Türkiye’de 28 Temmuz günü öğle saatlerinde Manavgat’ta başlayan yangınları 30 ilde, 125 yangın takip etti.

Türkiye’de 28 Temmuz günü öğle saatlerinde Manavgat’ta başlayan yangınları 30 ilde, 125 yangın takip etti. Adana, Mersin, Bodrum, Kocaeli, Manisa, Diyarbakır, Bingöl, Edirne, Kütahya, Kayseri gibi geniş coğrafyaya yayılan alanda devam etmekte olan yangınlarda Manavgat’ta 7 kişi, Marmaris’te 1 kişi hayatını kaybederken sayısız vahşi ve evcil hayvanın telef olduğu tahmin ediliyor. Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, 125 yangının 117’sinin kontrol altına alındığını, üç ilde sekiz yangının devam ettiğini ifade etti.

Süren yangınlarda ise birçok tartışma konusu ortaya çıktı. Farklı uzmanların, yangınlarla ilgili demeçlerini derledik.

Ağaçlandırma

Uzmanlar, orman yangınlarından sonra hızlı bir ağaçlandırma yerine planlı hareket etmenin doğru olduğunu belirttiler, “Başka yerlerden getirilmiş başka türlerle yapılan ağaçlandırmalar aynı zamanda ekolojik bozulmaya yol açar” uyarısında bulundular.

BirGün’den Bilge Sarıhan, İstanbul Üniversitesi Orman Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Barış Tecimen ile röportajında, Prof. Tecimen, Akdeniz Bölgesi’nin doğal unsurlarından olan kızılçam ve makinin yangın sonrasında sürgün verme özelliği olduğunu vurguladı. Tecimen, “Bu yangınların çıkmasını tabii ki arzu etmeyiz; ama kızılçam buna uyum göstermiş bir tür olduğu için yangınlardan sonra doğal olarak gençlik dediğimiz, yani yeni jenerasyon ormanın gelmesi mümkün olabiliyor. Makiler de yine yangından sonra sürgün verme yeteneğine sahip türlerden ve alanı hızlı bir şekilde örtme özelliğine sahip” dedi.

Cumhuriyet’te yer alan habere göre Bartın Üniversitesi Orman Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdoğan Atmış, yangın sonrası ağaçlandırma çalışmalarının gerekli denetimler gerçekleştirildikten sonra uygulanması gereken bir yöntem olduğunu aktardı. Atmış, şu aşamada bir kampanya yapılacaksa bu kampanyanın “orman yangınlarını önleme ve zarar gören kesimlere yardımcı olma” noktasında olması gerektiğini ifade etti. Yanan alana fidan dikme gibi uygulamaların ekolojik yapının bozulmasına neden olabileceğinin altını çizen Atmış, sözlerini şöyle sürdürdü: “Orman yangınlarından sonra o sahanın hemen ağaçlandırılması gerekmiyor. O saha ormanlaştırılmalı. Bunun için ağaçlandırmaya gerek kalmayabilir. Çünkü yanan sahalar kendilerini onarabilirler. Yapılması gereken, uzmanların yanan sahalara gidip ormanın kendini yenileyip yenileyemeyeceğini tespit etmesi. Eğer kendini yenileyebilecekse etrafının çitle çekilip ormanın kendi haline bırakılması yeterli.”

ANKA’dan Dilan Kutlu’nun haberine göre, İstanbul Üniversitesi Orman Botaniği Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ünal Akkemik yanan orman sahalarının yeniden kazanılmasında doğal ekosistemin oluşturulması gerektiğini söylerken, “Bunun için de popülist yaklaşımlar ve toplumsal baskıların etkisiyle hızlı bir ağaçlandırmaya gitmek yerine planlı düşünmek gereklidir. Başka yerlerden getirilmiş başka türlerle yapılan ağaçlandırmalar aynı zamanda ekolojik bozulmaya yol açar. Hızlı bir şekilde başlatılan ağaçlandırma kampanyalarına bazı büyük firmalarında destekler verdiği, bağışlar yaptığını görmekteyiz. Bu da büyük şirketlerin kendini aklaması için bir yoldur” dedi.

