HABERLER

İklimin “X” Faktörü

white wind mill lot on green field
Photo by RawFilm on Unsplash

Karşılaştığımız iklim ve biyolojik çeşitlilik krizi yalnızca karbon-nötr enerji kaynaklarına geçişi değil, maddi kaynakların yeniden kullanılabildiği döngüsel bir ekonomiye geçmemizi de gerektiriyor. Yeni teknolojiler geliştirmek ise bu hedefe ulaşırken çok önemli olacak.

Yazı: Sanna Marin, Finlandiya Başbakanı*
Çeviri: S. Sena Akkoç

İklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik kaybı, çağımızın acil zorlukları. Bu nedenle tüm sorumlu siyasi liderlerin bu zorluklara etkili bir şekilde yanıt verecek uzun vadeli politikalar sağlaması gerekiyor. Ulaşılabilir hedeflere dayalı net stratejiler geliştirmeliyiz ve sahip olduğumuz tüm araçları cesurca kullanmalıyız. Özellikle de her güvenilir iklim stratejisinin teknolojik yeniliğe önem vermesi gerekiyor.

2035 yılına kadar iklim nötr hale gelmek ve sonrasında karbon negatif (salınan karbondan daha fazla atmosferik karbonu ortadan kaldırma) ile Finlandiya’nın iklim hedefleri, dünyadaki en iddialı hedefler arasında. Ülkem, yalnızca emisyonları azaltmak açısından değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik ve atıkların yok edilmesine odaklanan döngüsel bir ekonomiyi kullanarak gelişmiş ekonomiler arasında lider olmayı hedefliyor. Planımız, kaynak verimliliği ve döngüsellik oranımızı (ekonomiye geri dönen tüm materyallerin oranı) 2035 yılına kadar ikiye katlamak.

Bunlar, fosil yakıtlardan kurtulan ilk ülke olma yolunda anahtar kriterler. Ancak iklim hedeflerine ulaşmak, değerli doğal kaynaklarımızı korumak için daha iyi yöntemler olmadan mümkün değil. Bilimsel keşifler, yeni teknolojiler ve inovasyonlar, uzun vadeli çözümlerde merkezi bir rol oynayacak.

Ancak, öncelikle tüm ulusal liderler, ülkelerini fosil yakıtlardan nasıl kurtaracaklarını daha yakından incelemeli. Odağımız, biyolojik çeşitlilikten ödün vermeyen enerji kaynaklarının ve yakıtların kullanımını artırmak olmalı. Sıkı sürdürülebilirlik kriterlerine uyan ve yaşam döngüleri boyunca emisyonları azaltan yakıtların alımını teşvik etmeliyiz.

Örneğin biyokütle yakıtlarının yan ürünleri, tekstil ve inşaat malzemeleri gibi yüksek kaliteli, sürdürülebilir ve biyolojik olarak çözünebilen ürünler için kullanılabiliyor. Böylece ormanlarımızdan alınan kaynaklara olan talebi azaltarak biyolojik çeşitliliği koruyabiliyor. Power-to-X** dönüştürme teknolojileri, elektriği ısıya, hidrojene veya sentetik yakıtlara dönüştüren çeşitli süreçlerin de kapısını açıyor.

Bu teknolojiler, daha fazla yatırım ve inovasyonla, yakalanan karbondioksitten sentetik yakıtlar üretmeyi mümkün kılarak kömür, petrol ve doğalgazla yollarımızı ayırmamızı sağlayabilir. Buna, biyolojik temelli sanayi, çimento fırınları ve katı atık yakma tesislerinin ürettiği mevcut endüstriyel baca gazlarından başlayabiliriz. Ancak çok geçmeden, ofis binalarından egzoz havası toplama veya doğrudan hava yakalama (direct air capture – DAC) gibi daha düşük karbonlu kaynakları kullanmak için yeni teknolojiler de geliştirilebilir.

