red and white boat on river during daytime
Photo by Christian ter Maat on Unsplash

İklim değişikliğine yanıt vermek, fosil yakıtlardan temiz teknolojilere muazzam bir geçiş ile birlikte milyonlarca hanenin davranışlarının da değişmesini gerektirecek. Mevcut ekonomik sistem zorluklarla mücadele edebilir ancak politik liderler, iklim eyleminin neleri kapsayacağı konusunda net olmalı.

Yazı: Jean Pisani-Ferry*
Çeviri: S. Sena Akkoç

Uluslararası İklim Değişikliği Paneli’nin son raporuna göre iklim değişikliği su götürmez bir gerçek: Önümüzdeki yıllarda seragazı emisyonları ciddi oranda düşürülse bile küresel ısınma en az 2050’ye kadar devam edecek. Eğer emisyonlar yavaş düşürülürse bu yaz yaşanan türden sıcak dalgaları, kuraklıklar, sağanak yağışlar ve seller daha da sıklaşacak. Okyanus sirkülasyonundaki ani ve geri dönüşü olmayan değişiklikler gibi daha büyük felaketler göz ardı edilemez.

Neyse ki halk, sorunun aciliyetine giderek daha çok ikna oluyor. Yakın tarihte hazırlanan bir Birleşmiş Milletler (BM) anketi, 50 ülkeden insanların yaklaşık üçte ikisinin iklim değişikliğini bir acil durum olarak gördüğünü gösteriyor. Asıl soru, iklim eyleminin neleri kapsayacağı: Gelirleri, işleri ve yaşam koşullarını nasıl etkileyecek? Çoğu vatandaş bunu bilmiyor çünkü gelecekleri hakkında oldukça zıt bakış açıları sunuluyor.

Bir yandan teknoloji iyimserleri, yeni ve yeşil inovasyonların sorunu çözebileceği konusunda eminler. Gelecek vizyonları çok basit: Petrollü araçlar yerine elektrikli araçlar kullanacağız, uçaklar yerine yüksek hızlı trenlerle seyahat edeceğiz ve karbon-nötr evlerde yaşayacağız. Belki zenginler başka kıtalarda tatil yapmaktan vazgeçmek zorunda kalabilir ama diğer herkesin yaşam tarzı esasen aynı kalacak.

Diğer yandan ise büyüme şüphecileri, karbon nötrlüğe geçişi yılların tüketici odaklı ekonomik büyümesine son verecek temel bir değişim olarak görüyor. Yeni bir “büyüme-sonrası” veya “küçülme” dönemine gireceğiz. Nitelik, niceliğin yerini; sosyal etkileşim de maddi tüketimin yerini alacak.

Her iki taraf da emisyonları kesme hedefini paylaşıyor. Ancak tekno-iyimserler, yeşil kapitalizmin ekonomik bir dönüşüm başlatacağına güvenirken şüpheciler, büyümenin yıkıcı bir bağımlılık olduğunu ve bu bağımlılığın yalnızca savurgan bireysel yönetimi dizginleyerek tedavi edileceğini savunuyor. Onların görüşüne göre iklim değişikliği ile mücadele, kapitalizmin kendisi ile bir mücadele.

Ekonomistler genellikle tekno-iyimserlerden yana. 2009’da, MIT’den Daron Acemoğlu, Collège de France’dan Philippe Aghion ve onların ortak yazarları, teknik ilerlemenin kahverengi (karbon yoğun) teknolojilere yönelik büyük ölçüde önyargılı olduğunu gözlemledi. Hükümet sübvansiyonlarının, düzenlemelerinin ve karbon fiyatlandırmasının inovasyonu daha temiz teknolojilere yönlendirerek yeşil büyümeyi giderek daha verimli hale getireceğini ifade ettiler. Bu tahminler, yenilenebilir enerjinin maliyetlerindeki düşüş ile doğrulandı. Enerji Dönüşümleri Komisyonu Başkanı Adair Turner, gelişmekte olan birçok ülkede yeşil enerjinin hızla fosil yakıttan daha ucuz hale geldiğini söylüyor. Aynı durum elektrikli piller için de geçerli.

Bunun sebebi, giderek daha fazla şirketin daha temiz bir geleceğin parçası olmak için yatırım yapmasıyla kapitalizmin yeşile dönmeye başlaması. Tesla, şu an General Motors’dan yedi kat daha değerli, hem de 2020’de 14 kat daha az satış yapmasına rağmen… Yine de kahverengi kapitalizm hâlâ oyalanıyor, hayatta kalmak için direniyor. 19. yüzyılda tarım ve sanayinin üretim çıkarlarının birbiriyle çakışmasının aksine bugünün savaşı iklim aktivistleri ve kapitalizm arasında değil, kapitalizmin iki kolu arasında.