 “Orman Yangınlarıyla İlgili Bir Enstitü Yok”

Türkiye Ormancılar Derneği Batı Akdeniz Şube Başkanı Profesör Doktor Tuncay Neyişçi ise, Türkiye’de orman yangınları konusunda bilimsel çalışmaların sayısının iki elin parmaklarını geçmediğini hatırlatarak, “Türkiye’de 10’un üzerinde orman fakültesinin bulunuyor olmasına karşın, orman yangınlarıyla ilgili araştırma kurumları veya üretilmiş araştırma sayıları çok azdır. Farklı bitki örtüsü tiplerinin yangında davranış biçimleri etkisi konusunda da pek fazla bir çalışmamız yoktur. Türkiye’de en fazla alan kaplayan kızılçam 3 milyon hektarlık bir alandır. Kızılçam üzerinde çalışan bir enstitümüz yoktur ki yangınların büyük bir bölümü de bu bitki türleri üzerinden çıkar. Okaliptüs türleri için araştırma enstitülerimiz vardır. Ama orman yangınlarıyla ilgili çalışan bir enstitümüz yoktur. Türkiye’de ormancılığa bilimsel bir açıdan bakıyor olursanız bunun altyapısının çok sağlam olmadığı çok açık şekilde görülüyor” diye konuştu.

“Orman Yangınlarında %72’lik Artış Var”

Bartın Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Erdoğan Atmış, daha önce de bu tür yangınların çıktığını ancak ormancılık teşkilatının bir şekilde bunu büyümeden söndürdüğünü ifade ederek, “Ama bu sefer büyük bir başarısızlık var. Rakamları değerlendirdiğimiz zaman 2016-2020 yılları arasındaki ortalama yıllık yangın sayısının arttığını görüyoruz. Yanan orman alanın arttığını görüyoruz ama bunlardan öte yangın başına yanan alan miktarının arttığını görüyoruz. %72’lik bir artış var. Bu da yangınlarda mücadelede başarısız olduğunun göstergesi. Bu rakamlar Orman Genel Müdürlüğü’nün kendi rakamları. Ormanlarımız parçalanıyor. Bu parçalanmanın önemli bir nedeni ormanlarda yapılan madencilik, enerji, turizm, karayolu, köprü ve diğer altyapı yatırımlarına Tarım ve Orman Bakanı’nın çok kolay izinler vermeye başlaması” dedi.

2B ile orman dışına çıkarılmış alanların 620 bin hektara ulaştığını hatırlatan Atmış, “Bu alanlarda çeşitli yerleşimler başladı. Ormanlarda insanlığın etkileşiminin arttığını görüyoruz bu etkileşim arttıkça da yangın riski artıyor. Tarım ve orman bakanlığının daha farklı stratejilerinin olması gerekiyor. Suçu başka şeylere atıyorlar otel yapacaklardı da yaktılar gibi. Asıl tartışmamız gereken son yıllarda ormancılık politikalarının yanlış uygulanması ve ormancılık yönetimindeki büyük boşluktur” dedi.

“Orman Yangınlarının %40’ının Neden Çıktığını Bilmiyoruz”

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi, Prof. Dr. Doğanay Tolunay da Türkiye’de orman yangınlarının %89’unın insan kaynaklı, %11’inin ise yıldırım gibi doğal nedenlerle çıktığını belirtti. Tolunay, insan kaynaklı yangınların ihmal, kaza ya da kasıtlı olarak çıkarılan yangınlar olduğunu söyleyerek, “Çok değişik sebepler de olabiliyor. Yanında çalıştığı orman şefine kızarak orman yakan ya da işinden olmamak için kasıtlı orman yakan orman işçisine kadar. Son yıllarda terör amaçlı yangınlar da çıkıyor. Son 10 yılın kabaca ortalaması yıllık ortalama %6 terör amaçlı yangın. Bazen terör örgütleri yakmadıkları orman yangınlarını da üstlenerek, kendi propagandalarını yapabiliyorlar. O nedenle yangın çıkış amaçlarının takip edilmesi, yangın devam ederken kamuoyuyla paylaşılması gerekiyor. Bu paylaşılmadığı sürece provokasyon amaçlı söylemler dolaşabiliyor” dedi.

Orman yangını bittikten sonra da bu yangınların ciddi olarak araştırıldığını ve araştırmayı yapan kurumların ise kolluk kuvvetleri olduğunu belirten Tolunay, “Çıkan yangınların büyük bir çoğunluğunun da çıkış nedeninin bilinmediğini söylememiz gerekiyor. Orman yangınlarının %40’ının neden çıktığını ortaya koyamıyoruz. Herhangi bir görgü tanığı yok. Kamera yok. Çıkış nedeni bilinmeyen yangınların bilinmemesi bazen yanlış da yorumlanabiliyor” dedi.

