Photo by Azzedine Rouichi on Unsplash

Global Witness, Paris Anlaşmasından beri her hafta ortalama dört çevre savunucusunun öldürüldüğünü açıkladı. Ancak gazetecilik ve sivil özgürlükler üzerindeki kısıtlamalar göz önünde bulundurulduğunda gerçek sayıların çok daha fazla olduğu belirtiliyor.

Global Witness’ın yeni raporuna göre, 2020’de 227 çevre savunucusu öldürüldü. Öldürülen çevre savunucuları çoğunlukla ormanları maden endüstrilerine karşı savunan yerliler veya küçük çiftçilerdi.

Tarım işletmeciliği ve keresteciliğin de dahil olduğu madencilik sektörünü suçlayan İngiltere merkezli savunuculuk grubunun son hesaplarına göre 2020’de rekor sayıda çevre aktivisti öldürüldü.

Belgelenen cinayetler (227 kişi) dünya çapında olsa da özellikle Latin Amerika ve Amazon’da sayılar artıyor. Global Witness’ın yayımladığı rapora göre gerçek sayılar muhtemelen çok daha yüksek.

Grup, “Verilerimiz Paris Anlaşmasından beri her hafta ortalama dört savunucunun öldürüldüğünü gösteriyor. Ancak gazetecilik ve diğer sivil özgürlükler üzerinde artan kısıtlamalar yüzünden bu şok edici sayılar kesinlikle hafife alınıyor ve muhtemelen vakaların bir kısmı bildirilmiyor” dedi.  

Öldürülenlerin çoğu kerestecilik, tarım işletmeciliği ve madencilik gibi endüstrilerden ormanları koruyan küçük üreticiler ve yerli halktı. Kerestecilik ise Brezilya, Nikaragua, Peru ve Filipinler’de 23 ölüm ile cinayetlerle en çok bağlantısı olan sektör.

2019’da da rekor kırılmış ve Global Witness’ın raporuna göre 212 çevre savunucusu öldürülmüştü.

Bu yılın raporu, Glasgow’daki COP26’da bir sonraki küresel iklim müzakereleri için dünya liderleri toplanmaya hazırlanırken ve ülkeler 2015’teki Paris Konferansında belirledikleri hedeflere ulaşmak için seragazını kesme hedeflerini güncellemeyi planlarken çıktı. Raporun yazarları, ülkelerin küçük ölçekli üreticiler, yerli gruplar ve çevre savunucuları dahil olmak üzere toprağı koruyan insanların emisyonları azlatmada oynadıkları rolü tanıyarak insan haklarını da gelecekteki taahhütlerine entegre etmeleri gerektiğini vurguladı.

Yakın zamanlarda gerçekleştirilen bazı araştırmalar, yerli halkın ve küçük ölçekli toprak sahiplerinin kalkınma veya sömürüden gelen emisyonları depolamak için kritik önem taşıyan ormanların ve ekosistemlerin korunmasında özellikle iyi olduklarını gösterdi.

İklim savunma grubu 350.org’un kurucusu Bill McKibben, “Her yıl, topraklarını savunurken öldürülen insanların aslında ortak gezegenimizi ve özellikle de iklimimizi savunduklarını anlamamız gerekiyor” dedi.

Rapor, şirketlerin, toprağını korumak isteyen insanlar için tehlikeli koşullar yaratmada oynadıkları role dikkat çekti. Raporun yazarları, hükümetleri, şiddetten sorumlu olan şirketlerden ve finans kurumlarından “zorunlu durum tespiti” istemeye çağırıyor. Hükümetlerin ayrıca, şirketler de dahil olmak üzere faillere dava açılmasını sağlaması gerekiyor.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Savunucuları Özel Raportörü Mary Lawlor, bir basın konferansında “Yaptıkları yanlış. Hiçbir savunmaları yok. Yatırımcılarla mücadele etmeliyiz. Yatırımcıların neye yatırım yaptıklarını ve bunun yerel topluluklar ile çevre üzerinde ne gibi etkileri olduğunu bilmeleri gerekiyor” dedi.

Avrupa Birliği (AB) ise, iki mevzuat hazırlıyor. Biri, AB’de iş yapan şirketlerin, üretim için gerekli malları tedarik ederken çevreye verilen zararları ve insan hakları ihlallerini hesaba katacak adımlar atmalarını gerektirecek. Diğeri ise orman ürünlerini kullanan şirketlerin yalnızca yerel toplulukların açık rızasını alan işletmelerden kaynak veya fon sağlamasını gerektirecek.

Avrupa Komisyonu Adalet ve Tüketiciler Genel Müdür Yardımcısı vekili Nils Behrndt, “Bazı şirketler çok hassas ve sürdürülebilir tedarik zincirleri kurarken bazıları böyle yapmıyor. Çoğu genellikle ekonomik çıkarlarını kovalıyor. AB’de diplomasiyi ve aynı zamanda finansal araçları kullanıyoruz. Bu benimsediğimiz, iki yönlü bir yaklaşım” dedi. Behrndt, AB’nin diğer ülkeleri de benzer düzenlemeler getirmeye iteceğini söyledi.

Şu ana kadar arazi savunucularını koruyan yasalar büyük ölçüde başarısız oldu. Lawlor, bekleyen AB yasalarının “umudun ilk ışığı” olduğunu söyledi ve “Bu riskler ve cinayetler maalesef yeni değil. Şu ana kadarki önlemler de maalesef işe yaramadı” dedi.

Haberlerimizden zamanında haberdar olmak istiyor musunuz?

Anadolu Efes’ten 2030’da Net Sıfır Karbon Olma Taahhüdü

Önceki Haber

24 Eylül’de Küresel İklim Grevi için Kadıköy’e

Sonraki Haber

Diğer Haberler