Deneyler şu an devam ediyor. Elektrolize üretilen hidrojeni kullanmak, endüstriyel tesisler ve DAC’dan kaynaklanan karbondioksit olarak kullanılabilir. Bu yöntemler, daha sonra benzin, kerosin ve dizele dönüştürülebilen bir ara ürün olarak sentetik metanol üretiyor. Kulağımıza tuhaf gelse de havadan yakıt üretebilmekten uzak değiliz.

Bu tür yeni teknoloji ve süreçler başlangıçta yüksek bir fiyat etiketiyle gelebilir. Ancak güneş panelleri ve yakıt hücrelerinden gördüğümüz üzere bir teknolojinin maliyeti, kullanımı artmaya başlar başlamaz düşme eğiliminde. Ayrıca, diğer iklim dostu teknolojiler için de pazarlar hızla gelişiyor. Ancak bunlar, derinlik ve kapsam açısından hükümet desteğine bağlı olarak (yakıtlar için harmanlama düzenlemeleri ve karbon fiyatlandırması gibi önlemler üzerinden) değişiklik gösteriyor.

Örneğin, gelecek vaat eden yeni hidrojen bazlı teknolojiler, ölçeğe ulaşmak için fosil yakıtsız elektrik üretiminde büyük bir artış gerektirecek. Ancak bu ihtiyaç, dünyanın birçok yerinde elektrik üretimi için halihazırda en düşük maliyetli seçenekler olan rüzgar ve güneş enerjisi kullanımının yaygınlaşmasıyla karşılanabilir.

Yeni teknolojiler, gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülkede sürdürülebilir yakıtlı bir taşımacılığa doğru büyük bir geçiş sağlayacak. Bu teknolojiler yalnızca küresel karbondioksit emisyonlarını azaltmamızı sağlamakla kalmayıp aynı zamanda birçok endüstriyi de karbon negatif yapacak şekilde konumlandıracaklar.

Ancak teknoloji, iklim krizini çözmeyecek. Aynı zamanda doğru bir politika ortamı yaratmalıyız. Yeşil geçişin önemli bileşenlerinden biri, yüksek karbon fiyatlandırması olacak. Bu da uluslararası düzeyde bir destek ve koordinasyon gerektiriyor. Karbon piyasası mekanizmalarında sürdürülebilir kriterler üzerine anlaşmak, ileriye yönelik en önemli adımlardan biri olacak. Hükümetlerin ise düzenleyici çerçeveler ve finansal teşvikler yoluyla yapısal değişiklikleri desteklemek için daha fazlasını yapmaları gerekiyor.

Küresel olarak fosil yakıtlardan uzaklaşmak, enerji üretiminde ve endüstriyel süreçlerde bir dönüşüm sürecini gerektirecek. O zaman bile, gerçekten döngüsel ve yeşil ekonomiyi geliştirmek için çok daha fazla çalışmaya ihtiyaç olacak. Farklı ülkelerin ihtiyaçları ve avantajları da farklı olacak. Ancak en iyileri hem sanayileşmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde ölçeklendirilebilir çözümler olacak.

Sonuçta emisyonları azaltma hedeflerimize ulaşmak ve iklim felaketlerini önlemek istiyorsak, küresel emisyonların yakında zayıflamaya başlaması gerekiyor. Eğer tamamen iklime zarar vermeyen döngüsel bir dünya ekonomisi yaratacaksak gelecek vaat eden yeni teknolojilerin geliştirilmesi, optimal hale getirilmesi ve küresel olarak dağıtılması gerekiyor.


*Yazı, Project Syndicate’ten alınmıştır. Yazının aslına buradan ulaşabilirsiniz.

**Power-to-X, tipik olarak dalgalanan yenilenebilir enerji üretiminin yükü aştığı dönemlerde, fazla elektrik gücü kullanan bir dizi elektrik dönüştürme, enerji depolama ve yeniden dönüştürme yoludur.

Haberlerimizden zamanında haberdar olmak istiyor musunuz?

İklim Krizi Van’da Bir Gölü Yok Etti

Önceki Haber

“Belediyeler Sıfır Enerji Binalar Dönüşümünde Öncü Olmalı”

Sonraki Haber