Ormanlarda Bakım Yangın Riskini Azaltır

Euronews’in Artvin Çoruh Üniversitesi’nden Prof. Dr. Aydın Tüfekçioğlu ile röportajında, iklim değişikliğinden kaynaklı olacağı bilim insanlarının ortak kanısıdır ancak veri yetersizliğinden dolayı iklim krizinin etki oranını bilemediklerini söyledi. Daha yanıcı yaprak türlerinin olduğu bölgelerde tampon bölgelerinin oluşturulmasının ve ormana bakım yapılmasının ölü örtü ayrıştırılması için önemli olduğunu dile getiren Prof. Tüfekçioğlu, kızılçamın Akdeniz türü olarak yangına dayanıklı bir tür olduğunu ifade etti. Gerekli önlemler alındığında yangının büyümeden bir örtü yangını şeklinde kalacağını ve bakımın öneminin altını çizdi.

“Orman Köylüleri Azaldı”

Tarım Orman-İş Sendikası Genel Başkanı Şükrü Durmuş’un Sputnik’e verdiği röportajda ise 1980’de Türkiye nüfusunun 44 milyon olduğu dönemde 12 milyon orman köylüsünün bulunduğunu, 2020’de ise 84 milyonluk nüfusun yalnızca 7,5 milyonunun orman köylüsü olduğunu ifade etti. İlk müdahaleyi yapan orman köylüsünün kalmamasının yangınların yayılmasında etkisi olduğunu belirten Durmuş, “orman köylüsü ormanın üretiminden, fidanlamasına, bakımına her türlü işle uğraşıyordu ve oradan da aldığı parayla yaşamını sürdürüyordu. Bugün bu elinden alındı, tüccara verildi. Eskiden orman muhafaza memuru olmadan köylülük şartı var. Şimdi bu kaldırıldığı gibi sözleşmeli alınıyor” dedi.

AKUT Vakfı, Yangınla Karşılaşınca Yapılması Gerekenleri Açıkladı

Vakıf’tan yapılan açıklama şu şekilde:

  1. İhbar Et: Orman yangını gördüğümüz an derhâl 112’yi aramalıyız. Yangının meydana geldiği mevkiyi olabildiğince açık ve anlaşılır bir tarifle yetkililere bildirmeliyiz. Telefonumuzla konum gönderme şansımız varsa yetkililere bölgenin konumunu iletmeliyiz. Görüşmemiz bittikten sonra telefonumuzun bataryasını idareli kullanmalıyız.
  2. Söndürebileceksen Müdahale Et: Alevlenme henüz tek başımıza müdahale edebileceğimiz aşamada ise yeşili bol dal parçası ile ateşi söndürmeliyiz. Zemin uygunsa ateşe toprak serpmek de alevleri söndürmemize yardım edecektir. Alevler kesilmiş olsa bile ateşin tamamen söndüğüne emin olmalıyız.
  3. Söndüremeyeceksen Oradan Derhal Uzaklaş: Bizim müdahalemizin yetersiz kalacağına emin olduğumuz durumlarda, yetkililere ihbarda bulunduktan ve bölgenin dijital konumunu paylaştıktan hemen sonra sakin olmaya çalışarak oradan hızla uzaklaşmalıyız. Kaçış için kullanacağımız rotayı belirlerken yangının meydana geldiği arazinin tipine göre karar vermeliyiz. Kaçarken yoğun dumana maruz kalıyorsak ağzımızı ve burnumuzu mümkünse ıslak, değilse kuru bir bez ile kapamalıyız.