Bu iyi bir haber. Ancak sırayla iki uyarı var. Öncelikle; teknoloji, tüketim toplumunu kurtarmaya yetişse bile insanların yaşam tarzlarını değiştirmeleri gerekiyor. Çünkü bir çok enerji-yoğun banliyö konutunun karbon-nötrlük testini geçmesi mümkün değil. Bunlar, terk edilen varlıklar (stranded assets**) olarak sonuçlanabilir. Bu durum temel varlığı mevcut ev sermayesi olan haneler için bir sorun olacak. Benzer bir şekilde, et ağırlıklı diyetlerin derin dönüşümü de binlerce yıllık tarım ve yemek geleneklerini bozacak.

Bu nedenle büyüme şüphecileri teknolojinin sihirli bir değnek olmadığını söylemekte haklılar. Küçülmenin iklim sorununu çözeceği fikri saçma olsa da insanları davranış değişikliğine ihtiyaç olacağı konusunda uyarmak psikolojik olarak mantıklı.

İkinci uyarı ise, yeşil teknolojiler geleneksel olanlara göre daha uygun fiyatlı olsalar bile dönüşüm maliyetli olacak. Uzun zamandır ertelediğimiz için şu an ani bir değişimle karşı karşıyayız. Basitçe, mevcut sermaye stokunun önemli bir kısmının (binalar, makineler ve araçlar) ekonomik ömürlerinin sonuna gelmeden atılması ve değiştirilmesi gerekecek. Bu aşamalı çıkışın karbon fiyatlandırması yoluyla mı yoksa daha sıkı emisyon düzenlemeleri ile mi tetiklendiğinin bir önemi yok. Her durumda, aynı miktarada çıktıyı korumak için daha büyük yatırımlar gerekecek.

Ekonomistler, sermaye stoğunun aniden eskimesini negatif bir arz şoku olarak adlandırıyor çünkü bu durumun ana ekonomik etkisi potansiyel çıktının geçici bir süre için de olsa azalması. Bu ifade, 1970’lerde petrol fiyatlarının ani yükselişini anlamlandırmak için çıkarılmıştı. Tahmini bir hesap ise önümüzdeki on yılda bizi beklemekte olan şokun 1970’deki ile hemen hemen aynı büyüklükte olacağını gösteriyor.

Tahminlere göre, GSYİH’nin %2’si kadar azalan potansiyel üretim ve daha fazla yatırımın kombinasyonu, tüketici refahı için bir darbe anlamına geliyor. Daha doğrusu, tüketici refahı kısa dönemde düşecek ve ülke, güvenliğini korumak için askeri bir birikime girince uzun vadede iyileşecek. Ayrıca, geleneksel karbon-yoğun sektörlerde istihdam kaybı olacak ancak karbon-nötr endüstrilerde başka işler yaratılacak. Yine de bu, önemli bir geçiş maliyeti demek: Dökümhane çalışanları birden bire bina yalıtım uzmanlarına dönüştürülemeyecek.

Siyasi liderlerin gelecek konusunda dürüst olmaları gerekiyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Avrupa Yeşil Düzeni’nin Avrupa’nın “yeni büyüme stratejisi” olduğunu öne sürerken yaptığı gibi, Joe Biden da “milyonlarca iyi ücretli, orta sınıfa yönelik ve sendikalı iş yaratma fırsatı” derken biraz yanıltıcı oluyor. Her ikisi de parlak bir gelecekten bahsetmek konusunda haklılar. Ancak bazı işlerin yok olacağı ve refahına azalacağı gerçeğini göz ardı etmek de yanlış.

Vatandaşlar, iklim eyleminin aciliyeti konusunda bilinçli olsalar da bu eylemin sonuçlarından emin değiller. Vatandaşların ihtiyacı olan şey netlik, göz boyayan vaatler değil. İnsanları karbonsuzlaşma çabalarını benimsemeye ikna etmenin en iyi yolu önümüzdeki zorlukları küçümsemek değil, onları doğru bir şekilde tanımlayarak nasıl ele alınacaklarını açıklamak.


*Bu yazı Project Syndicate’den çevrilmiştir.

**Terkedilen Varlıklar (Stranded Assets): Piyasa dinamikleri, yasal mevzuat, toplumsal değişiklikler gibi öngörülmeyen etkiler sonucunda beklenen getiriyi/kârı sağlamayan varlıklar.

Haberlerimizden zamanında haberdar olmak istiyor musunuz?

Dünya Belediye Başkanı Başkent Ödülü Mansur Yavaş’a

Önceki Haber

“Geç Olmadan” İklim Buluşmaları 18 Eylül’de Başlıyor

Sonraki Haber

Diğer Haberler