından İklim Ekonomisi Endeksi oluşturulduğu duyuruldu. Hangi ülkelerin iklim değişikliğinden en fazla etkileneceğine, en fazla maruz kalacağına ve iklim risklerine uyum sağlamak üzere en iyi konumda yer alacağını değerlendiren endekste ülkeler; kademeli sıcaklık artışıyla bağlantılı “kronik” iklim risklerinden kaynaklanan ekonomik etkilere; aşırı hava olaylarına, şiddetli sıcaklık/yağış koşullarına karşı kırılganlık derecesine ve ülkelerdeki mevcut uyum kapasitesine göre sıralandığı belirtiliyor.

Ensititüden yapılan açıklamada küresel ekonominin karşılaştığı uzun vadeli tehditlerin en büyüğünü iklim değişikliği oluşturduğu belirtiliyor ve herhangi bir hafifletici önlem alınmadığı durumda, küresel sıcaklıkların 3°C’nin üzerinde artacağı söyleniyor. Bu durumda, dünya ekonomisinin önümüzdeki 30 yıl içerisinde %18 küçülmesi anlamına geldiğine belirten Swiss Re Enstitüsü, oluşturduğu İklim Ekonomisi Endeksi’nin, Paris Anlaşması’nda belirlenen hedeflere ulaşmak amacıyla kararlı adımların atılması durumunda küresel ekonomi üzerindeki baskının azalabileceğini gösterdiğini açıkladı. Bu senaryo, günümüzde sunulan taahhütlerin güçlendirilmesini gerektirdiğini belirten Enstitü, net sıfır emisyonlu ekonomiye geçişin hızlandırılmasında kamu kurumları ve özel sektörün önemli rol oynaması gerektiğinin altını çiziyor. Paris Anlaşması hedeflerine ulaşıldığı durumlarda GSYİH (Gayri Safi Yurt İçi Hasıla) kaybının küresel anlamda %4 olacağı belirtiyor.

Swiss Re Enstitüsü, dört farklı sıcaklık artışı senaryosu uyarınca, 48 ülkenin ekonomisinin iklim değişikliğinin süregelen etkilerinden ne şekilde etkileneceğini değerlendirmek üzere stres testi yöntemini uyguladığını belirtti. Açıklamada küresel ısınmanın, hava koşullarına bağlı doğal afetlerin etkisini şiddetlendirdiği için, ciddi gelir ve verimlilik kayıplarına yol açacağı bildirildi. Örnek olarak deniz seviyesinin yükselmesi, verimli şekilde kullanılabilecek arazilerin kaybına ya da ısı artışı ürün kaybına sebep olduğu verilirken artan sıcaklıklardan en fazla Ekvatoral bölgelerdeki gelişmekte olan ülkelerin etkileneceği öngörülüyor.

Dünyanın En Büyük Ekonomilerinin GSYİH’si 30 Yıl İçerisinde %10’luk Kayıp Yaşayabilir

Rapora göre, küresel ısınmanın 3,2°C artış gösterdiği olumsuz senaryoda Çin’in, yüzyılın ortasına kadar GSYİH’sinin yaklaşık dörtte birini (%24) kaybetmesi öngörülüyor. ABD, Kanada ve İngiltere ekonomilerinin hepsinin yaklaşık %10’luk kayıp yaşaması bekleniyor. Isı artışından Avrupa biraz daha fazla etkileniyor (%11).  Finlandiya veya İsviçre gibi ülkelerin ekonomileri daha az etkilenirken (%6), Fransa veya Yunanistan gibi ülkelerin ekonomilerinde ise daha fazla (%13) etkili olacağı öne sürülüyor.

Türkiye ise Paris Anlaşması’na uyumlu hedefler benimsemesi halinde GSYİH’de kayıp riskini %2,5 ile sınırlandırabilirken, önlem alınmadığı takdirde, GSHİY’nin yaklaşık %10,3’ünü kaybetme riski taşıyor.

Swiss Re Enstitüsü’nün Yönetim Kurulu Başkanı Thierry Léger: “İklim riskleri; toplumların, şirketlerin ve bireylerin tamamını olumsuz etkiliyor. 2050 yılına gelindiğinde dünya nüfusunun, özellikle iklim değişikliğinden en çok etkilenen bölgelerde artış göstererek, yaklaşık 10 milyara ulaşması bekleniyor. Bu durum, risklerin azaltılması ve net sıfır hedefine ulaşılması amacıyla hemen harekete geçmemizi gerektiriyor. Kısa zaman önce yayınladığımız biyolojik çeşitlilik endeksimizde, doğa ve ekosistem hizmetlerinin ekonomiye önemli fayda sağladığını ortaya koyuyoruz. Ancak bu kaynaklar aynı zamanda yoğun tehdit altında bulunuyor. Bu nedenle iklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik kaybı, sağlıklı bir ekonomi ve sürdürülebilir geleceğin sağlanması için bir arada ele almamız gereken zorluklar” diyor.