Yangına düz alanda yakalandıysak, derhâl rüzgârın yönünü tespit etmeliyiz. Rüzgâr bizim olduğumuz yöne doğru esiyorsa rüzgârı arkamıza alarak hızla en yakın açık alana koşmalıyız. Yangının yakınından geçmeye mecbursak ve yanan alanının yüzeyi çok büyük değilse yangının sağ ve sol kollarını kontrol ederek alevlerin daha az olduğu koldan bölgeyi terk etmeliyiz. Kesinlikle yangının merkezine doğru hareket etmemeliyiz.
Yangına vadide yakalandıysak, vadilerde rüzgârla birlikte hava akımı oluştuğundan yangın rüzgârın etkisiyle vadi tabanından yukarıya doğru bir rota çizecektir. Bu tür bir durumda rüzgârın ters istikâmetine doğru koşarak vadinin alt kısımlarına inmeli ve hızla en yakın açık alana ulaşmalıyız. Yangının devam ettiği vadi yamaçlarını kaçış rotası olarak kullanmaktan kesinlikle kaçınmalıyız.
Yangına engebeli arazide yakalandıysak, sırtlar ve sırt arkaları, rüzgârın etkisini yitirdiği veya aksi yönde esen rüzgârların kendini gösterdiği bölgeler olduğundan, kısa vadede en uygun korunma alanlarıdır. Bu nedenle engebeli arazide karşılaştığımız yangınlarda öncelikle derhâl en yakın sırtın arka tarafına geçmeli, ardından yangının aksi yönündeki en yakın açık alana doğru hızla koşmalıyız.
Yangına dere kenarında yakalandıysak, alevler dar dere yataklarında ve kutu dere yataklarında bakıyla paralel daha hızlı ilerleme eğiliminde olduğundan dere yataklarına paralel kaçış rotası oluşturmaktan kaçınmalıyız.
Yangına kanyonda yakalandıysak, rüzgâr arkamızdan geliyorsa ve yangın önümüzdeyse kanyon baca görevi göreceğinden alevler kanyonun dar yönüne doğru hareket edecektir. Bu nedenle hızla alevlerin tersi yönüne kaçmalı ve mümkün olduğunca kanyonun en geniş bölgesine inmeliyiz. Kaçarken aşırı ısınmadan dolayı oluşabilecek kaya parçalanmalarına ve ağaç devrilmelerine dikkat etmeli, özellikle başımızı koruyarak yürümeliyiz. Kanyonda ilerlememiz mümkün değilse ve civarda mevcutsa kapalı ya da kısmen kapalı mağara odacıklarına sığınmalıyız. Mağara odalarına sığınırken bilmediğimiz rotada ilerlemekten kaçınmalıyız.
Yangına tatil beldesinde yakalandıysak, yetkililerin uyarılarına birebir uyarak bölgeyi en yakın ve en güvenli yoldan terk etmeliyiz.
Yangına yakalandığımız bölge deniz kenarındaysa ve yollar kapanmışsa rotamızı rüzgâra göre oluşturmalıyız. Rüzgâr denizden karaya doğru esiyorsa deniz kenarında kalıp kurtarılmayı beklemeliyiz. Rüzgâr karadan denize doğru esiyorsa, yollar kapanmışsa ve kaçacak başka bir güzergâh yoksa belli bir seviyeye kadar denize girebiliriz. Su yüzeyinde alev dilleri oluşursa tüm bedenimizle suyun altına girip nefesimizi tutabildiğimiz oranda beklememiz hayatta kalma şansımızı artıracaktır.
Yangının tam ortasında kaldıysak, kaçma imkânını tümüyle kaybettiğimiz durumlarda etrafta bir çukur varsa içine girmeli; çukur yoksa en geniş alevsiz alana geçerek kendimiz mümkün olduğunca derin bir çukur kazıp içine girmeliyiz. Bu esnada çıkan nemli toprağı koruyucu işlevinden dolayı üzerimize serpmemiz, hayatta kalma şansımızı artıracaktır. Yüzümüzü nemli bir bezle kapamamız mümkünse tüm yüzümüzü örtmeli, böylelikle yayılan gazdan olabildiğince korunmalıyız.
Doğa sporları ve sair doğa aktiviteleri ile ilgileniyorsak bu tür aktivitelerde yanımızda bulunması için ısıya dayanıklı yangın battaniyeleri, ısıya dayanıklı 1-2 m²’lik brandalar ve maske temin etmemiz büyük önem arz etmektedir. Yangına bu gibi bir aktivite esnasında maruz kaldıysak ve kaçabileceğimiz alan yoksa kazacağımız çukurun içine girip üzerini ısıya dayanıklı bu materyallerle kapatarak ve maskemizi takarak kendimize nispeten güvenli bir bölge oluşturabiliriz.

Haberlerimizden zamanında haberdar olmak istiyor musunuz?

BM’den Fazla Gıda’ya En İyi Küçük İşletme Ödülü

Önceki Haber

Gençler Su, Ekoloji ve Sürdürülebilir Kentleşme için Harekete Geçiyor

Sonraki Haber

Diğer Haberler