Swiss Re Enstitüsü, her bir ülkenin iklim risklerinden kaynaklanan ekonomik etkisini değerlendirmenin yanı sıra, bu ülkeleri aşırı kuru ve yağışlı hava koşullarına karşı savunmasızlığına göre sıralandırdığını belirtiyor. Enstitü aynı zamanda ülkelerin, iklim değişikliğinin etkileriyle mücadele etme kapasitesini de değerlendiriyor. Bu bulgular bir araya getirilerek, ülkelerin iklim değişikliğinin etkilerine karşı direncinin sıralaması oluşturuluyor.

Sıralamanın, GSYİH etki analiziyle benzer bulgular sunduğu belirtiliyor. Stres testi analizi gerçekleştiren Enstitü, böylece iklim değişikliğinin etkilerinden en fazla etkilenen ülkelerin, genellikle, artan küresel sıcaklıkların etkilerine uyum sağlamak ya da etkilerini azaltmak üzere en az finansal kaynağa sahip ülkelerle aynı olduğunu ortaya çıkardıklarını bildirdi. Bu bağlamda en kırılgan ülkeler arasında Malezya, Tayland, Hindistan, Filipinler ve Endonezya yer aldığı belirtiliyor. ABD, Kanada, İsviçre ve Almanya’nın da aralarında bulunduğu kuzey yarımkürede yer alan gelişmiş ülkeler, en az kırılganlık gösteren ekonomiler olarak öne çıkıyor.

Kamu ve Özel Sektör Büyük Rol Oynuyor

Kamu ve özel sektör, özellikle küresel ısı artışını 2°C ile sınırlamak için hayati önem taşıyan sürdürülebilir altyapı yatırımlarına yönelik dönüşümde kolaylaştırıcı rol oynayarak bu dönüşümü hızlandırabileceği belirtilen açıklamada, uzun vadeli yükümlülükler ve taahhüt edilen uzun vadeli sermayeler göz önüne alındığında, emeklilik fonları ve sigorta şirketleri gibi kurumsal yatırımcıların oynayacağı rol öne çıktığı belirtiliyor.

Açıklamada, Swiss Re Enstitüsü’nün Baş Ekonomisti Jérôme Haegeli’nin ifadelerine yer verildi: “İklim değişikliği sistemik bir risk ve yalnızca küresel ölçekte ele alınabilir. Şimdiye kadar çok az ilerleme kaydedildi. Hükümetlerin ve özel sektörün net sıfır emisyon hedefleri kapsamında şeffaflık ve saydamlık konuları önem taşıyor. Düşük karbonlu bir ekonomiye geçiş, ancak kamu ve özel sektörün bir arada hareket etmesiyle mümkün olabilir. Kırılgan ekonomilere finansal akışların yönlendirilmesinde kolaylık sağlamak amacıyla küresel işbirliği önem taşıyor. Bugün rotamızı doğru tarafa çevirerek; daha yeşil, daha sürdürülebilir ve daha dirençli bir dünya inşa etme fırsatımız bulunuyor. Gerçekleştirdiğimiz analiz, net sıfır emisyonlu ekonomilere yatırım yapmanın faydalarını gösteriyor. Örneğin, yıllık 6,3 trilyon dolar değerindeki küresel altyapı yatırımlarının yalnızca %10 artırıldığı durumda, ortalama sıcaklık artışının 2°C ile sınırlandırılması mümkün. Bu miktar, gerekli önlemin alınmadığı durumda karşılaşacağımız küresel GSYİH kaybının yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor.”

Doğa temelli çözümlerin ve karbon dengeleme çözümlerinin, teşviklerle ve karbon fiyatlandırma politikalarıyla desteklenmeleri gerektiği bildirilen açıklamada, bu önlemlerin yanı sıra, yeşil ve sürdürülebilir yatırımların taksonomisi için uluslararası bir dil birliğine ihtiyaç duyulduğu belirtildi. Finansal raporlama kapsamında kurumların, Paris Anlaşması ve net sıfır emisyon hedeflerine ne şekilde ulaşmayı planladıklarını düzenli olarak kamuoyuyla paylaşmaları gerektiğinin altı çiziliyor. Sigorta kurumları; hane halklarının, şirketlerin ve toplumların iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum süreçlerindeki birikimleri sayesinde, risk transfer kapasitesi, risk bilgisi ve uzun vadeli yatırımlarda önemli rol oynadığı dile getiriliyor.

Rapora buradan ulaşabilirsiniz.

 

Haberlerimizden zamanında haberdar olmak istiyor musunuz?

İkizdere Halkı, Yaşam Alanlarını Savunuyor: “İkizdere Taş Ocağı Olmasın”

Önceki Haber

Cenneti Cehennem Çukuruna Çevirmek: İkizdere, İkizdere!

Sonraki Haber

Diğer Haberler